Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
02 Temmuz 2016 Cumartesi, 08:00

O RUH AYAĞA KALKTI İslamın bin yıldır bayraktarlığını yapan ordu, cumhuriyetin kuruluşundan sonra rejim koruyuculuğuyla, 1960 dan sonra da yapılan darbeyle, bu ordu bizim ordu olmaktan çıktı. Bizi temsil etmekten uzaklaştı. “Darbe sadece DP hükümetinin yıkılmasıyla sonuçlanmamıştı. Orduda, ABD-NATO ekseninin planlama ve finansmanı ile büyük bir tasfiye işlemi başlatılmıştı. 27 Mayıs darbesinden sonra 275 general […]

O RUH AYAĞA KALKTI

İslamın bin yıldır bayraktarlığını yapan ordu, cumhuriyetin kuruluşundan sonra rejim koruyuculuğuyla, 1960 dan sonra da yapılan darbeyle, bu ordu bizim ordu olmaktan çıktı. Bizi temsil etmekten uzaklaştı.

“Darbe sadece DP hükümetinin yıkılmasıyla sonuçlanmamıştı. Orduda, ABD-NATO ekseninin planlama ve finansmanı ile büyük bir tasfiye işlemi başlatılmıştı. 27 Mayıs darbesinden sonra 275 general ve amiralle, 7.000 albay, yarbay ve binbaşı rütbesindeki subay ordudan tasfiye edilmişti. ABD Büyükelçisi Warren’in 11 Ağustos 1960 tarihli raporuna göre, emekliye sevk edilen subaylar, generallerin % 90’ı, albayların % 55’i, yarbayların % 40’ı, binbaşıların da % 5’ydi. Emekli İnkılâp Subayları (EMİNSU) olarak bilinen bu tasfiye hareketinin finansmanı tamamen ABD’den temin edilmişti. Tasfiyenin amacı, 1952’de resmen NATO’ya üye olan Türk ordusunun hem teşkilât yapısı, hem de tarih ve düşman algısı bakımından NATO standartlarına uygun hale getirilememesi idi. Türkiye’nin NATO inisiyatifi dışına çıkmaması için, ordunun NATO konseptine bağlanması, Amerikan harp doktrinlerine göre biçimlendirilmesi gerekiyordu. Bu tasfiyeyle TSK, NATO standartlarına ve konseptine uygun olarak yeniden yapılandırılmaya başlandı. Geçen yüzyılın modernleşme çabalarının Alman hâkimiyetine teslim olmayla sonuçlandığı gibi, ABD-NATO eliyle modernleşme çabası da, bu güçlerin ülkede hâkimiyet kurmasıyla neticelenecekti.”[1]

*”27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nin asıl mağduru, Türk Silâhlı Kuvvetleri’dir.

..Milli Birlik Komitesi üyeleri, 27 Mayıs 1960 günü, kendi yandaşlarıyla birlikte Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni kontrol altına almayı başardı.

…5 Temmuz 1960 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haberden, kaynağın bulunduğu anlaşılıyor:

“Amerika 1 milyar liralık yardım yaptı. Antlaşma dün imzalandı. 500 milyon Milli Savunma’ ya harcanacak. Millî inkılâbımızı her vesile ile desteklemekte olduğunu belirten ABD, hükümetimize yardımlarını artırmaktadır.”

….235 General ve Amiral ile değişik rütbelerden 4 000 ( bir başka iddiaya göre ise 7 200) subay resen emekliye sevk edildi.

Ne ilginçtir ki, tutuklanan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun’un yerine, 3 Haziran 1960 günü Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen Orgeneral Ragıp Gümüşpala da 4 Ağustos 1960 günü emekli edildi.

SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev, “Memleketinize birkaç atom bombası atılsaydı, bu derece kıymetli General ve subaylarınızı bir hamlede imha edemezdi” derken, içler acısı hali ortaya koymuştu.

….27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nden CHP memnundu; açıklamalardan anlaşılıyor ki, halen memnun olanlar var.

…38 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi’nin başlattığı 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi, darbeler geleneğinin öncüsü oldu. Ordu siyasetten tümüyle uzaklaşamadı. MBK’nin “Darbe Yapma Mikrobu” Türk Silâhlı Kuvvetleri içinde kalmış olmalı ki, 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980’ler yaşandı.

235 General ve 7 000 askeri personel de resen emekli edildiğiyle kaldı.”[2]

*12 temmuz 1997 tarihli aksiyon dergisine açıklamalarda bulunan bir üst düzey emniyet görevlisi, türk silahlı kuvvetleri içerisindeki bir yapılanmanın, Türkiye-yi Suriye ya da ırak yapmak istediğine dair ellerinde belge olduğunu söylüyordu.”[3]

*Yıllardır askeriyedeki şu bozuk zihniyet sebebiyle darbeler yapıldı ve tekke zaviyeler kapatıldı;

Halk olgunlaşmamıştır.

Halk demokrasiye geçmemiştir.

Geçtiği zaman o yasaklar, tekke ve zaviyelere gitmelerine müsaade edilir.

Bu kof ve kısır düşünce içerisinde olanlar oysa masonluk teşkilatının kurulmasına, kominizm partisinin kurulmasına hatta kendileriyle savaştıkları pkk-nın matbaasına dokunulmamaktadır.

Oysa sen kim oluyorsun ki millet adına, milletin demokrasisinin gelişmiş olmasına müdahale edebiliyor ve onun adına konuşabiliyorsun?

Millet kendi inancının gereğini yapmak amacıyla tekkesine gitmesine onun adına askerin veya askeriyedeki zihniyeti farkı olan buna müsaade etme yetkisine sahip değildir.

Maalesef Habertürk tv- de, masonluk ile ilgili bir konuşmada üç saat konuşan asker asıllı Erol Mütercimler masonluğu tehlikeli görmezken, tekke ve zaviyelerin açılmasına –lütfen- olgunlaşmamalarından dolayı müsaade zahmetinde bulunmadılar.

Cumhuriyet gazetesinde muhabirler yapmasını normal görerek…

Askeriyeyi işte bu zihniyet çökertti.

İslamın bin yıllık kahraman evladı olan askeriye maalesef bu zihniyetin hakimiyeti ile bir asra yakın sürede cismen ve madden bir çürüme yaşadı ancak o ruh ölmedi.

-Bu gün 677 sayılı karara göre hala tekke ve zaviyeler kapalı tutulmakta ve yasak kapsamı içerisinde devam etmektedir.

-“TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE TÜRBEDARLIKLAR İLE BİR TAKIM UNVANLARIN MEN VE İLGASINA DAİR KANUN (1) (13/7/1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesiyle sürgün cezası kaldırılmıştır.) Kanun Numarası : 677.Kabul Tarihi : 30/11/1925

-Maalesef aynı kanun devam etmektedir.

 *Türkiye ye yüz yıldır bu zihniyet hükmetti, daha doğrusu zulmetti. İki asırdır Osmanlıdan Türkiye ye hakim olan mason yapı ve düşünce, bir ağ gibi her yeri kaplamış, bu temiz toprakları bozuk ve özürlü tohumlarla sürüp ekmişlerdir.

Yönetimine İngiliz, düşüncesine Fransız hakim oluyordu.

*Askeri millet ve devletle karşı karşıya getirip düşman eden zihniyet, işte bu zihniyet idi.

-Benim müsaade ettiğim kadar dinini ve hayatını yaşayabilirsin, onu ben belirlerim.- denilmektedir.

Devlette ve askeriyede çöreklenen bu zihniyet, bunu garantiye almak için darbeleri de yedekte tutuyor, yeri geldikçe uyguluyor, bunu kanunen meşrulaştırıyor, işini sabitleyip, kendini resetliyordu.

*Türkiye-de bir asırdır önce maneviyat, sonra da maneviyat büyükleri yıkılmaya başlandı.

*Süfyanın hakimiyetini kurduğu ve sürdürdüğü yer, askeriyedir.

Süfyanın elinden ilk kurtulacak kurum ordu ve asker, sonrasında ise hukuk ve adalettir.

“Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor” diye rivayetlerden anlaşılıyor.”[4]

“Hem en acibi budur ki: Başka mahkemenin müdde-i umumisi benden sordu: “Mahrem Beşinci Şuada demişsin: ‘Ordu dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.’ Muradın, orduyu hükümete karşı itaatsizliğe sevk etmektir.” Ben de dedim: “Maksadım, o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek, ordu tahakkümünden kurtulacak, demektir. Acaba, hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem ahirzamana ait bir hadisin manasını külli bir surette beyan eden, hem aslı eskiden telif edilen bir risale, hem birtek nefer görmediği halde nasıl sebeb-i itham olur?” Maattessüf, o insafsızların o acip ithamı iddianameye girmiş.” [5]

*Bediüzzaman’ın dediği gibi; orduda bir ruh var, o benimle beraberdir, der. Yani bin yıllık İslamın bayraktarlığını yapan ordu, dünyaya adaleti götüren ordu bu ordudur.
Ve diğer bir sözünde; Ordu bilerek baltayı ayağına vurmaz.
Ordu bunu gösterdi. İçerisinde darbeye zemin hazırlayan, terörü besleyen, menfi insanları destekleyenleri ordu dışarısına atmış, adeta içini kusarak temizlemiş veya en azından o alanda bir adım atmıştır.
Ancak yeterli mi? Elbette değil.
Ordu bin yıllık birikimini üç-beş darbeciye elbette feda etmez, etse bile o ruh ettirmez.[6]

-Yüz yıllık o uyuyan ve uyutulan ruh, bu gün artık ayağa kalktı.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: