30 Mayıs 2017 Salı, 09:29
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

Ramazan Ayı ve Oruç-1

Ramazan   Ayı   ve     Oruç-1   Rahmet ve merhamete muhtaç biz insanlara Ey Rahmet Ayı Ramazan Hoş Geldin… Oruç; Cenâb-ı Hakkın rızasını gözeterek, ibadet niyetiyle imsak vaktinden yani fecrin tuluundan, güneşin gurubuna kadar olan zaman süresi içerisinde yemekten, içmekten, cinsi muameleden nefsini men etmektir.             Oruç; kıblenin tahvilinden sonra, Hicretin ikinci senesinde, Şaban ayında, Bedir gazasından […]

Ramazan   Ayı   ve     Oruç-1

 

Rahmet ve merhamete muhtaç biz insanlara Ey Rahmet Ayı Ramazan Hoş Geldin…

Oruç; Cenâb-ı Hakkın rızasını gözeterek, ibadet niyetiyle imsak vaktinden yani fecrin tuluundan, güneşin gurubuna kadar olan zaman süresi içerisinde yemekten, içmekten, cinsi muameleden nefsini men etmektir.

            Oruç; kıblenin tahvilinden sonra, Hicretin ikinci senesinde, Şaban ayında, Bedir gazasından bir ay ve birkaç gün evvel farz kılınmıştır.

            “İslâm öncesi Mekke Arapları, Muhammed (SAM) dahi onlarla beraber, takvimlerinin birinci ayı olan Muharrem ayının 10. günü (Aşura) olmak üzere yılda sadece bir gün oruç tutuyorlardı.”[1]

            Ramazan kelimesi hususunda:”1)Hadis-de ”Ramazan geldi, ramazan gitti” şeklinde konuşmayınız. Ramazan ayı geldi, ramazan ayı gitti” deyiniz. Çünki Ramazan Allah Taalanın isimlerinden bir isimdir.” demiştir. (Şehrullah, şehru ramazan gibi)

            2)Hadiste: ”Ramazan ayı Allah’ın kullarının günahlarını yaktığı için,bu ad ile isimlendirilmiştir.”

            3)Günahlar, Allah’ın rahmeti karşısında öylesine tükenirler ki adeta yanıp biterler… İşte bu aya bereketiyle bütün günahların yanıp arınması manasında, ramazan adı verilmiştir.[2]

            Oruç gizli olduğu için, zahiri ibadetlerden namaz, hac gibi olmadığından, riyadan uzaktır.

            Oruçta Cenâb-ı Hak,onun mükafatını ben veririm, bana aittir, buyuruyor ve bunu haber veriyor. O halde büyüklerin büyüklüğüne yakışır bir şekilde ihsanda bulunması gibi, Allah’da şanına yakışır bir şekilde ikram ve atâ’da bulunacaktır.

            Oruçla şeytanın yolları kapanır. Hayvani duyguları zayıflatır, ruhani duyguları kuvvetlendirir. Melekiyet kesbeder. Süfli şeylerden uzaklaşır. Faziletlerle donanır ve süslenir.

            Allah’a karşı zaaf ve aczini anlar,Cenab-ı Hakkın kudretini bilir ve görür.

            Fakirlerin halini anlar ve onlara yardım elini uzatır.

            Lokman Hekim oğluna tavsiye eder: ”Ey oğul! Karnını doldurduğunda fikrin uyur, hikmet (ilim-fen) söner,gider ve azalar ve organlar ibadetten,kalbin safası ve ince anlayışlılıkla duanın lezzeti ve zikrin tesirinden geri kalır.”

            Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri; Ramazandaki orucun bir çok hikmetlerinden: ”Hem Cenâb-ı Hakkın rububiyetine, hem insanın hayatı içtimaiyyesine, hem hayatı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niâmı ilâhiyyenin şükrüne bakan hikmetleri var.

            … Ramazan-ı şerifteki oruç,hakiki ve halis,azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.

            …İşte ramazanı şerifteki oruç;en gafillere ve mütemerridlere, za’fını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zaif vücudu, ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin fir’avunluğunu bırakıp, kemali acz ve fakr ile dergah-ı ilahiye ilticaa bir arzu hisseder ve bir şükrü manevi eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise…

            …İşte ramazanı şerif adeta bir ahiret ticareti için, gayet karlı bir meşher,bir pazardır. Ve uhrevi hasılat için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşv-ü nema-i a’mal için, bahardaki ma-i nisandır. Saltanatı rububiyeti ilâhiyeye karşı ubudiyeti beşeriyenin resmi geçit yapmasına en parlak, kudsi bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvani hâcatına ve mâlâyani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut ahiret ticaretine girdiği için, dünyevi hâcatını muvakkaten bırakmakla,uhrevi bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi ayinedarlık etmektir. Evet, Ramazan-ı şerif; bu fani dünyada,fani ömür içinde ve kısa bir hayatta baki bir ömür ve uzun bir hayatı bakiyeyi tazammun eder,kazandırır.

            … Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur.

            …Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü’minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevi sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.”[3]

            Ramazan münasebetiyle camilerdeki coşkulu manevi hava, müslümanların arasındaki sohbet, birlik ve beraberlikler, teravih namazlarının huzuru ve zevki ile tüm İslam alemindeki maddi ve manevi hayatlarda birliği sağlayan mayayı oluşturmuş olur.

            “Sabreden zafere erer.”hakikatı ramazanda tezahür etmektedir.

            Böylece; sevabların artmasıyla adeta bir sevab pazarı oluşturur, maddi-manevi perhize alıştırır.

            “Ulemanın cumhuruna göre, sinni büluğa ermeyen çocuklara oruç vacib değildir. Seleften İbni Sirin ile Zühri gibi bazıları müstehab olduğuna kail olmuşlardır. İmam-ı Şafii-de bu tariki içtihadı iltizam ederek; çocuğun oruç tutmağa kudreti bedeniyesi kifayet derecesinde olursa temrin (alıştırmak) için, ibadete alıştırmak için ibadetle emrolunurlar, demiştir. Ve bununda haddini yedi ve on yaş olarak tayin etmiştir. İshak’a göre,oruçla emrin çağı on iki yaştır. İmam-ı Ahmed bin Hanbel’e göre, ondur. Evza-i,çocuğun kuvayı bedeniyesine zaaf arız olmaksızın üç gün arka arkaya oruç tutabilirse, istihbaben oruç tutturulur, demiştir. Eimme-i Malikiyeye göre, çocuk hakkında oruç meşru değildir.”[4]

            “Ekvator kuşağı” bölgesinde olanlar”,bu gibi bölgelerde 13 saat 30 dakika kadar oruç tutulmuş olacaktır.”[5]

[1] İslam Peygamberi. Muhammed Hamidullah. 2 / 735.

[2] Tefsir-i Kebir Fahreddin-i Razi. (Heyet) 4 / 346.

[3] Mektubat. B.Said Nursi. Sh. 372-378.

[4] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi. 6 / 288.

[5] İslam Peygamberi.age. 2 / 794.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: