Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
02 Nisan 2015 Perşembe, 09:19
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Seçim Kaos Planı

Seçim Kaos Planı   Bir süredir her seçim öncesinde farklı kaos planları devreye sokuluyor ve seçim bitince, kaos da bitiyor ama bu arada olan, her zamanki gibi giden canlara oluyor. Önceki gün iki şoku birden yaşadık. İlki neredeyse ülkenin tamamını elektriksiz bırakan, hayatı adeta felç eden elektrik kesintisiydi. İkincisi ise İstanbul Çağlayan Adliye Sarayını basan […]

Seçim Kaos Planı

 

Bir süredir her seçim öncesinde farklı kaos planları devreye sokuluyor ve seçim bitince, kaos da bitiyor ama bu arada olan, her zamanki gibi giden canlara oluyor.

Önceki gün iki şoku birden yaşadık.

İlki neredeyse ülkenin tamamını elektriksiz bırakan, hayatı adeta felç eden elektrik kesintisiydi.

İkincisi ise İstanbul Çağlayan Adliye Sarayını basan DHKP-C’li teröristlerin Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın canına kastetmeleriydi.

İlki yani elektrik kesintilerinin sebebi anlaşılamadı.

İkincisinin yani hunharca katledilen Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın neden öldürüldüğü de anlaşılamadı ve her ikisinin de anlaşılacağını sanmam.

Çünkü her ikisi de seçim üzeri kaos planlarına benziyor.

Umarım arkası gelmez, umarım 7 Haziran’a kadar cana kastetmeyi sürdürmezler.

Cinayeti işleyenlerin, bir taşeron örgüt olması, olayda bir amaç aramayı gereksiz kılıyor.

İhaleyi verenler, bugün timsah gözyaşı dökenler olabilir.

Belki ihaleyi veren, seçimden kazançlı çıkmayacak ama her zaman olduğu gibi bir umut olarak mücadelesini, kendince sürdürecek. Nasılsa giden canlar da umurunda değil.

Buraya kadar olanı anlamak için insan olmamak gerekiyor ve biz, en azından şimdilik bunu anlamıyoruz.

İşte bu anlamadığım ve bir türlü anlamlandıramadığım konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Her seçim döneminde, ülkeyi kargaşaya, korkuya ve paniğe sevk eden olaylar olur.

O dönemde ortaya atılan iddiaların gerçek olup olmadığını bilme şansımız olmaz. Ancak, seçim sonunda o konu rafa kaldırılınca, sumen altı edilince, unutulup gidince amacın seçime dönük olduğunu anlarız.

Ve aslında biz buna alıştık da…

AK Parti iktidarının, derin güçlerle mücadelesi başladığından bu yana, sürekli kirli eller seçimleri etkilemeye çalışıyor.

Bazen yolsuzluk oluyor, bazen kasetler havada uçuşuyor, bazen terör olayları yürek dağlıyor.

Gezi eylemlerinde hayatını kaybeden insanların katilleri, katil aradığını söyleyenlerdi.

Berkin’in ekmek almaya gittiğini söyleyenler, Çağlayan Adliyesini basıp, hunharca savcı katledenlerdi.

Gezi olaylarında vatandaşın canına ve malına kastedenlerin “ağaç sevgisi”yle dolu olmadıklarını, insan hayatını hiçe saydıklarını öğrenmemiz geç olmadı.

Sadece Gezi olaylarının maddi faturası bile amaçlananın seçim üzeri kaos veya planlanan bir darbenin, bir oyununun sahneye konulması olduğu anlaşılırdı.

17-25 Aralık operasyonları da yarım kalan bir hesabın görülmesiydi.

Her barış görüşmesinde, çözüme atılan her emin adımda terör olaylarının patlak vermesi, bütün bu tezleri doğruluyordu.

Birileri, bu ülkenin düze çıkmasını istemiyordu.

İnsanların özgürce yaşamasından nemalanamıyordu.

Barış olunca akmayan kandan faydalanmaları mümkün değildi.

O zaman ya AK Parti gitmeliydi ya da yaptıkları “güvenlik” gerekçesiyle tersyüz edilmeliydi.

Bütün bunların sebebi, seçimde partilerin oy dağılımını değiştirmek, dengeleri altüst etmek ve belki de kendi partileri, destek verdiklerinin iktidarını görmek.

Peki, bu kadar emek ve para harcanıyorsa, neden bunu farklı şekilde yapmıyorlar?

Neden hiç suçu olmayan masumların kanına giriliyor?

Neden insanların evleri, işyerleri tahrip ediliyor?

Neden ülkenin karanlıkta kalmasıyla bunu sağlamaya çalışıyorlar?

Neden, neden, neden diye çoğaltmak mümkün.

Hiç birisinde de “mantıklı” bir açıklama göremediğiniz gibi, “iyi niyetli” veya “milletin menfaatine” de tek kelime duyamazsınız.

Kirli insanların, kirli hesaplarını görme şekli, maalesef bu.

Yoksa bu işin yolu, sandıktan çıkmaktır.

Siyaset, belki de kendini vatandaşa anlatma sanatıdır.

Kim daha iyi kendisini anlatırsa, kim daha çok güven verirse, kim ikna ederse, kim inandırırsa sandıktan o çıkar.

Üstelik bu, hem masrafsız, hem kansız, hem katliamsız…

Doğru olacaksın, dürüst olacaksın…

Siyaseti karanlık odaklar için değil, halk için yapacaksın.

Milletin kanına değil, gönlüne gireceksin ve destek isteyeceksin.

7 Haziran’a kadar neler yaparsınız, kimlerin kanına girersiniz, kimleri mağdur edersiniz, hangi zalimlerle kol kola gezersiniz bilemem ama bildiğim, 8 Haziran’da bu anlayış, bir kez daha iktidar olmayacak ve bu gidişle de bu anlayışı, bu millet ilelebet iktidar etmeyecek.

Kan akıtırsınız, buna gücünüz yeter.

İnsanları mağdur da edersiniz, buna da gücünüz yeter.

Belki çok gözyaşı da döktürürsünüz, sebep olduğunuz acılarla…

Ama bu milletin gönlüne girerek sandıktan çıkmanız, bu tür eylemlerle asla mümkün değildir, bunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.

 

Tweetimden seçmeler

Bizler barış barış derken, bu tür alçak saldırılara ve onun taşeron örgütlerine destek veren siyasiler gördükçe, siyasetten nefret ediyorum.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: