Son Dakika
11 Aralık 2017 Pazartesi
30 Nisan 2015 Perşembe, 10:14
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Seçim için mubahın sınırı ne?

Seçim için mubahın sınırı ne?

 

Bol keseden atma zamanı” da denilen seçim sürecinde, siyasi partilerin amaca ulaşana dek, neleri mubah görüp görmediği hep ilgimi çekmiştir.

7 Haziran seçimleri yaklaşırken, siyasi partilerin çalışması da hızlandı.

Hızlanan sadece, huzurumuzda yapılan seçim çalışması değil elbet.

Perde gerisinde kurulan ilişkiler, perde önüne yansıyan ve gerçekleşmesi hiç mümkün olmayan boş vaatler ve asla bir araya gelmesi mümkün olmayanların geçici ve yasak aşkları…

Tek amacın, 7 Haziran’da bekledikleri sonucu almak olunca, akla bunun bir sınırı olup olmadığı geliyor.

Bu sınırın bir ahlak anlayışı olup olmadığı da çok önemli…

Vaat vermenin bir sınırı var mı mesela?

Sen bir verirsen, ben iki veririm deniyor mu?

Oranlar kaçar kaçar arttırılacak, geri çekilme var mı?

Kendimizi bir müzayede de sanabilir miyiz?

O heyecanı yaşayacak mıyız?

Cebindeki parayı düşünmeyen müflis tüccarlar gibi, bir resme en yüksek parayı vermek ve illa sahip olmak için arttırdıkça arttırılmasını izleyecek miyiz?

Sahip olmak için ne kadar değer feda edilecek, ahlaki kargı nereye kadar gözetilecek ve bunların içinde milletin menfaatine olanlar ne kadar ağırlık kazanacak?

Seçim değil, bir savaş gibi “aldatma” meşru mu bilinecek?

Düşmanı değil, dostu aldattığının farkına varmayacağımız mı düşünülecek?

***

Doğrusu ekonomik vaatler çok ilgi alanıma girmiyor.

Çünkü bu yaşıma kadar, verilen sözlerin aksine tüm ekonomik vaatlerden zararlı çıktığımı çok iyi biliyorum.

Bu açıdan karnım tok diyebilirim.

İsteyen istediği gibi atabilir, isteyen istediği gibi satabilir; benden yana alıcısı yok.

Beni ilgilendiren zaten bu değil.

Daha çok siyasi partilerin seçimde bekledikleri oranı almak için hangi değerleri çiğnediklerine bakıyorum.

Gözünü kırpmadan, yüreği sızlamadan, geçmiş kazanımlarını ve kazanımlarımızı feda edip etmeyeceklerine bakıyorum.

Uzun yıllar sonra elde ettiğimiz özgür alanlarımız, yeniden yasak hale mi gelecek mesela?

Hayatın her alanında, özgürlüklerimizde, inançlarımızda, değerlerimizde, dilimizde, mezhebimizde yakaladığımız serbestlik, bir anda yasak hale mi bürünecek?

Özgürlük vadederken, esir hayatı sunduklarını ne zaman fark edecekler?

Daha dün adını dahi anmaktan korktuğumuz ve bugün sahip olduğumuz kazanımları, bir hırs uğruna heba mı edeceğiz?

Bütün bunları elbet önemsiyorum.

Bu ülke yasaklar ülkesiydi ve daha kaldırılması gereken yasaklar varken, kazandıklarımızın elimizden kayıp gitmesini izlemek istemiyorum.

Yine siyasi partilerin bir diğer partinin oy oranını aşağı çekme amacı güden çabasında, ne kadar meşru zeminde hareket ettiğini de önemsiyorum.

Düşmanının düşmanını dost bilecek yasak aşk yaşayanlardan peydahlanacak olanın, başımıza ne kadar bela açacağını çok daha fazla düşünürüm.

Kirli hesaplarını görmek için akla hayale gelmedik yola başvuran örgütlerin, siyasi partilere neler vadettiğine bakarım.

Ve siyasi partilerin, bu derin örgütlere ne gibi fırsatlar sunmayı kabul/teklif ettiğine…

Çünkü 7 Haziran, hayatın sonu değil.

Ülke, o gün karanlığa gömülmeyecek.

Dünya o gün sona ermeyecek.

Belki ölürsek görmeyeceğiz ama yaşarsak biz, ölürsek çocuklarımız bu ülkede hayatını sürdürecek.

Birkaç puan fazla almak veya bir başka partinin oy yüzdesini birkaç puan aşağı çektirmek için meşru zemini nasıl kullanacaklar, gayrimeşru ilişkileri ne kadar mubah bilecekler, bu çok önemli.

Ne yazık ki, bu konuda sicili pek temiz olmayanlar, yine aynı kirli oyunun içine girmekten çekinmiyor.

Ve bütün bunları da bize cilalanmış sözlerle sunuyorlar.

Demokrasi derken, demokrasi dışı arayışlara girmemek gerekiyor.

Demokratlıktan söz derken, antidemokratik bir ilişkinin içinde olmamak gerekir.

Barış derken, savaş pazarlığı yapmamak gerekir.

Hukuktan söz ederken, hukuk dışı yollara girmemek gerekir.

Yargının adil olmasını isterken, hukuk dışı operasyonlara alkış çalan olmamak gerekir.

Dürüstlükten dem vururken, saman altından su yürüten olmamak gerekir.

İşin doğrusu, millete hizmet etmek isteyen siyasi partiler, gücünü sadece milletten alır ama millete karşı olmak için hazırlık yapanlar, her türlü kirli örgütlerle ilişkiye girebilir, dış güçlerin oyuncağı haline gelebilir.

Gücünü milletten almayanın, başkasının oyuncağı olması da kaçınılmaz mı ne?

 

Tweetimden seçmeler

Mesele siyasi parti veya vereceğiniz oy değil; nerede durduğunuz, kimlerle olduğunuz, kimlere veya neye karşı durduğunuzdur önemli olan…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: