Son Dakika
13 Aralık 2017 Çarşamba
10 Ağustos 2016 Çarşamba, 08:43
Üzeyir Ergül
Üzeyir Ergül [email protected] Tüm Yazılar

Side’de Çay Yudumlarken…

Side’de Çay Yudumlarken…

 

Adıyaman sıcağından farkı, neminin olması… Akdeniz birkaç haftalığına misafir etti bizi. Yarın yolculuk var, Adıyaman’a doğru. Su kesintileri ile baş etmeye çalışan memleketime doğru.

Uzaktayken bile sesi hoş gelen memleketimin, sıkıntılarıysa uzaktan duyunca bile çaresizliğe hapsedilmiş gibi geliyor. Allah yar ve yardımcısı olsun kimsesizliği ezberden kabul etmiş memleketime.

Asıl konumuz dağın ve denizin buluştuğu Antalya. İki yıldır aşağı yukarı aynı tarihte misafir olduğum Akdeniz’in gidilmesi en zor, ayrılması bir o kadar daha zor şehri.

Geçmiş yıllarda görevim nedeni ile yapmak isteyip te yapamadığım yurtiçi gezintilerimi birkaç yılda hızlandırılmış şekilde gerçekleştirmeye çalışıyorum. Akdeniz’den Karadeniz’e, Egeden Marmara’ya şehir şehir dolaşmaya başladım. Tüm bu gezintilerden sonra yorgunluğumu Antalya’da atasım geliyor.

Nedenini anlamlandıramadığım bir şey var bu şehirde ve nemin tenimden götürdüğü terle birlikte arınıp yeniden yaşama kaldığım yerden başlayasım geliyor. Ben Antalya’yı geç keşfettim ama kolay kolay bırakasımda gelmiyor.

Antalya yalnızca deniz demek değil. Belli bir süreden sonra doyuyorsunuz zaten denize ve yüzmeye. Antalya’nın gizemi derinliklerinde saklı… Doğanın armağan ettiği güzelliklere birde tarihin derinliklerinde insanın vermiş olduğu şekillerle buluşması, bu şehri farklı kılmaya yetiyor.

Deniz Antalya’da gidilmesi ve ulaşılması en kolay yer.  Asıl gidilmesi gereken yerlerine o kadarda kolay gidemiyorsunuz. Denize yakın gizemli kalıntıları olduğu gibi denizden uzak doğal güzellikleri de uğrak birer yerler olarak duruyor Antalya şehrinde.

Akdeniz’e paralel uzanan şehrin bir ucundan diğer ucuna virajlarla dolu yollarla seyahat etmek mümkün. Torosların başlangıç yeri, heybetli duruşuyla öyle bir yer şehir armağan etmiş ki insanlığa ne kadar kıymeti bilinse azdır sanırım.

Deniz, dağ ve orman üçlemesine birde insanlığın armağan ettiği eserleri ekleyince, seyri ayrı bir güzel oluyor çayı yudumlarken bu şehri. Side’nin kıyısındayız. Ayaklarımız denizle temas halinde. Yani denize sıfır noktasındayız ve tenimiz Akdeniz’in tuzlu suyunun serinliğini hissediyor. İçtiğimiz çay kaçak, arkamızda Side antik kenti, önümüzde karanlıklar içinde Akdeniz. Mekân Kâhtalı hemşerimize ait…

Mekân, içerisinde bulunduğu turistik mekânlar içinde en sadesi. Birkaç tabure ve masadan ibaret… Gecenin geç saatleri olmasına rağmen tüm masalar dolu. Çayın biri bitmeden diğerinin siparişi veriliyor.

Birkaç haftalığına kaçmak istediğim memleketim, deniz kıyısında yine bulmuştu beni. Memleketimin susuzlukla çekişmesini de Akdeniz’in Side’sinde duydum.  Yaklaşık 13 saat süren yolculuk mesafesi olan uzaklıkta, yabancı turistlerin uğrak yeri olan bir mekânda.

Saati sabaha kurduk. Günün ilk ışıklarıyla yola koyulacağız. Deniz, dağ ve orman üçlemesini ve birde tarihi geride bırakacağız. Önümüzdeki yıl yeniden buluşmak dileğiyle hoşçakal Antalya ve Akdeniz ve yeniden merhaba Adıyaman diyeceğiz.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: