08 Haziran 2015 Pazartesi, 09:40
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Seçimin sonucu

Seçimin sonucu   Uzun süredir ülke gündemini meşgul eden 7 Haziran seçimleri, dün halkın son noktayı koymasıyla sonuçlandı. Bu itibarla, seçim sonucu, halkın tercihidir, diyebilirim. Demokrasiyle idare edilen yerlerde, sandık belki her şey değildir ama yönetimi belirleyici en önemli yoldur. Halkın direkt olarak yönetime müdahale ettiği tek yol, sandıktır. Ancak, halkın tercihini değiştirmeye dönük her […]

Seçimin sonucu

 

Uzun süredir ülke gündemini meşgul eden 7 Haziran seçimleri, dün halkın son noktayı koymasıyla sonuçlandı. Bu itibarla, seçim sonucu, halkın tercihidir, diyebilirim.

Demokrasiyle idare edilen yerlerde, sandık belki her şey değildir ama yönetimi belirleyici en önemli yoldur.

Halkın direkt olarak yönetime müdahale ettiği tek yol, sandıktır.

Ancak, halkın tercihini değiştirmeye dönük her adım, demokrasiyle yarışan ama demokrasiyi içine sindirmeme adımıdır.

Siyasi partiler, programlarıyla, tüzükleriyle, vaatleriyle, halkı doğrudan ilgilendiren konularda yaklaşımıyla, insanların değerlerine karşı tutumuyla halktan oy isterler.

Bu süreçte mitingler yapılır, demeçler verilir, her platformda konuşmalar yapılır.

Adaylar, il merkezi, ilçeler, kasabalar, köyler demeden çalmadık kapı, sıkılmadık el bırakmamaya çalışır. Böylece gönlü alınan her seçmenin, “beni ziyaret etmediler” demesinin önüne geçerek destek isterler.

İktidar partileri, her seçimde avantajlı ve dezavantajlı olduğu yönleriyle birlikte halkın huzuruna çıkar.

Avantajlı olduğu yön, elbette iktidarda olduğundan dolayı yaptıklarını anlatacak, anlatmazsa da, görülecektir.

Dezavantajlı olduğu yön ise bütün iktidarlar, bir süre sonra yıpranmaya başlar. Belki göz aşinalığı, belki bir bıkkınlık, belki de yapılan yanlışlar.

Normal bir seçim süreci olduğunda, vatandaş sandığa giderken bazen iktidara destek vermeyi hesaplar, bazen de ders vermeyi.

Yine normal seçimlerde, vatandaş sandığa giderken, iktidarda olan partiye oy vermeyecekse, hangi partiye oy vereceğini bilerek gider.

Her partiye gönül verenler, sandıkta başarılı olmak için bayrama gider gibi hazırlanır, eşiyle, çocuğuyla sandığa gidip, oyunu kullanır, vatandaşlık görevini yapmanın rahatlığıyla evine döner.

Akşam televizyonun başına geçip, açılan sandık ve geçerli oyların partilere dağılımını grafiklerle ve heyecanla takip eder.

Ben, seçimin bu yönünü çok seviyorum.

Ama nedense bir süredir bu zevkten mahrum kalıyoruz.

İktidara haddini bildiremiyoruz.

İktidarı destekleyemiyoruz.

Muhalefet partilerinden herhangi birine bu defa yetki vermeyi düşünemiyoruz.

Çünkü bir kutuplaşma oluyor “ya o ya diğerleri” gibi bir tercihe zorlanıyor vatandaş.

Artı o andan sonra siyasi partilerin ne söylediği, açıklanan belgelerin, çarşaf çarşaf yapılan suçlamaların, çıkan olayların, akan kanın bir önemi kalmıyor.

Herhangi bir partiye küsen, durumunu yeniden gözden geçiriyor; buna ırkı, kimliği, mezhebi, inancı, ideolojisini de kattığında “vazgeçemeyeceği” zaman, işte tam da o zaman oluyor.

Bütün eleştirilerini, bütün kızgınlıklarını, bütün suçlamalarını bir kenara bırakan seçmen, “olması gerektiği” yerde oluyor.

O zaman “oy kayma” gerektiren “siyasi başarısızlık” cezasız kalıyor “siyasi başarı” ise ödüllendirilemiyor.

Oysa olağan seçimler olsa durumlar çok farklı olur, sonuçlar her seferinde şok sonuçlara sebep olabilirdi.

Özellikle il ve ilçe gibi “yerel kaygıların” gözetildiği yerlerde beğenilmeyen adaylar, aday edilmediği için kızıp küsenler ve onlara destek verenler, tabloyu her parti için farklı şekilde değiştirebilirdi.

Kutuplaşmanın yaşandığı böyle seçimlerde herkes tüm eleştirilerini sumen altı ediyor, kızgınlığını rafa kaldırıyor, küskünlüğünü erteliyor ve partisine oy vermek için sandığa koşuyor.

Hal böyle olunca da çıkan sonucu “seçmen şu mesajı verdi” diye yanlış okuyorlar.

Seçmen mesaj vermedi; tabloyu gördü, kararını verdi.

Başarı, sizin başarınız değil…

Başarısızlık da sizin başarısızlığınız değil.

Ama normal seçimi bırakıp, farklı farklı yerlerle yapılan gizli-açık görüşmeler, ittifaklar, parti olmadığı halde verdiği destekler sizin başarısızlığınızdır.

Başarı, kendi çabanızla ve halka kendinizi anlatmanızla elde edilecek destektir; belli kesimlerin örgütlediği ve aktardığı oylar değil.

Demokrasi, kurallarıyla işler halde olunca güzeldir, aksinde ise demokrasi kullanılmış olur hepsi bu.

Bu seçim, bu nedenle gerçek sonucu vermedi, vermez de…

Bir inat uğruna verilen oylar, bir korunma içgüdüsüyle verilen destekler, bir kin ve nefretle rakibini destekleyenler, halkın tercihini yansıtmaz, kurulan tezgâhın bozulduğunu veya tuttuğunu gösterir.

Bu nedenle, bu seçim, benim en sevmediğim seçim oldu. Hiç istememe rağmen çok fazla müdahil olan yazılar da yazdım.

Güzel olansa, bütün provokasyonlara rağmen, milletin oyuna gelmemesi, her partinin sağduyusunu korumasıydı.

Bugünkü tabloyla ilgili diyeceğim ise; halkı özgür bıraksalardı, herkes kendi partisi için çalışsaydı tablo çok farklı olurdu, buna inanıyorum…

Ancak, bütün bunlara rağmen, bugünkü tablo, halkın tercihidir ve herkesin buna saygı göstermesi, ders çıkarması, seçim sürecini iyi değerlendirmesi, kurulan ittifakların zarar mı getirdiğini, kar mı getirdiğinin iyi hesaplanması lazım.

Seçim, halk seçtiğinde güzledir, başkalarının belirlediğinde değil…

Bir süre siyaset yazmayacağım. Bunu da son not olarak belirteyim, biraz edebiyatla kafa dinleyelim…

 

Tweetimden seçmeler

Siyasi tercih, bir kaç fazla oy alma, tarafı olduğun veya beğendiğin Partiye destek verme ile bir davaya gönül verme çok farklıdır.

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: