Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
14 Aralık 2016 Çarşamba, 07:55
Sinan Temel
Sinan Temel [email protected] Tüm Yazılar

Sözün Bittiği Yerlerden…

Sözün Bittiği Yerlerden…   “Televizyondaki birer sayıdan ibaret değil onlar, hepsinin bir hikâyesi ve ellerinden alınmış bir gelecekleri var.” Yaralı polisimizi tedavi eden hemşirenin duygularını dile getirdiği yazısı eminim sizleri de etkilemiştir ve hâlâ hafızamızda canlıdır. Evet, onlar istatistiklere geçen birer sayıdan ibaret değiller. Onların bir hikâyesi ve ellerinden gelecekleri alınmış olan insanlarımız. Tıpkı daha […]

Sözün Bittiği Yerlerden…

 

“Televizyondaki birer sayıdan ibaret değil onlar, hepsinin bir hikâyesi ve ellerinden alınmış bir gelecekleri var.”

Yaralı polisimizi tedavi eden hemşirenin duygularını dile getirdiği yazısı eminim sizleri de etkilemiştir ve hâlâ hafızamızda canlıdır.

Evet, onlar istatistiklere geçen birer sayıdan ibaret değiller. Onların bir hikâyesi ve ellerinden gelecekleri alınmış olan insanlarımız. Tıpkı daha önce şehit olan polislerimiz gibi, tıpkı daha önce şehit olan askerlerimiz gibi ve tıpkı yaşlı-genç, kadın-erkek demeden katledilen insanlarımız gibi.

Babası polis olan öğrencilerimi hatırlıyorum. Arazide göreve çıkan babalarının ardından endişeli bekleyişe giren öğrencilerimin gözleri derste dalar giderdi uzaklara. Önceleri anlam verememiştim bu dalgınlıklarına. Daha sonra nedenini sorduğumda söylediler babalarının arazide görevde olduğunu. Bu yüzdenmiş endişeli bakışlarla dalıp gitmeleri.

Bir tanesi şöyle demişti: “Hocam, babam göreve gitti. Teröristlerden ülkemizi ve milletimizi korumak, onları yakalamak üzere dağlara gittiler. Ya başlarına bir şey gelirse diye korkuyorum…”

Bunun ne demek olduğunu ancak onların gözlerinin içine bakanlar, onlarla empati kuranlar anlayabilir.

Hayatını paylaştığı eşini, göz nuruyla büyüttüğü ciğerparesi yavrusunu bekleyen anne ve babasını da siz söyleyin artık.

Dedim ya, tıpkı şehit olan, hayatını kaybeden diğer insanlarımız gibi.

Sözün bittiği yerler buralar. Dillerin dolandığı, kelimelerin yetmediği duygular bunlar.

İstanbul’da alçak ve hain bir saldırı neticesinde şehit olan polislerimizi düşündükçe duygularıma hâkim olamıyorum adeta.

Futbol maçında seyircilerin, yani maça giden insanlarımızın emniyetini ve güvenliğini sağlamak için görevli olan polislerimiz.

Eminim hepsi de uzun süredir ayakta kalmışlardır ve o saate kadar doğru dürüst bir şey yememişlerdir.

Niçin?

Maça giden insanlarımızın güvenliğini ve emniyetini sağlamak için.

Mükâfatları ise hainlerin, alçakların, şerefsizlerin, soysuzların, kahpelerin, namussuzların… bombaları oldu…

Onların eve gelmesini dualarla, umutlarda bekleyen sevenlerinin yüreğini yanık, gözlerini yaşlı bırakan bombalar.

Aradan birkaç gün geçmesine rağmen öyle duygu seli içindeyim ki, onların halini yazacak kelime, kuracak cümle bulamıyorum…

Şehitlerimize rahmet okumaktan, ailelerine sabır dilemekten bir de yaralılarımıza şifa dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden, ne acı…

Çarpışmadan, savaşmadan, çatışmadan nerden geldiği belli olmayan kahpe bir bombaya kurban gitmek…

Bir de bu alçak hainlerin, şerefsiz kahpelerin sempatizanları, cesaret aldıkları destekçileri var ki en çok da o bana koyar.

Adı gazeteci olmuş, siyasetçi olmuş, sanatçı olmuş, aydın olmuş, akademisyen, hukukçu ya da başka bir şey olmuş, fark etmiyor.

Fark etmiyor, hainse, vatana ve millete kastetmişse, terörü ve teröristi bir şekilde destekliyorsa hepsi de alçaktır, kahpedir, kalleştir, şerefsizdir, soysuzdur…

Kusura bakmayın, kullandığımı kelimeler o hainlerin sıfatlarını tam karşılamazsa da size karşı hoş olmadı, biliyorum ama mazur görün.

Sadece dar zamanda değil, her zaman polisimizin yanında ve destekçisi olmalıyız.

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

Her zamankinden daha fazla bir, beraber ve diri olmaya muhtacız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: