Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
27 Mart 2015 Cuma, 09:28
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Sevgi Hayatımızın En Büyük Servetidir

    Sevgi Hayatımızın En Büyük Servetidir Baba ölünce, çiftlik iki erkek kardeşe kalmıştı… Kardeşlerden biri evliydi. Beş de çocuğu vardı… Diğeri ise bekârdı. “Zaten zor geçiniyorum, bir de çoluk çocuğa karışıp beter duruma düşmeyeyim.” Korkusuyla evlenmemişti. İki kardeş yan yana oturuyor, birbirlerini de çok seviyorlardı. O kadar ki, sadece yiyip içtikleri ayrı gidiyordu. Çiftliği […]

 

 

Sevgi Hayatımızın En Büyük Servetidir

Baba ölünce, çiftlik iki erkek kardeşe kalmıştı… Kardeşlerden biri evliydi. Beş de çocuğu vardı… Diğeri ise bekârdı. “Zaten zor geçiniyorum, bir de çoluk çocuğa karışıp beter duruma düşmeyeyim.” Korkusuyla evlenmemişti.

İki kardeş yan yana oturuyor, birbirlerini de çok seviyorlardı. O kadar ki, sadece yiyip içtikleri ayrı gidiyordu. Çiftliği birlikte ekiyor, birlikte harman yapıyor eve ürünü aralarında “kardeş payı” bölüşüyorlardı…

Herkes kendi ürününü kendi ambarına kaldırıyor, bir miktarını satıp kalanını kış boyu yiyordu.

Bir gece vakti, bekâr olan kardeşin aklına şöyle bir düşünce geldi:

“Ürünü eşit olarak bölüşmemiz hakça değil. Ben yalnızım ve bu yüzden paraya fazla ihtiyacım yok. Ağabeyim ise evli üstelik beş çocuğu var, onların karnını doyurmak, her birine ayakkabılar ve elbiseler almak, eminim çok para gerektiriyor.”

Ne yapabileceğini gece yarısına kadar düşündü… Sonunda bir karar verdi… Ve kararını uygulamak üzere kendi tahıl ambarına gitti… Ağzına kadar dolu çuvallardan birini omuzladığı gibi, ağabeyinin ambarına götürdü… Sevinerek evine döndü. Bu gecelik katkısını yapmıştı. Fakat bu kadarla bitmemeliydi. Bir çuval buğday kime yetecekti ki?..

Dahası da vardı: Ağabeyinin evinin çatısının bir bölümü geçen kış yağan aşırı kara dayanamayıp göçmüştü. Kış gelmeden onarılması gerekiyordu. Ağabeyi birkaç ustaya göstermiş, fiyat almıştı ancak pahalı geldiği için yaptıramamıştı. Allah göstermesin bu kış da yoğun kar yağarsa çatı tepelerine çökerdi. Kışın ucu görünmeden onarılmalıydı. Bu yüzden de ağabeyinin paraya ihtiyacı vardı. “Bu gece yaptığımı her gece yapmalıyım” diye geçirdi içinden.

Ağabeyinin ailesinin geçimine katkıda bulunduğu için mutluydu. O geceden sonra her gece tahıl ambarına gidiyor, tahıl çuvallarından birini sırtladığı gibi ağabeyinin ambarına taşıyordu. Gelin görün ki, ağabeyi de aynen küçük kardeşi gibi düşüncedeydi.

“Ürünümüzü kardeşimle eşit olarak bölüşmemiz hiç de hakça değil. Üstelik ben evliyim, bir eşim ve çocuklarım var. Yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler. Oysa kardeşimin kimsesi yok, yaşlandığı zaman kullanmak üzere para biriktirmesi gerekiyor.”

Böyle düşünerek, her gece kendi ambarından aldığı bir çuval tahılı, gizlice kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı. Aradan yıllar geçti… İki kardeş, yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadılar. Çünkü her ikisinin de deposundaki tahılın miktarı değişmiyordu…

Sonra bir gece, iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken, karşı karşıya geliverdiler… Olup biteni işte o anda anladılar: “Sen ha!..” dedi Ağabeyi kardeşine hayretle.

“Sen de mi abi !..” dedi kardeş, gözlerinden yaşlar dökerek…Çuvalları yere bırakıp birbirlerine sımsıkı sarıldılar.

Hayattaki en büyük servetin sevgi olduğunu yaşayarak anlamışlardı.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: