29 Haziran 2016 Çarşamba, 08:46
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

SANATIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI : SİVAS!..

SANATIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI : SİVAS!.. Gölgelere sığındım o gece. Bulutların bu denli kara olduğunu geç fark ettim. Bu farkedişin dayanılmaz sıcaklığı tenime vurduğunda film şeridi gibi geçiverdi tüm yaşamışlıklarım. Aman Allah’ım deyiverdiğimi anımsıyorum. Yarı baygın halde kara bulutların arasından sıyrılmam oldukça güçtü. Boğazım trenin geçerkenki tüneldeki hali gibiydi. Soluk alışlarım kesintiye uğramış, tenim cehennem sıcağına […]

SANATIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI : SİVAS!..

Gölgelere sığındım o gece. Bulutların bu denli kara olduğunu geç fark ettim. Bu farkedişin dayanılmaz sıcaklığı tenime vurduğunda film şeridi gibi geçiverdi tüm yaşamışlıklarım.

Aman Allah’ım deyiverdiğimi anımsıyorum. Yarı baygın halde kara bulutların arasından sıyrılmam oldukça güçtü. Boğazım trenin geçerkenki tüneldeki hali gibiydi. Soluk alışlarım kesintiye uğramış, tenim cehennem sıcağına karşı koyar vaziyeteydi.

Usulca uzanıverdim pencereye,ne oluyor neden böyle burası diye? Yüzlerce insanın elleri havada, sevinç çığlıklarına anlam vermeye çalıştım. Ölümün bu kadar yakına gelmiş olmasına şaşıp kalmıştım. Ecelimle ölmeyi yeğleyen bir sanatçı olarak ve halkım için müzik yapmayı şiar edinmiş bir insan olarak şok geçiriyordum.’ Allah’ım ölecek miyim?’ Dedim o an!..‘Allah’ım kendi halkım mı olacak celladım ?’

Yüzyıllarca âşık geleneğinin bir temsilcisi olabilmekti tüm emelim. Halkım için, yoksul halkım için, umudunu hep diri tutmaya çalışan halkım içindi tüm gayretim. Müzik yapmaktı!..Şelpe tekniğini tüm ozanlara alıştırmak ve yayılmasını sağlamaktı isteğim.

Ben Ölü Ozanlara Cennetine düşmek isterdim, ama ecelimle.. Yanıbaşımda  Muhlis Akarsu‘yu gördüm. Yanında da eşini. Aynı kompartımandaydık. Aynı cehennemi yaşıyor , aynı kadere seyirci kalıyorduk. Küçücük Koray da vardı aramızda. Daha on ikisinde ve daha umutlarını yaşayacaktı. Sonra Davut Sulari’nin kızı Edibe Sulari

Tıp doktoruydu Behçet AYSAN aynı zamanda şair. Ne oldu, nasıl oldu da aynı gökyüzüne aynı acılar sığdı bir anda. Şiirler yetim kalmaktaydı. Besteler ağlamaklı. Sanat can çekişiyordu. Nesimi ÇİMEN’in burada olması içime dokundu. Keşke O, burada olmasaydı. Aynı cehennemi yaşamasaydı. Olmadı işte, olmadı bir türlü. Şimdi canlı yayında izleyecek tüm halkımız bizi. Bizlerin bu cehennemi nasıl yaşadığımızı. Ve bizlere bu cehennemi yaşatanların da kendi insanlarımızın olduğunu.

Karikatirüst Asaf KOÇAK sen ne arıyorsun burada?!..Metin’im, Uğur’um kim yazacak şiirleri şimdi. Edebiyat dergileri nasıl yazar Metin ALTIOK’u, Uğur KAYNAR’ı hüzün duymadan. Tarih kitapları, romanlar Asım BEZİRCİ’den nasıl feyz alacaklar şimdi.

Bu cehennem bir başka cehennem ey gökyüzü. Bu cehennem acımasız ve haksız bir cehennem sevgili annem ve babam. Tüm canlarım burada, tüm sanat dostlarımla beraberim. Aynı göğün ezgisi çalıyor şimdi. Cumhuriyetin merkezinde!..Sivasta!..

Kolay mı bir cana kıymak ey halkım? Kolay mı bir sanatçıyı diri diri yakmak ey zalimler!.. Yandık, kavrulduk, soluksuz ve tarifsiz bir acıda yok olduk. Yok ettin bizleri ey halkım!.. otuz üç CANa bir gecede nasıl da kıyabildin. Hitlere zalim diyorduk hep birlikte. İnsanları diri diri gaz odalarına tıktığında hep birlikte beddua okumuştuk. Acımasızlığın bu kadarına da PES!.. deyivermiştik aynı iftar sofrasında.Aynı göğün altında, aynı çeşmenin başında nasıl da gülüp oynamış, nasıl da şakalaşıp maytap geçivermiştik birbirimizle. Ben, şimdi senin elinle ve senin öfke kusan gözlerinle karşı karşıyayım. Ellerinde ve yüreğinde biriktirdiğin şiddeti kan kardeşine, yoldaşına, oyun arkadaşına yöneltmişsin. Bu nasıl bir adalet? Söyler misin?

Daha yirmi üç yaşındaydım ben. Tüm dostlarımla, sanatçı arkadaşlarımla. Ülkemizin kültür bahçesini tarumar ettin. Bağlamam kırıldı sayende. Şeytan icadı dediğin ama her defasında senin de eline aldığın bağlamam dargın artık sana. Neşet Ertaş’dan dinlediklerin, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Erdal Erzincan, Sabahat Akkiraz ve daha nice sanatçıdan dinlediklerin SENDİN aslında.

Pir Sultan, Yunus Emre, Mevlana, Aşık Daimi, Aşık Mahzuni, Aşık Veysel,Aşık Yoksuli ve yüzlercesi SENi anlatıyordu yüzyıllarca. Anlamadın, anladığında ise SİVAS alev alevdi artık. Kültür bahçemizin bir gülü olan Neşet Ertaş’ın tabutunu omzunda onurla taşıyanlar SİVAS’ı unutmamalılar. Dinledikleri deyişlerin, türkülerin, ağıtların, klamların, stranların kaynaklarını gözardı etmemeliler. Anadolu’un kadim kültürünün kaynağına, cevherine çomak sokmamalı, feyz aldığı nice ozanlara kol kanat gereli, el üstünde tutmalı. Şiddetten ve saldırıdan korumalı.İnsanlığı yok etmek değil yaşatmalı!..

Ben yokum şimdi, benim türkülerim de SENi anlatır ey halkım!.. ‘Gün olaydı tan olaydı’yı yine çalarım sana ve en güzel bestelerimi. Ancak ne diyeyim ki ‘bir insan ömrünü neye vermeli, harcanıp gidiyor ömür dediğin…‘ ben Hasret Gültekin. Sivas’ta, 2 temmuz’un sıcağında yandım, kavruldum ama aslında SEN yandın ey halkım!..Kültür bahçemize zalimleri artık elletme ne olur?

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: