Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
18 Kasım 2014 Salı, 09:42
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Ruhunuz köle olmasın!

Naif Karabatak   Ruhunuz köle olmasın!   İnsanın inanası gelmiyor ama dünyada 36 milyon köle varmış. Özgürlük naralarının atıldığı, doğuştan gelen kazanımlarımızın tamamını elde etmek için verilen uğraşların arasında 36 milyon gibi hiç de yabana atılmayacak köle olması şaşırtıcı… Avustralya merkezli Walk Free örgütü, Küresel Kölelik Endeksinde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 5’inin zorla çalıştırıldığı, fuhşa […]

Naif Karabatak

 

Ruhunuz köle olmasın!

 

İnsanın inanası gelmiyor ama dünyada 36 milyon köle varmış. Özgürlük naralarının atıldığı, doğuştan gelen kazanımlarımızın tamamını elde etmek için verilen uğraşların arasında 36 milyon gibi hiç de yabana atılmayacak köle olması şaşırtıcı…

Avustralya merkezli Walk Free örgütü, Küresel Kölelik Endeksinde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 5’inin zorla çalıştırıldığı, fuhşa zorlandığı, borçlandırılarak ya da insan kaçakçılarının eline düşerek yaşamlarını köle olarak sürdürdüğüne dikkat çekti.

Örgütün araştırması 167 ülkedeydi ve 167 ülkede de köle vardı…

Aslında bu sayı daha fazla ama Walk Free Örgütü, ruhsal köleliğe sanırım bakmıyor.

Köleliğin çağlar gerisinde kaldığını düşünüyoruz ama aslında modern dünyanın köleliği çok daha acı izler bırakıyor.

Özellikle fuhuş sektöründe, insanların tamamen hayatı elinden alınarak, başkalarının “eğlencesi” haline dönüştürülüyor.

Zorla çalıştırılan ve çoğunluğu çocuk olan kölelerse karın tokluğuna ve hiçbir zaman kendi hayatını yaşamadan ömür tüketiyor.

İnsan kaçakçıları da “köleleştirmenin” bir başka şekli…

Organ kaçakçılığı ve çalıştırma amacıyla insanların hayatı elinden alınıyor.

Bir de “borçlandırarak” kölelik var ki, bu aslında biz farkında olmasak da “köleleşenlerden” olduğumuzu gösteriyor.

Borçlandırmak, insanları kendine bağlayarak, sadece kendi için çalışmasını, sadece kendisine sorumlu olmasını ve hayatını ona adamasını sağlamak demektir.

Biz farkında olmasak da, aldığımız ürün ya da oturduğumuz evler, sahip olduğumuzu sandığımız araç ve her şey “borcunu tamamen ödeyene kadar” bizim değil.

O süre içinde hep başkalarına çalışıyoruz.

Ödemeyince elinden gitme riski var.

Daha iyi yaşamak için ömrümüzün belli bir kısmını “köle” olarak geçiriyoruz.

Daha özgür yaşamak için, daha çok kölelik.

Daha modern bir hayat için daha fazla kölelik…

Kendi içinde çelişkili olan bu yaşam tarzı, yenidünyanın olmazsa olmazı haline geldi.

Ve hepimiz farkında olmadan hayatımızın önemli bir bölümünü köle olarak yaşıyoruz ve istatistikte bizim “köle” olduğumuz belli değil…

Ama bir de ruhunu köle edenler var…

Aklını kiraya verenler olduğu gibi, başkasının aklıyla yaşayanlar da var.

Bazısı beynini çıkarıp, bir kenara bırakıyor ve kendisi için birileri doldurup, kafasına yeniden takıyor.

Bu bazen parti oluyor, bazen herhangi bir siyasi görüş.

Bazen bir cemaat, bazen bir grup ama hep ipleri elinde bulundurmak zorunda olduğuna inananların yönettiği oluşumlar.

Onlar bizim yerimize düşünüp, bizim yerimize karar veriyorlar.

Kimi seçeceğimizi, kimi destekleyeceğimizi, kim için çalışacağımızı belirleyen var.

Bunun esası devletti aslında.

Uzun süre yiyeceğimiz yemeği bile belirleyen vardı.

Ne giyineceğimizi, hangi müziği dinleyeceğimizi, hangi kitapları okuyacağımızı, hangi dine, nasıl inanacağımızı ve nasıl ibadet edeceğimizi belirlerlerdi.

Mezhebimizi bile belirledikleri yetmezmiş gibi ırkımızı da onlar belirlerlerdi.

İtiraz etme şansınız yoktu; ırkınız farklı olsa dahi size biçileni kabullenmek zorundaydınız.

Çünkü köleler, kolay idare edilebilir yığınlardır.

Halk için siyaset yapmayanlar, halkı için idare etmeyenlerin başvuracağı yegane yol, insanları köleleştirmektir.

Bunun farkına varmanız gerekmez; oturup tek tek tarttığınızda olayın içinde sizin iradenizi görmediğiniz her şey köleliğinizi gösterir.

Walk Free örgütünün araştırmasından ortaya çıkan 36 milyon köleye ben köle demiyorum; onların sadece hayatı çalınmış.

Oysa bizim ruhumuzu çalmışlar…

Beynimiz, birilerinin beyniyle yer değişmiş…

Onlar ne derse, biz onu yapıyoruz.

Onlar ne karar verirse biz ona tabii oluyoruz.

Ve sonra kalkıp, “özgürlükten” bahsediyor, hak talebinde bulunuyor, naralar atıyor, sokaklara çıkıyor, sağı solu ateşe bile veriyoruz.

Oysa hepsi bir kumandanın işidir…

Kumandanın düğmesine basıldığında hareket eden bir kitle varsa onların ruhu köleleşmiş, kafasının içindeki beyin kendilerine ait değildir.

Eğer önünüze getirilen ismi “seçmeniz” isteniyorsa ve siz seçiyorsanız, ruhunuz köleleşmiş demektir.

Sorgulamadığınız, iradenizin olmadığı ve içinizin rahat etmediği her karar, sizin “köle olarak kullanıldığınızı” gösterir.

Eğer bunun farkına varmaz, sorgulamadan yerine getirirseniz de, ruhunuzu da köleleştirmişiz, ipleri tamamen kendi iradenizin dışındaki “üstün” bildiklerinize armağan etmişsiniz demektir.

İsterseniz sağınıza solunuza bakın “emirle” ve bazen nereden geldiği belli bile olmayan  “talimatla” görev üstlenenler var mı?

Olmaz olur mu, bunu her siyasi partide, her ideolojide, her cemaatte, her grupta şöyle veya böyle görmeniz mümkündür…

Bazıları bunu bilmeden yapıyor, bazıları da gönüllü köle; illa birilerinin yönetimi altına girmek, birilerinin ayaklarının altını öpmek zorundalar…

En kötüsü de işte bu gönüllü kölelerdir…

 

Tweetimden seçmeler

Herkesin dürüst, iyi, saygılı ve hoşgörülü olmasını beklemeyin, önce siz olun!

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: