19 Ağustos 2016 Cuma, 09:49
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Siyaset , Politika, Şen Ola Düğün Şen Ola

Siyaset , Politika, Şen Ola Düğün Şen Ola

 

Son yıllarda makam-mevki, şan-şöhret peşinde koşan ve hem de dindar Müslüman olduklarını iddia ederek komikliklerini aleme ilan eden çevrenizdeki insanlara dikkat ediyor musunuz?

Ya bir de seçim arifesinde bin türlü yalan, dolanla insanlara şirin gözükmenin münafıklığını serapa sergileyen, seçimden sonra da telefonların ya değiştiren ya da cevap dahi vermeyen, burnundan kıl aldırmayan içi bom boş, kof siyasetçilerin haline ne demeli?

Meydanları, ortamları boş bulduklarında Peygamber’in hayatından yalan yanlış bahseden, asr-ı saadet tablolarını saçmalayan, birkaç klişeleşmiş cümleyle milleti aldatan, başımıza Diyanet İşleri Başkanı kesilen, ihlastan, samimiyetten, tevazudan, fedakârlıktan dem vuranlar, köprüyü geçtikten sonra da adeta Fir’avunlar, Nemrut’lar gibi kibir ve gurur abidesi olanlara ne diyeceksiniz?

Eskiden ecdadımız gururu en büyük felaket olarak değerlendirirlerdi. Gurura, kibire kapılmamak için de ölesiye nefisleriyle mücadele ederlerdi.

Mesela Osmanlı padişahları, tâ Sultan II. Abdulhamid’e kadar her Cuma namazı ve her bayram namazı gidişlerinde yol boyu dizilen halk tarafından şöyle selamlanırdı: “Mağrur olma ( gururlanma, kibirlenme) padişahım, senden büyük Allah var!”

İşte Osmanlı padişahlarını bir takım hatalardan, yanlışlardan ve günahlardan koruyan da halkın rahatlıkla bu tür uyarılarda bulunmasıdır.

Ya şimdiki, amirlerimize bir de böyle bir ifadeyi kullanmayı deneme yüreğini kendinizde görürseniz, hangi falakalardan geçeceğinizi de tahmin edersiniz her halde…Bir derdinizi anlatmak için randevu bile alamıyorsunuz.

Halk, padişaha: “ Mağrur olma padişahim, senden büyük Allah var !” diyebiliyordu. Ve bu yüreğiyle aynı zamanda şöyle haykırıyordu:

Kendini dünyaya kaptırma, fena ve fani olan dünyanın geçici zevklerine, aldatıcı makamlarına, gelip geçici şöhretlerine aldanma !…

Tevazuyu elden bırakma, kibir ve gurur putu haline gelme!… Kibir ve gurur putu olanların akıbetinden ders almalarını istiyorlardı.

Vekil olduktan sonra, çıktıkları kabuğu beğenmeyen, küçük dağları ben yarattım havasına giren ve burnundan kıl aldırmayan zavallı siyasetçilerimizin dönüp dolaşacakları yer kürkçü dükkanı değil midir?

Dün bulundukları makamlarda afra tafra satanlar, tüyü bitmemiş yetimin yoksulun hakkını lapur lupur yiyerek, deveyi hamuduyla götürenler utanmadan sıkılmadan gırtlaklarında bir tek haram lokmanın geçmediğini halâ söyleyebiliyorlarsa, bu milletin hafızalarıyla alay ediyorlar.

Uysal bir milletiz. Bu tip insanları halâ aramızda barındırabiliyorsak, hala selam kelam ediyorsak, hâla, yemeklerini yiyebiliyorsak, “siz layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz” fermanını hatırlatalım..

Memleket susuzluktan kavruluyor. Dört tarafı sularla kaplı olan ilimizin insanları bir damla suya hasret uykusuz kalıyor. Kerli ferli adamlarımız, siyasetçilerimiz, politikacılarımız düğün dernek kol kola!… şen ola düğün şen ola !…

Ama hâla anlı, şanlı siyasetçilerimiz, elli yıllık, yüz yıllık su sorununu hallettiklerini söyleyen, kimi açılış kimi kapanış törenlerinde ahkam keserek, düğün derneklerde siyaset saltanatının keyfini el ele kol kola sürdürmenin keyfini yaşıyorlar.

Lafla değiğl gerçek manada halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğunu bilen padişah kendi nefsine şöyle haykırıyordu:

“Ahiret kesbeylemektir dar-ı dünyadan garez, / Yoksa ey zahide nedir, bildin mi urbada garez?

Mal u mülki terk edip gitsen gerektir akıbet, / Pes nedir dünya için ey hâce, dünyadan garez ?

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: