Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
17 Mayıs 2017 Çarşamba, 09:46
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

Toplumsal Huzur İçin Adalet

Toplumsal Huzur İçin Adalet   Hak ve haksızlık şu günlerde çokça dillendiriliyor. İlk KHK’nın yayınlandığı 1 Eylül 2016 tarihinden bu yana gündemden hiç düşmemişti oysa. Ama bugünlerde daha bir yüksek perdeden söylenmesi haksızlığa karşı dayanılamayacak bir boyuta gelinmesi. Ya da HAK için direnenlerin sayısının artması, sesini yükseltmesi. Vicdanın bir insan için en iyi muhasebe olduğu […]

Toplumsal Huzur İçin Adalet

 

Hak ve haksızlık şu günlerde çokça dillendiriliyor. İlk KHK’nın yayınlandığı 1 Eylül 2016 tarihinden bu yana gündemden hiç düşmemişti oysa. Ama bugünlerde daha bir yüksek perdeden söylenmesi haksızlığa karşı dayanılamayacak bir boyuta gelinmesi. Ya da HAK için direnenlerin sayısının artması, sesini yükseltmesi.

Vicdanın bir insan için en iyi muhasebe olduğu varsayımından yola çıkıldığında hesabın kabarık olacağı aşikâr. Toplumsal hafızamızda ne derin yaraların olduğunu herkes bilir. Vicdan muhasebesinde ölümle barış arasında ne denli tezatlık olsa da bir o kadar da kader arkadaşlığı var.

Barışı ne kadar istersen ölüm seni o kadar takip ediyor. Aylardır onlarca KHK sayesinde ocaklara düşen ateş bir türlü söndürülmediği gibi, sürekli harlanıyor. OHAL, Oyy HALim dedirtiyor.

İşten atılan yüzbinlerin sesi soluğu duyulmak bir yana haberi dahi yapılmıyor.

Basın açıklaması yapılmasına izin verilmiyor. İşten atılmışsın sesini duyurmak istiyorsun, izin yok!

Mağdur edilen binlerce insanı anlamanın vicdanı nerede?

Vicdan denilen şey; bir Müslümanın yüreğinde, inancında, okuduğu dua ve surededir.

Vicdan denilen şey; insanım! diyen her bireyin insan olmaktan kaynaklanan sesidir.

İşten atılan her emekçi bu ülkenin vicdanıdır!

Hak ve hukuk denilen iki olgu çağın vazgeçilmez sihirli sözcükleridir. Çünkü vicdanlarını kiraya verenler ve vicdanlarını askıya asanlara karşı bir kurtuluştur. Mağdur edilen yüzbinlerce insanı terör ile ilişkilendirmek ve terörist ilan etmek HAKsız!

Emek en yüce değerdir! Ve emeğin elinden alınması en büyük haksızlık! !Kul Hakkı! En büyük günahlardan olduğunu yazmama gerek yok.

İşten atılan emekçileri, ama, fakat, lakin gibi kavramlarla suçlu göstermek, onları hakir görmek insani değil. Amalarla, fakatlarla kul hakkı yemeyi gerekçelendirmek vicdani değil. Hakkını aramak isteyenlere karşı engel çıkarmak ta öyle.

İşten atıldık! Peki neden?

İşten attınız! Peki suçumuz neydi?

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça sırf bu yüzden  69 gündür açlık grevi yapıyor. Sırf işi için açlık grevi yapan 2 emekçi! İş, ekmek ve barış istemenin dayanılmaz ağırlığında geçen OHAL günlerinin artık son bulması gerekir. KHKlar geri çekilmeli. Mağdur edilen emekçiler işlerine iade edilmeli. Toplumsal huzur ve refahın sağlanması buna bağlı.

Barışı savunmak ve bu ülkede ölümlerin yaşanmaması için ses çıkarmak suç sayılamaz.

İnsanca bir yaşamı savunmak ve adaletin herkes için gerekli olduğunu dillendirmek suç sayılamaz.

Ülkede yaşayan herkes için nitelikli, bilimsel ve inanç özgürlüğüne dayanan bir eğitimi savunmak haktır.

Yüreğiyle, emeğiyle iş yapan tüm emekçiler işlerine geri dönmeli. Bu ülkenin aydınlık yüzleri eğitimcilerine kıyanlar ülkenin aydınlık geleceğine de darbe vurmuş olurlar. Aydınlara, düşünce insanlarına, sanatçılara, eğitimcilere, akademisyenlere acı çektiren ülkelerin geleceği…

İşimi emeğimi geri istiyorum!..

Bu kadar sosyal gerilimin yaşandığı bir ülkede ve her an işten atılma kaygısı ve korkusu yaşayan çalışanlar nasıl huzurlu olabilsin. Kara listede ( KHK) kendi ismini arar hale düşen çalışanların mutlu olduğunu söylemek mümkün mü?

Bir taraftan da kamuda zorunlu (Sürgün) yer değişikliği gündemde tutulmaktayken emekçiler nasıl rahat uyusun? Endişenin karabasan gibi sardığı ülkede gelişmeden ve ilerlemeden bahsedenler sanırım hayata başka pencereden bakıyorlar. Vicdan işte burada devreye girmesi gerekiyorken maalesef; seyirci kalmayı tercih ediyor. İntiharlar, açlık, yokluk, borç batağı, aile içi kavga, boşanma, psikolojik travma, iş kaygısı, gelecek kaygısı, sağlık sorunları falan falan…

Toplumsal hafızamızda gedikler açan coğrafyamızda artık normalleşme olmalı. Kanun hükmünde kararnameler sürüncemede bırakılmamalı. Olağan üstü hal tamamen olağan hale dönüşmeli. Yeni ölümlere ve acılara meydan verilmemeli. Ankara’da bedenlerini ölüme yatıran iki akademisyen için adalet. İşten atılan emekçiler için adalet!

Toplumsal huzur herkes içindir. Gecikmiş adalet, adalet değildir.

İŞİMİZİ, EKMEĞİMİZİ, EMEĞİMİZİ İSTİYORUZ!..

Gecikmeden!..

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: