Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
24 Ocak 2017 Salı, 14:57
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Sizin Ve Ailenizin Anayasası Var Mı?

Sizin Ve Ailenizin Anayasası Var Mı? Anayasanın kasten yıllarca tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun kadim kültüründen beslenen normlar, anayasanın özüdür. Bu öz; bireye kişilik kazandırır, aileye onursal bir konum sağlar. Birey ve aile sosyal normlardan beslenerek güçlenir. Bizden olan normlar, yenilenen/yinelenen bir dil ile kuşaklara aktarılmalıdır. Birey ve aile kimlik kazanırken bu aktarımdan beslenir. Kültürel […]

Sizin Ve Ailenizin Anayasası Var Mı?

Anayasanın kasten yıllarca tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun kadim kültüründen beslenen normlar, anayasanın özüdür. Bu öz; bireye kişilik kazandırır, aileye onursal bir konum sağlar. Birey ve aile sosyal normlardan beslenerek güçlenir. Bizden olan normlar, yenilenen/yinelenen bir dil ile kuşaklara aktarılmalıdır. Birey ve aile kimlik kazanırken bu aktarımdan beslenir. Kültürel akışın kesilmesi yabancılaşan bir ortam doğurur.

İlkokul öğrencisi öğretmeninden aldığı ödev üzerine babası ve annesinin çocuklukta oynadıkları oyunların adını öğrenip yazmak ister. Baba ve anne çocukken oynadığı oyunların adlarını çocuklarına sıralamaya başlar. Birdirbir, çelik çomak, kör ebe, halat çekme, istop, ip atlama ve daha birçok oyun. Her oyun ayrı bir disiplin ile çocukları geleceğe hazırlardı. Çocuk bu oyunlardan bazılarının ismini ilk defa duyuyordu. Çocuğun bildiği internet oyunlarından; Clash of clans, clash royale , minecraft, counter , gta gibi oyunlara yabancı kalan ebeveynlerin manzarası; kuşak arasındaki değişimin boyutunu ortaya çıkarıyordu. Sokakta, mahalle arasında, tarlada takım ve ekip ruhuyla oynanan oyunların yerine, klavye ile tek başına şiddet içerikli, ütopik, serüven akışlı oyunlarda kaybolan çocuklar… Şimdi sormak lazım bu iki kuşağın hayata bakışlarında birbirlerinin dilini anlamaları mümkün mü? Farkında mıyız, çocukken oynayıp 40 yaşında tadı unutulmayan oyunların sadece adları kalmış. Hayattayken yaşadıklarımızın tarih olduğu hızda bir değişim yaşanıyor.

Bir çocuk; 20-30 yıl önce sabah kalkarken saatler önce sabah namazını kılmış dede ve ninenin başköşede vakur oturuşunu, babanın işe çıkmak için hazırlanmış duruşunu, kahvaltı sofrasını yere sermiş annenin mağrur bakışını görürdü. Birlikte yapılan kahvaltıdan sonra babanın işe, çocukların okula uğurlanışları sabahın kutsanmış bir seremonisi olurdu.  Hava kararmadan eve dönüşler, çocuklar ile başlamıştır. Akşam ezanı okunduğunda herkes evdedir. Yemeğe dedenin oturuşu ve besmele ile başlanır. Yere kurulan sini sofranın etrafı, muazzam bir denge görüntüsü verir. Akşamın ilerleyen saatlerinde kahve ve çay sohbeti günün panoramasını ortaya koyardı. Çocukların uyku-mayış halleri arsında menkıbelerle desteklenmiş dini mevzular, yörenin yakın tarihi defalarca anlatılmış konular olurdu. Adeta programlanmış disiplin içinde gün tamamlanırdı. Günümüzde ise çocuklar; sabah kalkarken okul servisine yetişme talaşı ile güne başlar. Anne ve baba işe geç kalmamak için hadi-hadilerle saatin yelkovanı ile yarışır. Ayaküstü buzdolabından atıştırmalar kahvaltı olarak tanımlanır.  Çocukların mı? Ebeveynlerin mi? evden önce çıkışları belirsizdir. Okul çıkışı ebeveynlerden önce eve dönen çocuklar kendi başlarına abur-cuburlar ile beslenir. Anne ve baba eve geldiklerinde hazır-basit yemekler ile karın doyurulur. Kız çocuklar odasında sosyal medya ile erkek çocuk bilgisayarda oyunların skorları ile meşguldür. Baba, TV karşısında sızmıştır. Anne yorgun hali ile evi toparlama derdindedir. Ev ahalisi bir aile değil aynı evi paylaşan ortaklar gibidir. Bu aile tipinde kültürel aktarım, sağlıklı iletişim, itikadi alt yapı oluşur mu?

30-40 yıl önce gençler; eğitimlerini tamamlamadan, 20 yaşını bulmadan evlenir, baba ve annelerin gölgesinde aile hayatını kurardı. Günümüzde evlenme yaşı 30’lara dayandı. Eğitimini tamamlamış yetişkin insanlar evlenerek aile kurmaya çalışıyor. Geçmişte boşanmaların olay olduğu bir dönemden boşanma sayısının evlenme sayısını geçtiği bir sürece girildi. Hayatın her boyutunda “eş” olma konumundan “ortaklık” konumuna geçiş sağlandı. Bu coğrafyanın aile yapısı, binlerce yılın damıtılmış değerleri olan; fazilet ve marifet sütunları ile ayakta kalmıştır.  Aile içinde; sevgi, saygı, güven, sadakat, paylaşım yerine çarpık ilişkilere/iletişime dayalı bir sistem gelişmiştir. Geniş aile yapısındaki bireylerin her koşulda “biz” dediği dil yerine, çekirdek ailedeki her bireyin “ben” dediği dil ne kadar bütünleştiricidir. Dinin ve kültürün koruması altındaki evlilik/aile yapısı, materyalist zihniyetin dayattığı aile biçimlenmesine dönüşmektedir. Bütün bu realitelerin, toplumsal yapıyı ne kadar etkilediği hesaplanmalıdır. Sosyal hayatın çekirdeği olan aile değerleri eridikçe, toplumsal yapıda yıkımların görülmesi doğaldır.

Toplumun her kademesinde paradigmada bir değişim yaşanmaktadır. Hatta hayatın bazı karelerinde olması gereken kurallar ortadan kalkmaktadır. Paradigmadaki değişimler ülke bütünlüğündeki çatlak ve sızmaları artırmamalıdır. Kadim kültür yapısı, teknoloji ve ekonominin dayattığı gelişim biçimine uyarlanmalıdır. Şeklen değişen kültürel değerlerin zihinde de değişime uğraması özgün kimlik göstergelerini tüketecektir.

Bireyin ve ailenin dumura uğraması toplumu belirsizliğe sürükleyecektir. Ülke ve toplumun idamesinde zorunlu olan anayasa düzeni, birey ve ailede de olmalıdır. Güçlü karaktere sahip, kişiliği oturmuş bireylerin şahsi anayasaları; kendine hayırlı, ülkesine, dinine sadık birey olmalarını sağlar. Var oluşun kaynağı olan, duygusal yapının geliştiği, topluma çekirdek olacak, toplumun dinamiklerini besleyen, “biz” diyebilen eş ve çocuklardan oluşan ailelerin anayasası olmak zorundadır. Ülkenin tabii olduğu anayasa birey ve ailede kendini bulmalı, toplumun özüne yabancı kalmamalıdır. Anayasa sözcüğünün sık anıldığı bu günlerde birey ve aile anayasasının da kamuoyunda işlenmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Zeynel KARATAŞ

 

 

Yorum

  1. Sinan

    25 Ocak 2017 at 08:27

    Yüreğine sağlık kardeşim….

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: