Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
27 Şubat 2015 Cuma, 11:02
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Ticarette Meşru Kâr ve Zarar Ölçüleri

Ticarette Meşru Kâr ve Zarar Ölçüleri   Müslümanların ticarî hayatta tutunmaları, başarılı olmaları lazımdır. Şayet inançlı insanlar ticarî hayatta başarı elde edemezlerse geri saflarda kalmaya mecbur ve mahkum olurlar. Çarşı-Pazar piyasasını manevi değerlere hürmetsizler istilâ ve işgal eder. Geri safta kalanlar ise ekonomik özgürlüklerini kazanamadıkları gibi inanç ve ideallerini de ileri seviyelerde söz konusu edemezler. […]

Ticarette Meşru Kâr ve Zarar Ölçüleri

 

Müslümanların ticarî hayatta tutunmaları, başarılı olmaları lazımdır. Şayet inançlı insanlar ticarî hayatta başarı elde edemezlerse geri saflarda kalmaya mecbur ve mahkum olurlar. Çarşı-Pazar piyasasını manevi değerlere hürmetsizler istilâ ve işgal eder. Geri safta kalanlar ise ekonomik özgürlüklerini kazanamadıkları gibi inanç ve ideallerini de ileri seviyelerde söz konusu edemezler.

Bu bakımdan alış verişlerde ticarî hayattan saf dışı edici anlayışlara dikkat etmek gerekir. Nitekim inançlı insanların ticarî hayatın dışında kalmaları için kapitalist sistem her türlü engeli onüne koymakta geri durmamaktadır.

Bir malı peşin fiyatına alıyorsunuz, veresiye olduğu için, kârını biraz fazlalaştırarak satıyorsunuz. Buna mecbursunuz. Çünkü veresiye malın taksidi ödendiği günkü alış fiyatı, sattığınız fiyatını bulacaktır.

Bazı kimselerin iddia ettikleri gibi “veresiye farkı konamaz, konursa fark faiz olur” şeklindeki bir anlayışla peşin alır, veresiye farksız satarsanız akıbetini siz düşünün.

Belki bazıları, ya da özel durumları olanlar kendilerini mütevazi kazançla ayakta tutar, silinmezler. Ama genel olarak ticarî hayat bu anlayışla devam edemez.

Bundan dolayıdır ki, bir malın peşin fiyatı ile veresiye fiyatı  arasında fark olabilir. Veresiye olduğu için konmuş olan fark faiz olmaz. Belki bu günkü ticarî hayatın bir zarureti olur.

Bilindiği üzere bir malın kâr oranı yüzde şu kadar olacaktır diye dondurulmamıştır. Belki meşru kâr oranı çevrenin meşru örfüyle tesbit edilir. Ticaret yapılan çevrede o mal makul ve meşru ölçüde ne miktar kârla satılıyorsa o miktar kâr meşru kâr olur.

Sattığımız malı, çevre peşin fiyatına ne kadar, taksitle ne kadar kârla satıyorsa o bizim için ölçüdür. Tabii fahiş kâr oranı ne meşrudur, ne de makul. Onlar örnek olamazlar, piyasaya ölçü veremezler. Biz yaygın olan makul kârları örnek veriyoruz.

Kâinatın Efendisi(s.a.v) tüccarlarla ilgili şu beyanda bulunuyor: “Hilesiz alışveriş yapan tüccar mahşerde sıddıklarla, şehidlerle beraber olacaktır.” Bu çok büyük bir mükâfat ve çok büyük bir ücrettir.

Acaba böylesine büyük mükâfat, yüksek ücret tüccarlara neden verilmektedir?

Çünkü bir zaman gelecek, tüccarların durumunda zorluklar olacak, hilesiz, haramsız ticaret yapmak büyük bir mesele haline gelecektir. Büyük bir titizlik ve feragat gösterilmezse ticarete haram karışacak, helal kazanca haram bulaşacaktır. Buna rağmen fedakârlık gösterip de helâl ticaretle yetinen tüccar büyük zorlukları yenmiş olacağından büyük mükâfatlara, müjdelere layık olacaktır.

Hadis’in vaadleri bize bunları hatırlatmaktadır. Nitekim bugünkü ticarî hayatta zorluklar herhalde hadis’in bu işaretini teyid eder şekilde gelişmektedir. Yalan söylemeden, harama girmeden, hileye, hurda’ya başvurmadan ticaret yapmak herhalde dindar insanın en büyük hedefidir. Dolayısıyla ticaretin meşru kurallarına uyulmadan gayrı meşru bütün alış verişler yanlıştır, inancımıza aykırıdr. Haram-helal ölçülerini bilen her tüccar bu hususlara dikkat etmelidir. Aksi takdirde ticaret, ateşle oynamaktan başka bir şey değildir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: