Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
06 Eylül 2014 Cumartesi, 12:08
İbrahim Çütcü
İbrahim Çütcü [email protected] Tüm Yazılar

Reel ve Mali Piayasalarda Gelişmeler – Beklentiler

Türkiye yıllardır cari açık sorununu sıcak para olarak tanımlanan fonlarla karşılamaktadır. Sıcak para ise bir nevi yabancı sermayedir. Yani gelişmiş ülkelerde faiz oranları sıfıra yakınken bu fonlar hangi ülkede getiri oranı yüksek ve güven unsuru tam ise oraya kayarlar. Birkaç haftadır cari açık sorunu üzere yorumlar yapmaktayız, çünkü bu ülkenin artık üretim yaparak, kapitalist zihniyetin […]

Türkiye yıllardır cari açık sorununu sıcak para olarak tanımlanan fonlarla karşılamaktadır. Sıcak para ise bir nevi yabancı sermayedir. Yani gelişmiş ülkelerde faiz oranları sıfıra yakınken bu fonlar hangi ülkede getiri oranı yüksek ve güven unsuru tam ise oraya kayarlar. Birkaç haftadır cari açık sorunu üzere yorumlar yapmaktayız, çünkü bu ülkenin artık üretim yaparak, kapitalist zihniyetin dayattığı tüketim çılgınlığından vazgeçerek büyüme trendini yakalaması ve muhakkak cari açık riskinden kurtulması gerektiğini düşünmekteyiz. Zaten politik arenada dışa bağımlılığımızı söylemeye gerek yok ama en azından kaynaklarımız yani iktisadi potansiyelimizle ekonomik anlamda dışa bağımlı olmayabiliriz, olmamalıyız. Fakat samanımızı dahi yurtdışından ithal eder hale gelmiş isek ciddi durgunluk tehlikesinin olduğu 2013 öncesinde önemli ekonomik kararların alınması gerektiğini düşünmekteyiz.
Bayram sonrası ilginç bir gösterge geçtiğimiz hafta gazetelerde yazıldı. Bu gösterge geçen bayrama göre daha az kurban kesildiğidir. Bu durum şöyle yorumlanabilir; geçen yıla göre kurbanlık hayvan fiyatlarında bir gerileme söz konusu iken özellikle orta gelir seviyesine sahip insanlar daha az kurban kesmiştir. Yani insanların alım gücü zayıflamakta, başta tarım ve sanayi ürünlerine olan talep azalmaktadır. Zaten tarım üretiminde görülen yavaşlama ve sanayi ürünlerine talep azaldığından üretim sürekli kısılmakta ve bu süreç ise ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir. Türkiye’de en çok bilinen iktisat profesörlerinden biri olan Deniz Gökçe’nin bu haftaki yazısında belirttiği üzere ağustos ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre %1,5 oranında azalarak yaklaşık üç yıl sonra eksiye dönmüştür. Daha önceki en son negatif büyüme oranı 2009 un Kasım ayında yüzde 3 olarak gerçekleşmiştir. Böylece 32 aylık kesintisiz büyüme döneminin sonuna gelinmiştir. Diğer yandan mevsimsel dalgalanmalara ve tatil günlerine göre düzeltilmiş endekse bakıldığında, sanayi üretimindeki düşüşün ciddi boyutlara ulaştığını görülmektedir. Ağustos ayında sanayi üretimi bir önceki aya göre %2,3 oranında, üç ay öncesine göre de %2,6 oranında azalmıştır. Bu düşüş yıllık bazda %10 gibi bir küçülme oranına işaret etmektedir. Deniz Gökçe normalde iyimser iktisatçılardan biridir. Büyüme üzerinde bu denli olumsuz bir tabloyu aktarması gelecek dönem için işsizlik, enflasyon, dış ticaret gibi makro ekonomik göstergelerde de olumsuz haberlerin geleceğini göstermektedir. Kaldı ki uzun süre sonra ilk kez ihracat rakamlarında görülen negatiflik de bunun ispatıdır. Çünkü ekim ayı ihracat rakamı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,21 düşmüştür.
Piyasalardaki görüntüyü bu şekilde özetledikten sonra beklentilerin nasıl olabileceğine dair tahminlerde bulunmak gerekir. Çünkü iktisatçıların yani sosyal bilimlerle uğraşanların, vakaları laboratuar ortamında test etme imkanı yoktur. Sadece verileri analiz ederek tahminlerde bulunurlar. Tahminlerin için ise Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için mutlaka dış piyasalara bakılması gerekmektedir. Dış piyasaların şuan için gözü kulağı ABD’deki başkanlık seçimlerindedir. Dış piyasalardan gelecek olumlu haberler bahar havası yaratacak ve bu hava ülkemizin piyasalarını da etkileyecektir. Hatırlanırsa bir dönem “ABD hapşırsa Türkiye zature oluyor” denilmekte idi. Küreselleşmenin dayattığı belki de en büyük olgu budur. İkinci olarak ise uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türkiye notunu ne şekilde vereceğidir. Çünkü bu not eğer yatırım yapılabilir ülkeler seviyesinde olursa (yani yükseltilirse), seçimler öncesi ve Suriye krizi ile AB’de ki durgunluktan dolayı yavaşlayan büyümeyi tetikleyebilir. Suriye hakkında geçen haftaki yazıda rakamlarla ekonomiyi nasıl etkilediğini belirttik. Fakat en az Suriye kadar büyük bir tehlike de AB’deki durgunluk ve kriz sinyalleridir. Bu sinyallerin ülkemiz açısından en büyük göstergesi ise ihracat rakamlarında görülmektedir. Türkiye ihracatının yaklaşık %52’sini AB ülkelerine yaparken şimdi bu rakam %40’ların altına inmiştir. Bu rakamda göstermektedir ki AB’de çıkabilecek bir yangın tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de mevcut cari açıkla yakalarsa önemli bir sarsıntı yaratacaktır.
2012 sonlarına gelindiği bu süreçte mevcut istikrarsızlık ve negatif büyüme karşısında Merkez Bankası’nın faiz oranlarını düşürmeye devam edeceği tahmin edilebilir. Fakat bu düşüş kredi maliyetlerine değil de mevduat faizlerine yansıyacağı düşünülmektedir. Yani kredi faizlerinde henüz ciddi bir azalma beklenmemektedir. Döviz cephesinden bakıldığında ise uzun zamandır dolarda 1.80TL’lik kur seviyesi korunmaktadır. Merkez Bankası’nın da müdahaleleri ile bu eşiğin geçilmesi istenmemektedir. Çünkü dolarda yaşanabilecek bir istikrarsızlık dış ticaret verilerini de olumsuz etkileyecektir. Altında ise müthiş bir gevşeme görülmektedir. Şuan gramı 96 TL civarında olan altın fiyatları yıl sonuna doğru çok fazla olmasa da bir nebze artacağı tahmin edilebilir. Yani piyasalarda yıl sonu tahminler 100 TL civarındadır. Altının tekrar gramının 108-109TL’ye çıkması ise biraz zaman alacak gibi görünmektedir. Borsa cephesinde ise ibre yükseliş yönündedir. Çünkü faiz oranlarındaki düşüş ile altındaki gevşeme yatırımcıları borsaya çekmektedir. Böylece borsadaki kağıtlara olan talep artınca, fiyatlarının yükselmesi ise kaçınılmazdır. Bu durum ise tabiî ki en çok yabancı sermayeyi mutlu etmektedir. Çünkü borsadaki yabancı payı hala çok yüksektir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: