Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
17 Temmuz 2017 Pazartesi, 09:05

Şiddet   Maddî veya manevî gücün; tehditle veya gerçekten uygulayarak kendisine veya başkalarına zarar verecek şekilde kullanılmasına şiddet denir. Bu durum; fiziksel veya psikolojik zararla sonuçlanabilir. Bir kişiye, bir gruba, bir topluma veya devlete karşı da kullanılabilir. Başka söylemlerle şiddet için şunları da söyleyebiliriz: Saldırgan davranış. Kaba kuvvet. Gücünü kötüye kullanmak. Bireye veya topluma zarar […]

Şiddet

 

Maddî veya manevî gücün; tehditle veya gerçekten uygulayarak kendisine veya başkalarına zarar verecek şekilde kullanılmasına şiddet denir. Bu durum; fiziksel veya psikolojik zararla sonuçlanabilir. Bir kişiye, bir gruba, bir topluma veya devlete karşı da kullanılabilir. Başka söylemlerle şiddet için şunları da söyleyebiliriz: Saldırgan davranış. Kaba kuvvet. Gücünü kötüye kullanmak. Bireye veya topluma zarar veren eylemler. Öfke, korku, kaygı gibi duyguların değişik biçimlerde dışa yansıması…

Şiddet denince her ne kadar aklımıza kişisel ve fiziksel olanı geliyorsa da, bu davranışın değişik biçimleri de vardır. Örneğin; Ekonomik, toplumsal, iş yeri, okul, gençlik, sözel, cinsel şiddet gibi… Şimdi geliniz; günümüzde en yaygın olan fiziksel, bireysel, cinsel ve kadına şiddete geçmeden önce diğer türlerine de kısaca değinelim:

  • Ekonomik şiddet: Bir kişiyi, grubu, toplumu veya devleti ekonomik imkânlardan yoksun bırakmaktır. Bireyleri işsizliğe mahkûm etmek, kişiyi parasız ve harçlıksız bırakmak, devletlere ithalat- ihracat bakımından bir takım yaptırımlar uygulamak gibi. Örneğin; iç ve dış faiz lobilerinin, spekülatörlerin ara sıra başvurdukları döviz- faiz oyunları ile devleti, hükümeti zor durumda bırakmaya çalışmaları gibi.
  • Toplumsal şiddet: Bir topluma uygulanan maddi ve manevi şiddet biçimidir. Açlık, kıtlık, göç, savaş, hastalık vb. Yollarla verilen eziyet ve sıkıntılar…
  • İş yeri şiddeti: Resmi veya özel bir iş yerinde amir veya işveren konumunda olanların, maiyetindekilere uyguladığı her türlü baskı, eziyet, zorluk ve haksızlıklar birer iş yeri şiddetidir.
  • Okul şiddeti: Okullarda bir öğrenci grubunun çeşitli nedenlerle başka bir gruba uyguladığı her türlü maddi ve manevi baskılar… Keza; zaman zaman sözüm ona öğretmen olduğunu iddia edenlerin, öğrencilerine uyguladıkları kaba kuvvet, psikolojik baskı ve benzeri eylemler…

Yukarıdaki şiddet türlerinin yanında, günlük hayatta en çok duyduğumuz, gördüğümüz, yazılı ve görsel medyadan okuyup izlediğimiz iki türü var şiddetin: Cinsel şiddet ve kadına yönelik şiddet. Şimdi geliniz bunları ele alıp açmaya çalışalım:

  • Cinsel şiddet: Bir kişinin, cinsel isteklerinin tatmini için bir başkasını araç olarak kullanmasıdır. Toplumda malesef sık sık karşılaşılan, duyulan, tanık olunan sapık bir davranış. Ahlak dışı bir suç. Bu durum, eşler arasında bile olsa, değil mi ki taraflardan birinin isteği dışında gerçekleşiyor; suçtur, yanlıştır, edep ve âdâp dışıdır, şiddettir. Cinsel şiddetin en yaygın örneği; bir kişinin başka birini zorla kendi arzularını tatmin için baskı ve şiddet uygulamasıdır ki buna en hafif söylemle “sapıklık„ diyebiliriz. Örneklerine sık sık tanık oluyoruz maalesef… Sapığın biri bir kadını, bir genç kızı, hatta ve hatta bir küçük çocuğu zorla kaçırıyor, alı koyuyor, cebir ve şiddet kullanarak namusuna tasallut ediyor. Ardından da hunharca öldürebiliyor. Hatta hatta cesedini bile parçalara ayırarak toprağa gömebiliyor, çöp konteynırlarına, valizlere koyabiliyor. Bu derce cani, bu derce hunhar, bu derecede sapık… Hadım etmenin, ömür boyu hapse mahkûm etmenin az ve yetersiz olduğu alçakça davranış…
  • Kadına şiddet: Daha çok ilkel toplumlara ait olan bu eylem, toplumumuzda da malesef sıkça karşılaştığımız bir suç… Oysa yüce dinimizde çok ayrı ve özel bir yeri olan, cennetin ayaklarının altına serildiği annelere veya yarının anne adaylarına şiddet uygulamak ne dinimizle, ne Türklük kültürümüzle ne de insanlıkla bağdaşmayan bir kabahat… Cenabı Allah’ın koruyup kollamamız için bize emanet ettiği kadınlarımızı gözetmek, üzerlerine titremek, incitmemek, baş tacı yapmak dururken; onları üzmek, maddi veya manevi şiddete maruz bırakmak da neyin nesi? İnsana, insanlığa yakışmayan bir suç… Hiçbir gerekçe, hiçbir bahane hiçbir mazeret, kadına şiddet uygulamamız için haklı bir neden değildir ve olamaz. Velev ki o insan yasalara aykırı bir suç ve kusur işliyor bile olsa… Böylesi durumlarda yasal yollara baş vurmak, hak- hukuk ve adalet önünde hakkımızı aramak varken, şiddet de neyin nesi?..

Öyleyse medenî bir insan, inanç sahibi olan bir kişi; hiçbir zaman hiçbir nedenle şiddetin herhangi bir türüne başvurmaz, başvurmamalıdır. Dinimiz, imanımız, inancımız, eğitimimiz, insanlığımız; bizi şiddetten alıkoyamıyorsa, bir problem var demektir. Vurup kırmadan, tehdit etmeden, öfke patlamaları yaşamadan, kimseye zarar vermeden irademizi kullanmalı, sabretmeli, nefsimizi ıslah etmenin çarelerini aramalıyız. Unutmayalım:  Şiddet, korkunun çocuğudur. İlk yumruğu atan, fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir. Şiddet, şiddeti doğurur. Yetersizliğin en son durağı, şiddettir. Şiddetsiz bir aile ve toplum dururken, ona ne hacet?…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: