26 Nisan 2017 Çarşamba, 08:31
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

SİMİTÇİ MEHMET’ İN KIŞI

 

SİMİTÇİ  MEHMET’ İN  KIŞI

“İstanbul’da kar ve tipi hayatı felç etti, diyordu televizyondaki  haber sunucusu. Sayın seyirciler, İstanbul son yılların en şiddetli kışını yaşıyor.  Hayat adeta durma noktasına geldi. Havalimanında bütün uçuşlar iptal edildi. Gelen uçaklar iniş yapamadan havada tur atmaya devam ediyor. Kar küreme ekiplerinin bütün çabalarına rağmen pistler bir türlü temizlenemiyor. Esenler Otogarından otobüs çıkışlarına izin verilmiyor. Metrolar sabaha kadar fazladan çalışmaya devam edecek. Avrasya Tüneli, gece saat 01.00’e kadar açık olacak. Bütün İDO ve BUDO seferleri iptal edildi. Büyükşehir Belediyesi, sokakta yaşayan kimsesizleri bir spor kompleksinde toplayarak donmaktan kurtardı. Yedi yüz kimsesizi yedirip içirmeye, barındırmaya başladı.„

Simitçi Mehmet, daha fazla izleyemedi televizyonu. Oturduğu sandalyeden kalktı, yatakhaneye dönüştürülen kapalı spor salonuna doğru yürüdü. Bir yandan da dökülen göz yaşlarını  siliyordu:

—Çok şükür Allah’ım! Binlerce şükürler olsun sana! Allah;devletimize, milletimize zeval vermesin. Eğer belediye bize sahip çıkmasaydı, bu kış kıyamette halimiz ne olurdu?  Şimdiye  çoktan donarak ölmüştük. Dört beş günden beri gayet rahatız. Keyfimiz yerinde. Söylediklerine göre tam yedi yüz kişiymişiz. Banyomuzu yapıyoruz. Hepimize yeni elbiseler, pijamalar, eşofmanlar, ayakkabılar verildi. Ranzalarımız, yataklarımız, battaniyelerimiz yepyeni, tertemiz ve sıcacık. Günde üç öğün sıcak yemek veriyorlar. Onun dışında da istediğin kadar çay içebiliyorsun. Bundan iyisi can sağlığı. Allah, vesile olanlardan bin kere razı olsun. Söylediklerine göre bu kışı burada geçirecekmişiz. Yetmez mi?  Daha ne isteriz?

Söylene söylene ranzaların arasından geçerek yatağının başına geldi. Yatmak için erken olmasına rağmen arkadaşlarının çoğu çaylarını içtikten sonra gelip yataklarına uzanmayı tercih etmişlerdi.  Bir yıllık sokak hayatının yorgunluğunu erken yatarak çıkarmaya çalışıyorlardı. Koca salondaki yüzlerce ranzanın hemen hemen hepsi dolu olduğu halde hiç birinden “çıt!„ çıkmıyordu. Spor kompleksinin yöneticisi, kendilerini kabul edip yerleştirirken iki şey istemişti kendilerinden:

“Arkadaşlar, demişti. Sizden önemli bir ricam var: Misafirimiz olacağınız kış mevsimi boyunca kapalı mekânlarda sigara içmeyeceksiniz. Sigara içmeyeceğinize göre alkol ve benzeri şeyler zaten yasak. Bizden izin almadan dışarıya çıkmak yok. Mutlaka çıkmanız gerekiyorsa izin alıp öyle çıkacaksınız. Bir de gürültü yapmayacaksınız. Televizyon izlerken, sohbet ederken, özellikle de yatak salonunda  dinlenirken  veya uykudan önce gürültü yapmanızı istemiyoruz. Onun dışındaki bütün istek ve ihtiyaçlarınızı biz fazlasıyla yerine getireceğiz. Anlaştık mı?

—Anlaştık, demişlerdi hep birlikte koro halinde. Gerçekten de anlaşmaya son derece bağlıydılar. Yedi yüz kişi oldukları halde banyo yapmada, lavaboları kullanmada, yemek sıralarında, çay kuyruklarında hiçbir terslik ve aksaklık görülmüyordu. Bir arı kovanı, bir karınca yuvası gibi her şey tıkır tıkırdı. Nasıl olmasındı? Bu dondurucu havada yağmur, çamur, kar ve tipi  altında  sokaklarda yaşamanın  ne demek olduğunu  en iyi  bilen, onlardı. Onun içindir ki yöneticinin kurallara yönelik isteklerini sanki kulaklarına küpe yapmış  gibiydiler.

İçlerinde her yaştan, her yöreden, her kültürden insanlar vardı. On iki on üç yaşından tutun yetmiş, hatta seksenine kadar. Kimi özürlü, kimi hasta, kimi kimsesiz, kimi de ailesine ve akrabalarına rağmen yalnızdı. İki doktor ve iki hemşire, günün yirmi dört saatinde kesintisiz sağlık hizmeti veriyordu. Bir hafta içinde hepsinin yüzüne renk gelmiş, yeniden hayata tutunmuşlardı. Berbere girip çıkanlar, aynanın karşısına geçerek uzun uzun  kendilerini, yeni yüzlerini seyrediyor ve  sevinçten  ağlıyorlardı. Onların bu mutlulukları, yetkilileri ve görevlileri de mutlu ediyor ve görevlerini daha bir aşkla şevkle yapmalarına  vesile  oluyordu.

Simitçi Mehmet, ayaklarının ucuna basarak ranzasına oturdu. Elbisesini çıkardı. Pijamasını giydi. Çıkardığı giysilerini aynı sessizlik içinde götürüp dolabına koyduktan sonra yatağına döndü. Yavaşça uzandı. Battaniyesini başına çekerek yüzünü kapattı. Bir yandan uyumaya çalışıyor, bir yandan da yağmur gibi dualar ediyordu. O güne kadar bildiği, hatırında kalan bütün duaları okuyor, bir yandan da devlet, hükümet ve belediye yetkililerini adlarıyla anarak teşekkür ediyordu. Bir süre sonra salonun ve battaniyenin sıcaklığıyla rahatlamış, gevşemiş ve derin bir uykuya dalmıştı. Kim bilir rüyasında  neler görecek, nerelere gidecekti?..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: