08 Temmuz 2016 Cuma, 09:10
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

SANATIN EŞSİZ KENTİ

SANATIN EŞSİZ KENTİ Hepimizin bir sevdası olsun isterdim. Umudun büyütüldüğü, sevginin çocuk parklarındaki kadar heyecan dolu olduğu. Bir kemanın sesi duyulur salonun en ücra köşesinden. Ya da piyano ile çınlar duvarlar. Bağlama ile dans eder ozanın parmakları. Hele davullar ve zurnanın kardeşliğine diyesim yok. Biri olmazsa diğerinin manasız kaldığı ikiz kardeşler onlar. Bin yılın türküsü […]

SANATIN EŞSİZ KENTİ

Hepimizin bir sevdası olsun isterdim. Umudun büyütüldüğü, sevginin çocuk parklarındaki kadar heyecan dolu olduğu. Bir kemanın sesi duyulur salonun en ücra köşesinden. Ya da piyano ile çınlar duvarlar. Bağlama ile dans eder ozanın parmakları. Hele davullar ve zurnanın kardeşliğine diyesim yok. Biri olmazsa diğerinin manasız kaldığı ikiz kardeşler onlar.

Bin yılın türküsü sarıyor doğayı. Adeta raks ediyor dinleyenlerin zihni. Herkes pür dikkat kesilmiş.  Genç, yaşlı, çocuk. Eşleriyle ya da sevgilileriyle gelmişler. Dostlarıyla, kardeşleriyle. Kimisi de yalnız başına almış giriş biletini. Salon tıklım tıklım. Giriş katta orta yaşlılar oturmuşlar. Orta katta ise ağırlıklı olarak genç kadınlar ve genç erkekler. Üst kat ise daha sakin dinlemeyi tercih edenler ve seçkinler.

Bin yılın türküsü için festival alanı hınca hınç. Salonun koridorları gizil sohbetlere hasret. İkili muhabbetler veya birbirlerini uzun zamandır görememiş olan genç bakışlar.

Müzik festivali içini ısıtıyor gençlerin. ‘İyi ki burdayız’ fısıltıları duyuluyor. Ama herkes kaptırıyor kendini müziğin akışına. Orkestra tam bir senfonik gösteri sunuyor dinleyicilerine. Kent titriyor enstrümanların sesinden. Salon çok büyük, üç katı da görkemli. Binanın taşları yankıya aldırmıyor bile. Zemin katta küçük odacıkları mevcut. Her biri bir başka enstrümana ev sahipliği yapıyor. İsteğe göre müzik eğitimi alınıyor. Müziğin ve enstrümanların evrenselliği kardeşleştirmiş buraya gelenleri.

Def çalanlar, erbane öğrenenler. Zor da olsa notalı notasız türkülerle hayatına yön verenler…doğuştan davula hevesli çocuklar, flüt ya da kavalın mistik diyarı…bağlamam da bağlamam diyen minik suratlar…hele hele kemanın aşkına diyecek yok. Kanun da bir hoş sanki. Piyano ise bir harika zihin adına. Orkestra türküleri söylüyor. Kent inliyor ve dinliyor.

Senfonik gösteride kardeşliği yaşıyor insanlar. Bin yılın türküsü bu. Coşkuyla, heyecanla geçiyor saatler. Kimse farkında değil zamanın akışından. Akıp gitmiş dakikalar.

Veysel’in kara toprak sevdası ve toprağa olan aşkı alıp götürmüş dinleyenleri. Gönül Dağı yağmur olmuş, akmış sele karışmış, kalpler bir oh çekip bayram yapmış. On dört bin yıl gezen Haydar’a nispet eylemişler. Gezip durmuşlar Çelebiler gibi. Kul olayım kalem tutan ellere, katip arzuhalimi yaz benden sonrakilere. Hasretinden yanan gönüller, kuru soğana muhtaç edilenler, makber diye yakılan ağıtlar, yüksek yüksek tepelere ev kurdurmayanlar, gurbet türküleri, yiğitlik, bir türlü gelmeyen kara tren ve hapishane türküleri

Orkestranın bıkmadığı, dinleyenlerin ise usanmadığı festival sona erdi. Kent mutlu bir gecenin huzuruyla kanatlarını kapayıp evine çekildi. Her yıl aynı tarihte yapılan müzik festivali kenti büyülüyor, insanlar sevgiyle bağlarını diri tutuyordu. Bir sonraki festivale hazırlanmak için yarışan ve müzik eğitimi için sıra kovalayan çocuklar adı konulmamış kardeşliğe tuğla taşıyorlardı. Bin yılın, hatta binlerce yılın imbiğinden süzülen kültürünü yarına taşımanın gayretini yürütüyorlardı.

Kentin ortasındaki kültür merkezi festival dışında da konserlere ev sahipliği yapıyor. Her gece farklı bir senfoni çalınıyordu. Piyano resitali ya da bağlama resitali verenler hatta keman-gitar-bağlama üçlüsünün dostluğu ayrı bir tat katıyordu genç dinleyicilere. Çok sesli orkestralar ise davetliler ya da uzaktan gelen misafirler için daha bir anlamlıydı. Peşinden sunulan folklorik gösteri ise gecelerin kaymağı, pastası gibi oluveriyordu.

Kent, her güne mutlu ve huzurlu başlıyor, insanlar zamanlarını sanata, enstrüman öğrenmeye ayırıyorlardı. Sanatın kadim kentlerinden biriydi burası. Nice ozanlar çıkmıştı bağrından ve niceleri de umut vermekteydi. Bin yılın türküleri, ağıtları, klamları ve stranları ve hatta dengbejleri doğaya, yeryüzüne ışık saçıyor, hasret besliyorlardı.

Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman umudu büyütsün tüm insanlar. Büyük konser salonlarında sevda türküleri yüklesinler gözlerine. Müziğin ve bereketli toprağın duysunlar eşsiz gücünü. Ve öyle yaşasınlar mutlu olabilmek için…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: