Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
19 Haziran 2017 Pazartesi, 10:00
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Peygamberin Sünnetini İnkâr Etmek Gaflettir

Peygamberin Sünnetini İnkâr Etmek Gaflettir   Peygamber Efendimiz(s.a.s)’in söz , davranış ve takrirlerinden oluşan kavramın adı İslam ıstılahında Hadis diye adlandırılmaktadır. Sünnet ,teşrii açıdan fıkıh ve hukuk ilminin büyük ve önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle İslâm hukukunun temel ve ikinci kaynağı sayılan sünnet etrafında yükselen sesler sorunun ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir. Bize göre sünneti […]

Peygamberin Sünnetini İnkâr Etmek Gaflettir

 

Peygamber Efendimiz(s.a.s)’in söz , davranış ve takrirlerinden oluşan kavramın adı İslam ıstılahında Hadis diye adlandırılmaktadır.

Sünnet ,teşrii açıdan fıkıh ve hukuk ilminin büyük ve önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle İslâm hukukunun temel ve ikinci kaynağı sayılan sünnet etrafında yükselen sesler sorunun ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir.

Bize göre sünneti inkâr temayüllerinin arkasında bazı insanların herhangi bir disiplin dahilinde olmayan tavır ve davranışları yatmaktadır. Çünkü bu hal onları temel değerlere karşı insafsız eleştirilere ve sınırı aşan seviyesizliklere itmektedir.

Fitne devrinden sonraki bidat hareketlerinin hemen bütününün çıkışında, bu ölçü ve tartıya gelmez düşünce ve tavırlar etkili olmuştur. Serbest düşünce gibi görünen fakat aslında disiplin altına alınamayan bu düşünce ve inançlar, sonuçta sahiplerini marjinalliğe ve aşırı uçlara yöneltmiştir.

Gerek İslâm tarihinin ilk ve erken devirlerindeki düşünce ve inanç kaymaları, gerekse sünnet etrafında yavaş yavaş yükselen sesler hep bu değer yozlaşmasının bir sonucuydu.

Kâinatın Efendisi(s.a.s) bir hadislerinde; bir zaman gelecek ümmet içinde bir kesim böylesi bir değer kaybı yaşayacak ve “Allah’ın kitabi bize kâfidir, hadislere lüzum yok” diyerek fikir ve inançlarındaki disiplinsizliği “sünneti inkâr” şeklinde ortaya koyacaklarına mucizevî bir şekilde işaret etmekteydi.

Aradan geçen 1500 seneden sonra bu gün sünneti inkâra yönelik yaklaşımları bu çerçevede ele almak lazım. Disiplinsiz ve ölçüsüz düşünceler,  günümüzde serseri kurşun gibi her duvara toslamaktadır.

Hadisleri inkâr etmek suretiyle, Kur’an’ı bu manevi destekten mahrum bırakarak, ayetleri arzu ve hevaları doğrultusunda  diledikleri gibi yorumlamak ve tahrif etmek, istişrak hareketlerinin özünde de bu niyetin olduğunu biliyoruz.

İslam dünyasında sinsice ekilen tohumlar bu gün bütün dünyada filizlenerek , kendilerini müstakil ve özgür düşünce sahibi ilan ederek, ortaya attıkları problemlerde müsteşriklerin etkisinde olmadıklarını ilan ediyorlar.

Tarihin hiçbir döneminde zehir , zehir tabaklarıyla takdim edilmemiştir. Bilakis her zaman altın tabaklarda takdim edilmiştir. Onların düşüncelerindeki olağanüstü benzerlik, bu etkinin ne kadar sinsice olduğunu ortaya koymaktadır.

Meşhur müsteşrik J. Schacht (Şat)’ın şu sözü istişrak hareketlerinin ne kadar sinsice sürdürüldüğünün kanıtıdır. Diyor ki, “Ben , Müslümanları gücendirmemek için, Kur’an-ı Kerim Allah kelamı değildir demeyeceğim, Hristyanlar’ı gücendirmemek için de, Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır demeyeceğim.”

Müsteşriklerin Kur’an hakkındaki sinsi oyunları maya tutmayınca, isl3am hukukunun ikinci kaynağı olan “sünnet”e yöneldiler. Bu gafillerin yakın ve uzak hedefleri, sünnetin teşri’deki konumunu sarsarak, Kur’an’ı toplumsal hayatın dışına itmektir. Çünkü onlar da biliyorlar ki sünnet olmadan Kur’an’ı tam anlamıyla anlamak ve hayata uygulamak mümkün değildir.

Kur’an ve sünnet nassları, et ile kemik gibi ayrılmaz bir bütündür. Kur’an  meseleleri mücmel olarak arzeder, tafsilatını, teferruatını sünnete bırakır. Birey, aile, toplum, ahlak ve akideye ait hükümler çok defa genel prensipler halinde serdedilir. Teferruatı ise sünnette yer almaktadır.

Örneğin, en temel ibadetler dahi, mesela namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler Kur’an’da mücmel zikredilmiş, Hz. Peygamber’in sünnetinde teferruatıyla izah edilmiştir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim de, sünnetin bağlayıcı olduğunu sık sık ifade etmektedir. Mesela Haşr suresinde şöyle buyrulmaktadır: “Allah Resulü, size neyi emrettiyse onu alın, neyden de sakındırdıysa ondan kaçının” (Haşr: 7) Yine Nisa suresinde; “Kim Allah Rasulü’ne itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa: 80) “Hayır, rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklar hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa. 65) buyruluyor.

Daha bir çok ayet sünnetin bağlayıcılığı ve vazgeçilmez olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle sünneti bir şekilde İslam teşrinden uzak tutmak itikadi açıdan ciddi sorumluluklar yüklemektedir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: