Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
27 Eylül 2016 Salı, 08:46
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Sosyal faylar depremlerin habercisi mi?

Sosyal faylar depremlerin habercisi mi?

 

Çok boyutlu bir dünya gerçeğinde yaşıyoruz. Aidiyetinde kaldığımız topluluk/toplum/ülke, tüm boyutlarda gelişimini sağlama iradesini somutlaştırmalıdır. Toplum/ülke bireyi tüm boyutları ile tatmin edecek kadar gelişim göstermelidir. Bilgi veya ekonomi, teknoloji veya sosyal normlarda geri kalınan her boyut, bireyde bir boşluk oluşturmaktadır. Birey kendini tamamlamak için aidiyetinden yeterince beslenmediğinde, yabancısı olduğu alanlardan yararlanır/yararlanabilir. Bu süreç bireyi toplumu ile karşı karşıya getirebilir. Bireyin, ülkesinin eksiğini veya yanlışını anlatması/düzeltmesi kendisini tecritte götürebilir. İkiyüzlülük/münafıklık/hainlik “ithamları” tecrittin yol arkadaşlarıdır. Eleştiriye/yenilenmeye kapalı toplumlar/ülkeler/yönetimler, kendisine ait az ile yetinmek zorundadır. Bağnaz bağımlılık/aşırılık/fanatik yaklaşımların normal/doğal yaşam alanında yer edinmesine pirim verilmemelidir.

Toplum/ülke, köklerine dayanarak her yönlü gelişimini sürdürmek zorundadır. Toplumun/ülkenin kendini gerçekleştiremediği alanları, enfeksiyona açık kalacaktır. Hastalıklı toplumun mantalitesinden, rasyonel davranışlar beklenemez. Bu ülkelerde, sosyal davranış bozukluklarının türü/hızı/üretkenliği fazla, iyileştirilmesi zordur. Akıldışı/faydasız toplumsal davranışların; oluşturduğu gündem, ortaya çıkarttıkları liderler toplumu bağımlı ve bağnaz bir hale dönüştürecektir. Kitlesel davranış bozuklukları toplulukları anlamsız/gerekçesiz karşı karşıya getirmektedir. Bireyler arası sevginin oluşumu kadar topluluklar arası sevgi/muhabbetin oluşması doğaldır. Günümüzde/coğrafyamızda bu muhabbetin yerini husumet almıştır. Topluluklar arası husumet anlamadan/dinlemeden/görmeden kendince yapılan önyargılı/art niyetli yorumlardan beslenmektedir.

Kin/öfkeye dayalı toplumsal çatışma alanında, insani/İslami yaklaşımların sağlanması güçleşir. Menfi duygular, yaşam standartlarını doğrudan etkileyen bilgi/ekonomi odaklı çalışmaların kalitesi düşecektir. Bu ortamlarda duygusal zekâ depreşerek doğru davranış/kararların alınması engellenecektir. Topluma/ülkeye ihanet içinde olan birey ve zümreler; olması gerektiği gibi, geciktirilmeden hukuk/adalet ile terbiye edilerek ıslah edilmelidir. İhanet ile birlikte ticaret/mevki/mevzi kazananların toplumda bıraktıkları hasar doğru ölçülmelidir. Hasarın telafisi masumları etkilememelidir. Salih amel içinde, hâyır adına ibadet ettiğini sanan aldanmışlara orantısız güç kullanmak/ağır bedel ödetmek hatalara yol açacaktır. Paranoyalardan beslenen yetkililerin bıraktığı korkular mağdurları yalnız bırakacaktır.

Coğrafya biliminde fay, deprem, afet gibi terimler bulunur. Yerin biriken enerjisi faylara yol açarak afete kadar ulaşan bir süreci başlatır. Toplumun kendi içinde biriken kontrolsüz enerjisi, sosyal faylara yol açabilir. Bu enerji, toplumun iç veya dış düşmanlarınca ustaca kullanılarak sosyal faylar oluşturulabilir. Toplumda oluşan bu çatlaklar toplumda depremlere, yıkımlara, acılara yol açacaktır. Depremlerin yaşandığı yerde yıkım ve acı, tarafları ayırmayacaktır. Coğrafyamızda sosyal yapının her tarafında fayların olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Aynı coğrafyanın topluluklarını birleştiren çimento/harç özelliğinde; inancı/kültürü/gelenekleri de vardır. İyi niyetli insanlarımızın kötü niyetlilerden daha uyanık/bilinçli/fedakâr olması elzemdir. Öz iradenin kaybolduğu yer/zamanlarda toplum güdülenmeye başlamıştır. Özden uzaklaşıldıkça, dayatılan koşullara uymak kaideleşecektir. Eğitim sistemimiz, kılık kıyafetimiz, aile içi yaşam biçimimiz, düşünce dünyamız… dayatılmış koşullardır. Bizden olmayan/doğmayan koşullar, bizi ne kadar birlikte bir arada tutabilir? Bizi ayrıştıran her yaklaşımın bizden olmadığı gerçeğini ne zaman anlayacağız? Ayrıştırıcı dil kullananların üstlendikleri rol, onlara verilen itibarların anlaşılması gerekmez mi? Şoven, milliyetçi, mezhepçi; tek tip, tek kimlik dilini kullanan hastalıklı fikirlerin ülkede yer bulmaması gerekir. Bu coğrafyaya kastı olanlar ne yaptıklarını, ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Peki ya biz, toplumca davranış bozukluğu/eylemleri içinde olduğumuzun farkında mıyız?

Toplumları geleceğe taşıyan aile ve okul eğitimleridir. Aileler atalardan devraldıkları; örselenmiş, damıtılmış sosyal davranış kurallarını gelecek nesillere yaşayarak/yaşatarak aktarırlar. Bu düzen bozulmadıkça kuşaklar arası iletişim kopmayacak, sosyal yapı başkalaşmayacaktır. Okul eğitimi Toplumun özüne uygun eğitim verirken, geçmiş ile gelecek arasında bağ kurarak faaliyetlerini sürdürecektir. Okullar, geçmişten aldıkları mirası geliştirerek, çağın ihtiyaçlarına uyarlayarak sistemini kuracaktır.

Sokak, mahalle, köy, şehir yaşantıları, aile ve okuldan çıkan öğrencilerin uygulama/staj alanıdır. Günümüzde uygulama/staj alanında yaşananlar geçmişimize uygun değilse eğitim alanlarımızda sorunlar var demektir. Ailelerde, büyükler ve ebeveynler konum ve rol kaybı yaşadıklarından, öz kültüre dayalı aile eğitimi sağlanamamaktadır. Okullarda, eğitim içeriği bizi başkalaştırma üzerine işlerken, genelde öğretmenler; model olmayı önceliklerinden çıkarmış durumdadır.

Aile ve okul tezgâhından, eksik/hatalı işlenmiş, yabancılaşarak yetişen birey kendi toplumu ile bütünleşmekte zorlanacaktır. Toplum/ülke, kitlelerden oluşan yığın olmamalıdır. Bilgi ve ahlakın eş oranda geliştiği yerlerde fayların deprem oluşturma ihtimali azdır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: