Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
05 Aralık 2014 Cuma, 09:45
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Seçin, seçin ama seçilmeyin!

Naif Karabatak   Seçin, seçin ama seçilmeyin!   Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, bir devrim diye yutturulmaya çalışılsa da, aslında cumhuriyetin ilanından, 5 Aralık 1934’e kadar gasp edilen bir hakkın iadesi demek daha doğru ve daha gerçekçidir. Ama buna rağmen, “peki, siz kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiniz” diye gönüllerini hoş tutmak da mümkün. […]

Naif Karabatak

 

Seçin, seçin ama seçilmeyin!

 

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, bir devrim diye yutturulmaya çalışılsa da, aslında cumhuriyetin ilanından, 5 Aralık 1934’e kadar gasp edilen bir hakkın iadesi demek daha doğru ve daha gerçekçidir.

Ama buna rağmen, “peki, siz kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiniz” diye gönüllerini hoş tutmak da mümkün.

Ne yaparsın, bu ülkede şapka giymeyi devrim olarak bilenler var.

Aslında kadınlara birden bire seçilme hakkı verilmedi, seçme hakkı da…

1930’da başlayan bu serüven, 1934’e kadar sürdü…

Bu zorlu yolculuk, bu hak iadesi tam dört koca yılı buldu.

Kolay iş değildi elbet; azıcık azıcık verilmeli, fazla şımartılmamalıydı…

İlginç olan önce seçilme, sonra seçme hakkıydı…

Ancak vekil olarak değil, belediye seçimlerine katılma hakkı, muhtar ve ihtiyar heyetinde yer alma hakkı…

Daha sonra da milletvekili seçme hakkına kavuşan kadınlar, aynı zamanda milletvekili seçilme hakkına da kavuştu.

Uzun bir yolculuk da olsa, cumhuriyetin ilanıyla birlikte verilmeyen bir hak da olsa, sonunda elde edilmesi elbette güzel ama önce gasp edip, sonra gıdım gıdım verilmesi, bir devrim değil, kazanılmış bir hakkın iadesidir.

Üstelik de seçme hakkı, oy kullanmaktan ibaretken, seçilme hakkı, siyasi partilerde çeşmenin başını tutan erkeklerin inisiyatifine kalınca pek de hayata geçmedi, geçenler de sembolik oldu.

Bir süre seçilebilirsin ama… denilerek, ‘ama’dan sonraya bir sürü engel konuldu.

Bu, bazen başörtüsü oldu, bazen de çok daha akla ziyan bahaneler…

Kadınların yönetemeyeceğine, hiçbir şekilde idarecilik yapamayacağına, halkı temsil edemeyeceğine inananlar, toplumu bu şekilde kadınlardan kurtarmış oluyordu.

Hoş bazı kadınlar da buna fırsat veriyordu.

Muhtar bile seçilse asıl muhtar eşiydi…

Belediye başkanı olan kadınların asıl yetkisi eşindeydi.

Eş başkanlıkta bile başkan erkekti, eş kadın…

Milletvekili olan kadınların da eşi aslında vekildi, gölge gibi takipteydi…

Hatta adını bile bağışlayan Özer Uçuran Çiller, bir süre “gölge” olarak da olsa bu ülkede başbakanlık yapmıştı.

Ancak, aynı erkekler, kendileri sorumluluk aldığında, hiçbir şekilde eşini söz sahibi etmiyordu.

Çünkü akıllı olan erkekti, yönetebilen erkekti, kadın ise sadece her başarılı erkeğin ardında durandı…

***

Öyle veya böyle, bundan tam seksen koca yıl önce kadınlar seçme ve seçilme hakkına kavuştuysa da bunun sadece ilk bölümü olan “seçme”yi kullanabildiler.

O da eşi, annesi, babası ve çocuklarının izin verdiği ölçüde…

Seçilme hakkını kullanmak, yasayla verilen bir hakkı kullanmak kadar kolay değildi elbet.

Ayrımsız tüm siyasi partilerde kadınlar, “kadın kolları” dışında bir yere oturtulmaya pek hevesli değillerdi.

Halen de değiller…

Yarın da bunun böyle olmayacağının en ufak bir emaresi yok.

Kadın erkek eşitliğinin her platformda dillendirildiği, cilalı lafların edildiği, gönül okşayıcı sözlerle kadınların siyasette var olmasını dilemeleri, sadece günü kurtarmadır, gönül almadır, ötesi yoktur.

Siyasi partilere egemen olan erkeklerin, kadın siyasetçiden haz etmediği, gizli kapaklı değil, aşikârdır.

Sadece vekil olarak değil, teşkilatlarda da durum farklı değil.

İl ve ilçe teşkilatlarında “kadın kolları” dışında, il ve ilçe yönetiminde kadın sayısı hem çok az hem de karar mekanizmasında yer almaması için kırk takla atılması da bir başka yaşanan gerçek.

Buna rağmen de her parti “kadın temsil” sayısında bir birlerinden ne kadar fazla olduğunu ispata çalışırlar.

Erkeğin kotası olmamasına rağmen, kadının bir kotası olur.

Sadece kadın değil aslında, engellinin de kotası olur, farklı ırk veya mezhebin de…

Temel alınan erkektir…

Temel alınan “sağlam erkek”tir…

Sonra temel alınan bir mezhep vardır…

Sonra temel alınan bir etnik kimlik vardır…

Gerisi ise kotadır, biraz ondan, biraz bundan, al sana tadına doyum olmaz helva…

Türkiye’de siyaset bu şekilde yapılır…

Ve 1934 yılından bu yana, tam seksen yıldır kadınlar seçme hakkını kullandıklarını sanırlar, eşinden, aile baskısından kurtuldukları müddetçe…

Ve bir de seçilme hakkı olduğunu sanırlar, kotaya girme başarısını gösterirlerse…

Ve eğer seçilirse de eşinin sultasından kurtulabilirse…

Bizde, insanların doğuştan kazandığı hak, hep birilerinin elindedir ve dilediğince, dilediğine verme hakkına sahiptir.

Kâğıt üstünde yazanlarsa “demokrat” görünmek, “medeni” sayılmak için olmazsa olmaz metinlerden ibarettir…

Öyleyse kadınların gönlü hoş olsun; seçme ve seçilme hakkınız kutlu olsun, yüzünüzde güller açsın!

 

Tweetimnden seçmeler

Eskiden insanlar tavırlarıyla, bakışlarıyla ve mimikleriyle anlaşır, net mesajlar verirmiş. Şimdi kafasına kafasına vursan da anlamayan var

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: