26 Ağustos 2016 Cuma, 08:35

Pusu

 

“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su / Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.” diyor 20.asrın sultanuşşuarası Necip Fazıl. Ahir zamanda yaşıyoruz. Nebiler Serverinin (SAV) ifadesiyle fitnenin kapı ve pencerelerinin kapalı olduğu halde evlere girdiği ve şeytanın- şeytanîlerin mü’min kulların sağından, solundan, arkasından, önünden subesu pusu kurduğu bir devrin insanlarıyız.

İyi-doğru-emin-ahlaklı biri olmanın; o saçlar ağartan, beller büken, dağların havf ile paramparça olduğu “Festakim kema umirte”(1) teklifinin mükellefi olmanın, kor ateşi elle tutmak kadar zor ve zahmetli olduğu bir iklimde imtihan ediliyoruz. Her çağın kendine münhasır dertleri, sıkıntıları, zorlukları vardır elbet.. Ve şeytan her çağda çok farklı kisvelerle ve yöntemlerle sırat-ı müstakimden saptırmaya çalışmıştır mutlaka.. Ancak bu yaşadığımız devir kadar “bizden olan”la bizi vurmaya, bizi yoldan çıkarmaya çalışmamıştır sanırım. “Doğru” kılığında “yalan”, “sulh” kılığında “ifsad””, “adalet” kılığında “kumpas”, “tevazu” kılığında “kibir”, “itaat” kılığında “isyan”, “güven” kılığında “ihanet”, “cemaat” kılığında “suç örgütü”, “himmet” kılığında “yardım ve yataklık”, “âlim” kılığında “zalim”, “eğitim” kılığında “ haşhaşilik”… Şeytanîlerin “dünyaları”nın bu kadar denî (alçak) olduğu bir dönem daha yaşanmamıştır Allahualem.

Yaşanan olaylar, içinde bulunduğumuz ahval, bize ait birçok kavramın kirlenmesine neden oldu.. Yıllar yılı suret-i haktan görünen; Reisicumhurumuzun tabiriyle “Allah” diyen, alnı secde görenden zarar gelmez düşüncesinde olan aziz milletimizin iyi niyetliliğini, hayırseverliğini, ihlasını suiistimal ederek süfli emellerine ulaşmaya çalışan bu mahlukların (insan diyemiyorum) yaptıkları en büyük ihanetlerden biri de son kertede insanın, insanlığın, yeryüzünün ıslahını hedefleyen yüce dinimizin kavramlarına oldu..

“Şeytanın,  yaptıklarını kendilerine süslü gösterdiği ve kendilerini doğru yoldan çıkardığı”(2) bu süfeha grubunun gerçek yüzlerini , Allah’ın son yıllarda maskelerini düşürmesiyle gördük, anladık.. Zira Gayretullah’a(3) dokundular. Onca insanın hakkına girip zulmeden, masum insanların emeğini çalan, geleceğini karartan, birçok canın intihar etmesine sebep olan bu güruh, Allah’ın Seriul hisab ve Şedidul ikab olduğunu unuttu. Çünkü sinsice vesvese veren şeytan “tüm yaptıklarını ulvî bir gayeyle yaptıklarını, bu yolda her şeyin mübah olduğunu” fısıldıyordu. “Kevser”i değil “ebter” olanı seçtiler.. Sonuçta kendi elleriyle yaptıkları(4) yüzünden zelil oldular ve olmaya da devam edecekler. Çünkü Allah “havvanen esîma”yı, hainlikte ısrar eden suçluları sevmez.

Gayretullah’a dokunma hususunda bir mesel anlatılır. Rivayet odur ki bir gün bir derviş,  gideceği yere ulaşmak için oralardan geçen bir kervana “Beni de götürür müsünüz?” diye rica eder. Kervancıbaşı teklifi kabul eder. Yolculuk halindeyken bir yerde önlerini haramîler keser. Kervanı soyup soğana çevirirler. Dervişe geldiklerinde ise onun hiçbir şeyi olmadığını görürler. Tam yanından ayrılacakları sırada derviş, haramîlerin reisine kervancıbaşının hırkasında kıymetli mücevher olduğunu söyler. Haramîler ayrılınca kervancıbaşı dervişe sitem eder: “Bre derviş! Seni kervana aldık da kötülük mü ettik? Senin bu ettiğin yaptığın Müslümanlığa, dervişliğe sığar mı? De bakalım, niye yaptın bunu?” Derviş, “Biraz bekle,sabret.” der. Bir süre sonra vardıkları kasabada haramîlerin zabitlerce derdest edilip yakalandıklarını görürler, üstelik çalınan tüm eşyalarıyla birlikte. Durumun hikmetini merak eden kervancıbaşı dervişe sorar. Derviş de der ki: “Evlat! Hırsızlık ve zulümlerinde Gayretullah’a dokunması için bir karış kalmıştı. O mücevheratı almasalardı belki de Allah mühlet vermeye devam edecekti. Onun için onların yerini söyledim.”

Şimdi bu sefihlerin, şeytanîlerin yıllar yılı uygulayageldikleri pusunun parametrelerine bakalım, bir daha benzer pusulara düşmemek için..

 

  1. “Kıtmir”im deyip karıncaya dahi zarar vermez görünümünde olmak; ancak tekebbürün(kibirlenmenin), tekasürle tefahürün (çoklukla övünmenin) bataklığında kendinden olmayan herkesi zelil, hakir, batıl, gafil görmek, göstermek..
  2. Müteal gaye-i hayal, ulvî hedefleri olduğunu söylemek; ancak kutsiyeti amaca değil kendilerine atfetmek, yani yola değil, yolcuya..

3.“Ve eni’buduni”-yalnız Bana kulluk edin- demişken Rabbul âlemin, bir kula kul köle olup onun her sözüne itaat etmeyi farzdan öte farz bilmek.

  1. “Muhlisîne lehud dîne hunefâ”dan – dini yalnız Allah’a has kılan haniflerden-olmak gerekirken dini kendilerine has kılıp kendilerini desteklemeyen, eleştiren, karşısında duran birçok mü’min insanı ve grubu tekfir edecek kadar tefrite kaçmak.
  2. Yaradan, “Efela ta’kilûn, Efela tefekkerûn, Efela tezekkerûn, Efela tedebberûn?” demişken aklı hikmeti kendinden menkul bir faniye istimlak etmek.
  3. “Gad tebeyyener-rüşdü minel ğayy” – İrşad yolu (hidayet yolu, doğruluk), ğayy yolundan (dalâlet yolundan, bâtıldan) açıkça ayrılıp ortaya çıkmışken(5)- helali haram, haramı helal göstermek. Hedefe ulaşmak için Makyevelist bir anlayışla yeri gelince başörtüsü, yeri gelince namaz, yeri gelince orucu “füruattan” görmek gibi en büyük “yol”suzluğu yapmak.
  4. “Başkalarının elinden, dilinden emin olduğu kişilerden olmak” görünümünde olup binlerce masumun kul hakkına girip soruları çalarak, insanların ümitlerini, güvenlerini, paralarını çalarak hırsızlığın dik âlâsını yapmak.
  5. Sadece mü’minleri dost edinmek gerekirken mü’minlerden başka herkesi (Ehl-i Salib’in istihbarat örgütlerini, lobilerini) dost edinmek.
  6. Uhuvvet bilinciyle dayanışma içinde olunması gereken Müslümanlar, karşı karşıya kaldıkları her zulümde sokaklarda direnirken onlarla birlikte hareket etmemek.
  7. Namertçe vatanımızın öz evlatlarına ve halkın oyuyla seçilmiş meşru iktidarına, başbakanına, cumhurbaşkanına kumpaslar kurmak..

Veyl olsun tüm bunları yapanlara, destek çıkanlara, muhabbet besleyenlere, benzer yolda yürüyenlere!..

Şimdi yaşadığımız bu acı tecrübeden dersler çıkarmamız lazım.. Bir daha böyle ihanetler yaşamamak için.. Bir Arap atasözü der ki: “Bir şey bir kere olmuşsa bir daha olması muhtemeldir, bir şey iki defa olmuşsa üçüncü kez olması muhakkaktır.” İşe kirlettikleri kavramlarımızı sahih anlamlarına kavuşturmak için gayret etmekle başlayabiliriz.  Hainlere, zalimlere, müfsitlere, müstekbirlere karşı Allah yâr ve yardımcımız olsun.

 

Dipnotlar:

  1. “ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Hud-112
  2. Ankebut-38
  3. “Gayret bir de üzerine titrediği bir değere yapılan saldırıya, göz dikmeye karşı duyarlı, izzeti nefis sahibi ve korumacı olmak demektir. “Gayretullah” deyince ortada Allah”ın hoşlanmadığı, kızdığı, rahmetinin gazabıyla yer değişmesi gibi bir durum var demektir. Bu O”nun anında müdahalesini ve azabının inmesini, yani gayrete gelmesini sonuç verir.” Prof. Dr. Faruk Beşer
  4. “Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” Yunus-44, “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” Şura-30
  5. Bakara-256

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: