13 Mart 2017 Pazartesi, 10:15

ŞEFKAT VE MERHAMET

            İlahi kudretin en şerefli varlık olarak yarattığı insana bahşettiği nimetlerden biri de şefkat ve merhamettir. “Biri„ diyorum; zira bu iki kavram da aşağı yukarı aynı anlamı ifade ederler. Sözlük anlamı olarak şefkat; acıyarak, esirgeyerek sevmek demek. Merhamet de Arapçadaki “rahm„ kökünden türeyen ve bir kimseyi  esirgemek, canlıların mutsuzluğu karşısında üzüntü duymak demek. Sevecenlik, acımak gibi.

Cenabı Allah’ın bir lutfu olan bu duygunun kökeninde sevgi ve yardımlaşma duyguları vardır. Aynı zamanda vicdanlı olmayı gerektiren bir duygudur şefkat ve merhamet… İnsana özgü, insanı yücelten bir erdem… Her ne kadar bizzat tanık olduğumuz  veya belgesellerde izlediğimiz hayvanlar aleminde de benzer davranışları görüyor ve izliyorsak da onlarınki akla dayalı, bilinçli bir davranış değil, içgüdüsel ve otomatiktir. Öyle de, olsa, gene de güzel bir şey… Düşünebiliyor musunuz, başka zamanlarda ormanlardaki bir çok hayvan için en büyük silah olan o güçlü dişler, yavrularını ağızlarına alıp taşıma ve götürmede sanki o yırtıcılığını, parçalayıcılığını yitirmiş gibi… Annelerinin, babalarının azılı dişleri arasında sesini çıkarmadan, halinden memnun yer değiştiren aslan ve kaplan yavrularının hali… Bilinçsiz de olsa, otomasyon da olsa bir çeşit ana ve baba şefkati değilse nedir?..

Günlük hayatta başladığımız her işin anahtarı olan besmele merhametin, şefkatin, acımanın, yardımın ve korumanın ilahî doruk noktasıdır. Evet;  “Bismillahirrahmanirrahim!„ “Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla…„ Ne güzel bir  başlangıç ifadesi değil mi? Cenabı Allah’ın iki güzel Esma’ül-Hüsnası… Er-Rahman  ve Er-Rahim…  Bütün işlere bu iki güzel isimle başlamak… Evet; demek ki en büyük acıyan, seven, esirgeyen, koruyan, bağışlayan ve yardım eden odur.

İşte yaratıcı kudret, insana bahşettiği bu erdemle insanlara da nasıl davranmaları gerektiğini mesaj olarak emretmiştir. Demek ki bu duygu ile donatılmış olmanın bir görev ve sorumluluğu da var. Başkalarına karşı vicdanlı davranmak, onlara mümkün olduğu kadar kol kanat germek, üzüntü ve kederlerini paylaşmak… Başka bir söylemle diğergam olmak. Empati yapmak. Şefkat duygusu; günlük hayatta, pratikte sanki daha çok büyüklerin küçüklere göstermesi gereken bir duygu gibi… Büyükler deyince hemen aklımıza ana ve babalar geliyor. Özellikle de ana… ( Bilerek anne demiyorum. Sanki ana sözcüğü bana daha sıcak, daha sarıp sarmalayıcı, daha kucaklayıcı gibi geliyor… Bilmem yanılıyor muyum?) Ana şefkati, ana sevgisi  öyle sıradan kavramlar değil. Eğer öyle olsaydı yüce dinimizde cennet, anaların ayakları altına serilir miydi? Yaşımız kaç olursa olsun, onların gözünde hâlâ bir çocuk gibi görülmemiz, hâlâ üzerimize titremeleri, hâlâ bizi o sıcacık kucaklarına, bağırlarına basmaları şefkatin ta kendisidir.

Şunu da söyleyelim ki acınacak durumda olmak; her zaman, sevgi ve  şefkat göstermeyi gerektirmek değildir. Bazı  kişilerin yanlış ve hatalı birtakım hâl ve hareketleri vardır ki onlar acımayı ve merhameti hak etmemektedirler. “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.„ mesajının muhatapları… Demek ki her acıma bir şefkat değildir ama her şefkatin içinde acıma vardır. Hayıflanma duygusu içeren acımanın olduğu da bir gerçek. Keza; hayvanlara duyduğumuz acıma ile insanlara duyulan acıma arasında da  fark olduğu muhakkak. Burada Peygamber Efendimizin şu hadisini hatırlamakta yarar var: “Ben, ancak rahmet olarak gönderildim.„diyor Efendiler Efendisi…

Kültürümüzde atasözlerine, şarkılara, özdeyişlere değişik içeriklerle konu olan bu erdemi, bu duyguyu dolu dolu yaşamak, yaşatmak, göstermek ve davranışlarımızla kanıtlamak hem kişisel, hem toplumsal hem de dini bir görev ve sorumluluk… Ne mutlu bize ki böyle güzel duygulara sahibiz. Hamd ü senalar olsun ki Cenabı Allah, bizleri böyle duygularla donatarak yaratmış…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: