Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
14 Kasım 2016 Pazartesi, 08:24
Mesut Yokuş
Mesut Yokuş [email protected] Tüm Yazılar

Söz Var Söz Üstüne-2

Söz Var Söz Üstüne-2 “İnsanoğlunun en yüksek mertebede, en değerli lafzı şiirdir.  Nesir, herkeste ve her zaman vardı, ama şiir ve şair her dem az.. Çünkü şair ruhlu olmak ve şiir diyebilmek, yazabilmek herkese nasip olmaz..” demiştik bir önceki yazımıza noktalı virgül koyarken.. Şiirin kelime olarak, mefhum olarak anlamlarına şöyle bir bakarsak bunu daha iyi […]

Söz Var Söz Üstüne-2

“İnsanoğlunun en yüksek mertebede, en değerli lafzı şiirdir.  Nesir, herkeste ve her zaman vardı, ama şiir ve şair her dem az.. Çünkü şair ruhlu olmak ve şiir diyebilmek, yazabilmek herkese nasip olmaz..” demiştik bir önceki yazımıza noktalı virgül koyarken..

Şiirin kelime olarak, mefhum olarak anlamlarına şöyle bir bakarsak bunu daha iyi anlayabiliriz. Şiiri her vakit sertac etmiş Arapların dilinde şiir, “sezgi, ilham, ilhama dayalı ifade ” demektir. Şiir kelimesi, Arapça şaˁara  “sezdi, sezişle bildi, dolaysız kavradı” fiilinin mastarıdır ve bizim dilimize de Arapçadan geçmiştir. Eski Türkçede şiirin karşılığı olan “yır, ır, ıru”, nağme, hava anlamındadır. Yırlamak ise teganni etmek, şarkı söylemek anlamındadır. Batı dillerinde şiir anlamında kullanılan poeme (fr.), poem (İng.) gibi kelimeler, Yunancadaki poieo kökünden türemiştir ve “yapmak, imal etmek, yaratmak ”  demektir.

Tüm bu anlamlara baktığımızda şiirin imgelerle, ritimli sözlerle, seslerin ahengiyle ortaya çıkan, düş gücüne, hayale, gönle, şuura seslenen; duygu, coşku uyandıran, etkileyen söz olduğunu söyleyebiliriz. Şiirin, şuur(bilinç, insanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği; bir topluluktaki ruhi etkinliğin veya ruhi durumların bütünü) ve şiar (duyuş, düşünüş ve inanışta ayırıcı özellik; bir şeyi benzerlerinden ayıran özellik, nişan, alâmet) kelimeleriyle aynı kökten geldiğini de bir kenara not etmek gerekiyor tabii.

Hani denilmiştir ya “her büyük ozan bir sözcük simyacısıdır, günlük dilin söz değerlerinden şiir yüklü bulutlar oluşturur; sözcüklerin göklerinde dolaştırır bunları”. Bu mertebedeki şairlik yeteneğinin, bir başka deyişle nesir, günlük konuşma diliyle anlatılması müşkül mefhumları, duyuşları, olguları şiir diliyle dile getirme kabiliyetinin üstün bir maharet olduğunu pek çok ehl-i kalem teslim etmiştir:

“Gül ıtrıyla selâmlar sabahı, şair yaratır. Pınar, hangi susuzlukları giderdiğinin farkında mı? Güneş sarayları da aydınlatır, kulübeleri de.” Cemil Meriç

“Şiir dilinin doğasında söz olmayan bir dil vardır. Şiirin rengârenk kelebeği, ortak dilin tırtılından çıkar, mucizevi bir işlemle.” İlhan Berk

Şiir; yeni, baştan ayağa cana benzer. Şeyhoğlu

“Şair, eşyadaki gizli mutabakatları yakalayan ve tabiatın cevherini sızdıran kişidir.” Ahmet Haşim

İşte sözü şiir diline yükselten, kimilerine göre ortak dilden “dirilmiş, can üflenmiş, ya da Hızır’ın eli ayağı değmiş toprak gibi yeşermiş, daha başka bir türlü hayat bulmuş” bir üst dil ile konuşan, yazan şairler, tarihin kadim dönemlerinden beri el üstünde tutulmuş, bu yeteneğe sahip olanlara farklı gözle bakılmıştır. Örneğin Türkçedeki “ozan” kelimesinin kelime anlamı “önde olan, önde giden”dir. Yunus Emre, sözün etkileyiciliğine binaen: “Söz ola kestire başı / Söz ola kestire savaşı / Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ eder bir söz.”  demiş. Geçmişte sözünü “bal ile yağ” eden pek çok şair olmuştur, ancak gökyüzünden bilgi çalanlarla irtibat halinde olan kimi şairler “büyücü, kâhin, hekim, mecnun” olarak da görülmüştür..

Sözün en yüksek ve âli mertebesi ise kelamdır. Kelam, hayırlı ve hikmetli söz demektir. İnsanoğlu, fıtrata-vicdana sadakati nispetince ve hakikat ilminden nasibince sözünü hikmetli ve kıymetli kılar. Gerek nesir olsun gerekse şiir, hakikate dûr, hikmetten yoksun, nakıs akla-nefse-hevaya-hevese meftun söz, na-becadır: yersiz, uygunsuz, münasebetsiz..

Her kelimesinde, ifadesinde hatta harfinde hikmet barındıran Allah kelamı ise en kıymetli sözdür. Çünkü o yaratılmışların bırakın dengini, benzerini dahi ortaya koyamayacağı mu’ciz-ul beyandır.. Çünkü o hakkı, hakikati gösteren bir bürhandır.. Çünkü o doğruyu yanlıştan ayıran furkandır.. Çünkü o zikirdir, öğüttür, şifadır, hasta ruhlara candır.. Çünkü o gönülleri, dimağları aydınlatan bir nurdur.. Çünkü o  mutmain nefislerin kalplerine huzurdur.. Çünkü o “şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi.. ve ayât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi.. ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri… ve zeminde ve gökde gizli Esma-i İlahiyenin manevî hazinelerinin keşşafı.. ve sutûr-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı.. ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı..”dır. (Sözünün üslûbunun münhasırlığıyla  sözü kimlik olan pek nadir ve müstesna  insan geldi geçti gökkubbenin altından. Bu alıntıladığım sözün sahibi de o mümtaz şahsiyetlerden..)

Emreden nefsin ve şeytanın, gözlerini, kulaklarını ve gönüllerini hakikate perdelediği cahiller, İlahî kelamı bir kâhin sözü, bir şiir sandılar.. Halbuki ne o bir şiirdir, ne de İlahi kelamın elçisi bir mecnun veya kahin.. Çünkü o elçi bilgi çalanlardan değil, doğrudan hakikatin kaynağından ilmi ve hikmeti alan ve hevasından konuşmayan Resul-ü Zişan idi.

“O halde anlatıp öğüt vermeye devam et; çünkü sen, Rabbinin nimeti hakkı için, ne kâhinsin ne de mecnun! Yoksa (onlar): ‘(O) bir şairdir; (biz) onun, zamanın felâketlerine uğramasını bekliyoruz!’ mu diyorlar? De ki: Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. Yoksa onlara bunu (bu çelişkiyi) akılları mı emrediyor, ya da onlar azgın bir topluluk mudurlar?” Tur Sûresi- 29-32.Ayetler

Sözünü laf, lakırdı derekesinden kelam mertebesine yükseltmeye çalışanlardan olmak dileğiyle..

*****

Kıymetli dost Abdulvehap BALLI hocamızın “Duvarda Asılı Düşler” isimli şiir kitabı Çıra yayınlarından çıktı. Yazın dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Sözünü her dem kıymetli kılma şuuru ve şiarını taşıyan mümtaz kalem şöyle der şiir ve kitabı hakkında:

“Önce söz vardı.” der Ahd-i Atik. Kitab-ı Mübin de “kaleme ve yazdıklarına” yemin ederek başlar. Sözün gücüne, vahyin penceresinden atıftır bu. İnsan ise şiirle terennüm eder oldu meramını. Şiirle isyan eder, şiirle dua eder, şiirle itaat eder oldu. Ondan mıdır şiir; itaatsizliğin, huzursuzluğun, secdeye varmanın en yalın hali. Teheccüd vaktinin söze sirayet etmiş sureti. Herkesin el ayak çektiği zaman diliminde kıyama durmanın adı. Şiir, gülmek için sıra bekleyen adamların işi. Kelam etmek için kırk yıl sabreden dervişlerin zikri. Şiiri bu suret üzere bilmiş, bu suret üzere şahitlik etmişimdir.

Çıra Yayınlarında yayımlanan “Duvarda Asılı Düşler” adlı şiir kitabımız da bu minval üzere yazılmış sözlerin iz düşümü. Bir çocuktan düşlerini emanet alan adamın sözleri. Büyümek için gün sayan adamın hikayesi.

 “evvel zaman içinde

 ketum bir ölümdür benimkisi

 ecelsiz ve kefensiz

 bir başına

 kaçak ve umarsız

 çoğalsın diye bu ölüm

 bir tek gitmek yaraşır…”

                                                                     

                                                                              

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: