Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
14 Ekim 2014 Salı, 08:08
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Sen insanlığı kurtarabilirsin!

Sen insanlığı kurtarabilirsin! Sen, gerçekten de insanlığı kurtarabilirsin. Tek başına, hiç kimse yardım etmeden. Gücünü bütün dünyaya duyurabilirsin, tek başına, hiç kimse yardım etmeden. Evet.. evet.. sana söylüyorum! Dünyayı kurtaran adam diye dalga geçtiğimi sanma; sen belki dünyayı kurtaramayabilirsin ama insanlığı kurtarmak senin elinde. Sağına soluna bakınmayacaksın. Kimin ne dediğini umursamayacaksın. Sana nasıl bakacaklarını da […]

Sen insanlığı kurtarabilirsin!

Sen, gerçekten de insanlığı kurtarabilirsin. Tek başına, hiç kimse yardım etmeden. Gücünü bütün dünyaya duyurabilirsin, tek başına, hiç kimse yardım etmeden.

Evet.. evet.. sana söylüyorum!

Dünyayı kurtaran adam diye dalga geçtiğimi sanma; sen belki dünyayı kurtaramayabilirsin ama insanlığı kurtarmak senin elinde.

Sağına soluna bakınmayacaksın. Kimin ne dediğini umursamayacaksın. Sana nasıl bakacaklarını da dert etmeyeceksin. Derdin, insanlığı kurtarmak olacak.

Hani meşhur hikâyede olduğu gibi…

Anlatayım…

***

Ünlü bir bilim adamı okyanusa yakın yerde, sakin bir köşede çalışıyor, sabahları da sahilde yürüyüş yapıyormuş.

Sabahın ilk ışıklarında bir adamın sahilde dans eder gibi hareketlerde bulunduğunu görmüş ve yaklaşınca, gördüğü siluetin genç bir adama ait olduğunu ve aslında dans etmediğini görüp şaşırmış.

Genç adam birkaç adım koşup, okyanusa bir şeyler fırlatıyormuş. Yine koşuyor, yine fırlatıyormuş.

Profesör, genç adama yaklaşıp, ne yaptığını merak ettiğini söylemiş. Genç adam okyanusa denizyıldızı attığını belirtmiş.

Profesör bir kat daha şaşırmış, çünkü bir, iki değil, sahilin neredeyse tamamı ve kilometrelerce uzunlukta denizyıldızı görülüyormuş sahilde…

Profesör, denizyıldızlarını neden okyanusa attığını sorunca genç adam, güneşin yükseldiğini, suların çekildiğini ve eğer onları suya atmazsa öleceklerini söylemiş.

Profesör, yine gencin ne yapmak istediğini anlamamış ve sahili boylu boyunca dolduran denizyıldızlarından birkaçını atmayla hiçbir şeyin fark etmeyeceğini söylemiş.

Genç adam yerden bir denizyıldızı daha alarak, okyanusa fırlatmış ve suya düşme sesi gelir gelmez, “Onun için fark etti” diye insanlığı hatırlatan cevabını vermiş.

***

Bu hikâyeyi çok farklı örneklerde kullanmak mümkün ama sen, bu hikâyeyi insanlığı kurtarmak için alabilirsin.

Ne olduğunun bir önemi yok.

Kim olduğunu sormayacağım.

Türk müsün, Kürt müsün, Ermeni misin, Alman mısın, Fransız mısın?” Diye hangi ırktan, hangi kültürden ve hangi memleket veya ülkeden olup olmadığını da sormayacağım.

Dinini sormayı da gereksiz buluyorum; mutlaka inandığın bir şeyler vardır.

Hangi dilden konuştuğun da benim için önem taşımayacak, senin için de taşımasın. Zaten anlaşırken, dille başlamayacağız işe…

Derinin rengini de sormayacağım; ister beyaz ol, ister siyah, ister sarı, isterse de kızıl…

Ne kadar maaş aldığın, ne kadar yüksek makamının bulunduğu, ne kadar refah içinde yaşadığını sormayacağım gibi sefalet içinde yaşıyor olmanı da şimdilik önemsemeyeceğim…

Özgür olup olmadığın da şu an için önemli değil.

Ne kadar hakka sahip olduğun, ne kadar hak verme konumunda bulunduğun da benim için önemli değil.

Siyasi görüşün, dünyaya bakışın, çıkar ilişkilerin veya gördüğün ihanetler de önemli ayrıntılar arasında değil.

Aslında hiçbir ayrıntı benim için önemli değil.

Detaylarla ilgilenmek için bir arada olmamız gerekir.

Her olaya, her görüşe ve her konuda benim düşündüğümden farklı olarak senin ne düşündüğünü de öğrenmem, hem benim kültürümü arttıracak, hem de senin.

O nedenle bunları “zenginlik” olarak görüp, değerlendirme dışında tuttuğumu baştan söyleyeyim.

Ben sadece insanlığı kurtarmanı istiyorum, bir insan olarak.

Bunun için tebessüm etmen şart…

İnsanlara bakarken, insan olmasının ötesinde gördüğün her şeyi unutacaksın.

İlgi alanına giren tek konu, insan olması olacak…

Nereli olduğu, neci olduğu, nasıl konuştuğu, nasıl baktığı, nasıl yaşadığını sormayacaksın…

Neye inandığı, kimlerle birlikte olduğu, mezhebini, meşrebini, statüsünü de sormayacaksın.

Tebessüm edeceksin, insan olduğu için…

Bir selam, bir merhaba ve elinden gelen bir yardım…

Hepsi bu…

Bütün insanlığı kurtarmak, bu nedenle senin elinde…

Sen başlarsan, öfkeli suratlar görmezsin; asık yüzlerin yerini gülen yüzler alır.

Sen başlarsan, sana öfkeyle bakan olmaz; kin dolu gözler görmezsin, nefretle bakan insanlara rastlayamazsın.

Sen başlarsan, senin kim olduğunu, neci olduğunu, neye inandığını, hangi ırktan geldiğini ve derinin rengini de önemseyen olmayacak.

Sen başlarsan, herkesin başlama zamanı gelir.

Sen başla, ben sonuna kadar yanındayım…

Unutma ama…

Oluk oluk akan kanın arasında, savaşların tam ortasında, nefret kusanların iğrenç kokusu arasında insanlığı kurtaracak olan sadece ama sadece sensin…

Ve benim için çok değerlisin…

 

Tweetimden seçmeler

Okullarda eften püften birçok konuda ders koyanların aklına neden ‘İnsanlık Dersi’ koymak gelmemiş, bilmiyorum…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: