Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
12 Ekim 2014 Pazar, 03:58
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Sokaktaki normal insanlar

Sokaktaki normal insanlar   Sokağa çıkan insanların ‘normal’ olup olmadığı nasıl anlaşılır, doğrusu bilmiyorum ama sokaklarda ‘normal’ insan olduğunu söyleyen çok var. Gezi olayları sırasında sosyal medyadaki atışmalarda, sokaktaki insanların terörist olduğunu söyleyen de, normal insan olduğunu söyleyen de çoktu. Hatta bazıları ‘yahu, bizim gibi insanlar’ diyerek, yakıp yıkmayı ‘normal’ insanların işi gibi göstermeye çalışıyordu. […]

Sokaktaki normal insanlar

 

Sokağa çıkan insanların ‘normal’ olup olmadığı nasıl anlaşılır, doğrusu bilmiyorum ama sokaklarda ‘normal’ insan olduğunu söyleyen çok var.

Gezi olayları sırasında sosyal medyadaki atışmalarda, sokaktaki insanların terörist olduğunu söyleyen de, normal insan olduğunu söyleyen de çoktu.

Hatta bazıları ‘yahu, bizim gibi insanlar’ diyerek, yakıp yıkmayı ‘normal’ insanların işi gibi göstermeye çalışıyordu.

Bazısının kapı komşusuydu, bazısının iş arkadaşı, bazısının çocukluk arkadaşıydı.

Öğretmendi, memurdu, emekliydi, ev hanımıydı, işsizdi, mühendisti, mimardı veya işsizdi…

Belki aynı kahveye gidiyor, aynı parkta oturuyor, aynı lokantada yemek yiyorlardı.

Normal insanlardı anlayacağınız, senin gibi, benim gibi, öbürü gibi…

Ama ‘normal’ olmadığı sonra bir bir ortaya çıktı. Tam 54 ‘marjinal’ denen ve bazısı da terör örgütüne üye olan insanlardı.

Elbette ‘normal’ olanla, normal olmayanı ayrıt eden bir işaret yoktu, bir kimlik, bir arma, bir rozet bulunmuyordu.

Çoğu yüzünü kapatıyordu, gözlerini açıyordu…

Genellikle hepsi sağa sola saldırıyordu.

Taş atan vardı, Molotof atan vardı, silah sıkan vardı.

Tamamına yakını “kamuya zarar vermeyi” demokratik bir hak belliyordu.

Oysa bir gün sonra kamunun hizmetinden faydalanacak olan da kendisiydi.

Çünkü ‘normal’ insandı.

Belediye otobüsüne o da binecekti, ambulans ona da lazım olacaktı, dükkânlarda o da alışveriş edecekti, yaraladığı insanlarla aynı kentte yaşayacaktı.

Çay içeceklerdi aynı kafede…

Yemek yiyeceklerdi aynı lokantada.

Belki yorgunluk atacaklardı aynı parklarda…

Ama onların elinde taş, silah ve Molotof vardı; gözlerinde nefretle, öfkeyle, kinle…

İşte insanları normalden ayıran buydu ama bunun tek işareti o öylemde, size karşı duyulan öfkeydi…

Bana niye öfke duysun derdik…

Bizim ne suçumuz var derdi evi yakılan, talan edilen…

Yürüyeceği yolu, kaldırımı bozanların onun kullanma hakkından ne istediğini bilemezdi vatandaş.

Çiçekleri bile katledenlerin, güzellikten ne istediğini de bilemezdi.

Çünkü her insan normal zamanda normaldi, anormal zamanda değil…

***

Birkaç gündür ülkede normal insanların ‘anormal’ hale büründüğünü görüp, üzülüyorum.

Çünkü hiçbir hak, bir başkasının acısı üzerine elde edilmez.

Bir başkasının huzurunu elinden alınarak, huzur getirilmez.

En kötüsü kardeşliği zedeleyerek, barış sağlanmaz.

Bir mazlumun hakkını savunmak için zalim olmak gerekmez.

Ortalığı ateşe vermekle, Kobani’de, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’nin diğer kentlerinde yaşanan acı dinmez.

Bir başkasının acısını dindirmek için, bir başkasına acı çektirmek gerekmez.

Ama insanlar normal olmadığı zamanlarda, bunu düşünüp, değerlendirecek bir kafaya sahip olması mümkün değil.

Hele hele aldığı emirle sokağa dökülen ve iradesi elinde olmayanlar da varsa…

Kobani’nin aşağılık bir terör örgütü olan İşid tarafından kuşatılması ve bu örgütün daha önceki eylemlerine de bakarak, hayıflanmamak mümkün değil.

Kobani dahil, dünyadaki bütün acılara üzülmemek, yanmamak, dua etmemek ne mümkün?

Kafa kesen kafasızların toplandığı bir örgüte İslami kimlik yamamaya çalışmaları,  çok eğreti durmasından öte, İslam’a ve Müslümanlara yapılan bir hakarettir de…

Bu aşağılık insanların yaptıklarının cezasını, kendi ilinde, kendi ilçende, yaşadığın yerde ve bir arada olduğun insanlara çektirme çabası, İşid’in yaptığından farksızdır.

Masum insan, her yerde masumdur…

Mağdur, zalimi değişince mağdurluktan kurtulmuyor.

Zalimlere lanet okurken, zalimleşmek, insanları aklamıyor.

Yanan bir yüreğiniz varsa, kimsenin yanmasını isteyemezsiniz.

Ama yanan bir yürek değil, taşlaşmış bir yüreğe sahipseniz de, o zaman hiçbir mazlumun yanında olamaz, mağduru savunamaz, özgürlük getiremezsiniz.

En kötüsü bir arada kardeşçe yaşadığınız insanları kendinize, ideolojinize, siyasi partinize, inancınıza, kimliğinize düşman ederek, bir kazanç elde edemezsiniz.

İnsanlar bir arada kardeşçe yaşamalı ve bunun önündeki engeller elbirliğiyle kaldırılmalı.

Demokratikleşmenin sürmesi, çözüm sürecinin çözülmesi için bir çaba, bir irade, bir arzu olmalı.

İşid’e tepkiyi birlikte gösterelim.

Filistin’e, Irak’a, Suriye’ye ve Kobani’ye birlikte ağlayalım, birlikte çabalayalım ama birlikteliğimizi bozacak ve bir birimizin yüzüne bakamayacak hale gelmeyelim.

Tabii bunu ‘normal’ insanlara söylüyorum, ‘anormal’ olanların dediklerimi anlamasını beklemiyorum.

 

Tweetimden seçmeler

Hep bir arada olduğumuz, çay içtiğimiz, sohbet ettiğimiz insanların düşmanca tavrını kabullenemiyorum. Sokağa çıkanlar bunu da düşünmeli.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: