Son Dakika
13 Aralık 2017 Çarşamba
31 Ekim 2014 Cuma, 09:38

Sabah Namazı Ve Önemi

 

Amellerin sevabı, çekilen zahmete göredir. Her nimetin bir de külfeti vardır. Bilhassa yazın kısa gecelerinde sabah namazına kalkmak ise oldukça zahmetli, nefsin pek hoşuna gitmeyen bir ibadettir.

Bu nedenle, ibadetlerin en sevaplısı, en faziletlisi sabah namazını vaktinde kılmak, güneş doğmadan önce eda etmektir. Nitekim bir Hadis-i şerif’te bu sevabın başka sevaplarla mukayese edilemeyecek kadar çokluğunu şöyle ifade buyurmaktadır: “Güneşten önce, fecir vaktinde iki rekat namaz kılmak, dünya ve içindekinden hayırlıdır.”

Evet, sabah vaktinde kılınan iki rekat namaz, dünyadan ve içindekinden hayırlıdır. Zira bunlar burada kalmakta, insanın yanında ancak bu iki rekat namaz gitmektedir.

Böyle kudsi bir ibadeti nefsin zorluk çıkarıp, tembellik etmesi yüzünden kazaya bırakmamak için, zihinde sabah namazına ciddi bir yer ayırmalı, kalkmak için kesin bir azim ve gayret  hissinde bulunmalıdır.

Gece yatarken kalkma azim ve gayretiyle yatan insan mutlaka kalkar, geceden zihninde verdiği karar, onu kendi haline bırakmaz. Huzuru ancak kalkıp namazını kılmakla elde edebilir. Yeter ki geceden kafasına koysun, sabah namazına kalkacağını zihninde yerleştirsin. Mesele üzerinde önemle dursun.

Sabah namazını güneşten sonraya bırakmak, kazaya terk etmek demektir. Bir namazı vaktinde kılmamak ise, mesuliyetlidir. Kazaya kalması, vebali gerektirir. Bununla beraber güneşten sonraya kalan sabah namazı daha fazla bekletilmemeli, güneşin doğmasından kırk beş dakika sonra önce sünneti, sonra da farzı kaza edilmelidir. Böylece hiç olmazsa borçtan kurtulunmuş olunur, ama vaktinde kılınmış sevabı alınmaz.

Gerçi namazlar kaza edilirken sadece farzı kaza edilip, sünneti kalırsa da, sabah namazının güneşten sonraya kalanı, öğleden önce kaza edildiği takdirde sünnetiyle kaza edilir. O günün öğlesinden sonraya kalırsa yine sadece farzından kaza edilir, sünnet sevabından da mahrum olunur.

Bu namazın sünnetiyle kaza edilişinin bir sebebi, Kâinatın Efendisi’nin(s.a.s) böyle yapışıdır.

Bir gaza dönüşünde çölde ordu yorulmuş, ashabın yürüyecek takati kalmamıştı. Bunu gören Resulüllah Efendimiz, müsaade buyuırdular, herkes kumların üzerine oturup istirahata çekildi. Gecenin geç vakti olduğundan Hazret-i Bilal de bir hurma ağacına dayanarak sabah namazına kaldırmak üzere nöbetçilik etti. Ne var ki, herkesin uyuduğu sırada hurma ağacına sırtını dayamış olan Bilal de ayakta uyuya kalmıştı. Güneşin çıkmasından sonra ilk uyanan Resulüllah Efendimiz oldu ve:

-Ne yaptın ey Bilal ! diye feryad etti

Gözlerini açan Bilal, güneşin çıktığını hayretle görünce utandı ise de, şu veciz cümleyle cevaptan da geri kalmadı:

-Ya Resulallah, size galip gelen bana da galip geldi.! Yani sizi kaldırmayan uyku, beni de kaldırmadı.

Böylece oradan suratle uzaklaşan ordu, bir sulu yere vardı, hemen abdest alıp sünnetiyle birlikte namazlarını kaza ettiler. Bu sebeple, güneşten sonraya kalan sabah namazını kaza etmek bu tatbikattan anlaşılmış oldu.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: