12 Haziran 2017 Pazartesi, 07:03
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Peygamber Sünneti’nin Bağlayıcılığı

Peygamber Sünneti’nin Bağlayıcılığı

İslam hukukunun temelini teşkil eden iki kaynaktan birisi “ sünnet” dediğimiz Hz. Peygamber (s.a.s)’in söz ve davranışlarıdır

Sünnet’i doğru ve tam anlayabilmemiz için, sahabe ve tabiunun onu algılayış biçimine bakmamız gerekir. Zira bu iki nesil Kâinatın Efendisi(s.a.s)’i anlamada canlı örneklerdir.

Tarihin bütün dönemlerinde bir kısım marjinal fikir ve guruplar olagelmişlerdir. Özellikle fitne devri öncesindea sünnetin toplum hayatımızda son derece ciddi bir otoriteye sahip olduğunu görüyoruz.

Hukuki statüsünü her devirde muhafaza eden sünnet , tazeliğini ve otoritesini hiçbir zaman kaybetmemiştir.Ancak bazen günümüzde olduğu gibi, sünnete olan yaklaşımda, belli bazı farklılıklar da ortaya çıkmamış değildir.

Fitne devrinden sonraki yüzyıllarda aşırı bazı uçların ve bazı marjinal hareketlerin etkisiyle sünnetin bağlayıcılığı iyice kurcalanmıştır.

Bahsettiğimiz fikir ve gruplar, Hz. Peygamber(s.a.s.)’in fiil ve tavırlarını bağlayıcılık noktasında,”beşeri tasarruflar” ve “ teşriî tasarruflar “  adı altında iki grupta değerlendirmişlerdi.

Gerek sünnetin teşrideki yerini belirleme niyetinde olanlar ve gerekse onun hukukî ve ictimaî bağlayıcılığını zayıflatmak niyetinde olanlar şöyle bir yaklaşımla farklı tablolar sergilemektedirler.

İki cihan serveri(s.a.s)’in bütün hareket, davranış ve sözleri teşrii açıdan eşit ölçüde bağlayıcı değildir. Yaratılış itibariyle o da bir insandı. O da bir insan gibi oturur, kalkar, gezer, yer, içer ve evlenirdi. Bazen o da beşeri öfke ve sinirlenme gibi hallere maruz kalırdı.

Hz. Peygamber (s.a.s.) zaman zaman muhataplarının bilgi, maharet ve tecrübe seviyelerine göre konuşur, günün örf ve adetlerine göre insanlarla muamelede bulunurdu. Ümmetini de istişareye teşvik etmek üzere sahabe ile sık sık istişare eder ve istişare sonucunda çıkan karara saygı duyardı.

Dolayısıyla Hz. Peygamber (a.s)’ın söz fiil ve tavırlarına baktığımızda hem normal bir insan, hem ordunun başındaki bir komutan, hem bir devlet başkanı, hem hüküm veren bir hakim ve peygamber olarak sözler sarfettiğni, amelde bulunduğunu görmekteyiz.

Bazıları ise, Hz. Peygamber (s.as.)’in teşriî tasarruflarının çok sınırlı olduğu, diğer tasarruflarının da bağlayıcı olmadığı ve dolayısıyla ümmete geniş bir serbesti tanındığını ısrarla vurgulamaktadırlar. Bu nedenle de sünnetin müstakil bir teşri kaynağı olmadığını iddia etmektedirler.

Halbuki sahabe döneminde Hz. Peygamber(s.a.s)’in tasarrufları, hiçbir ayırıma tabi tutulmadan aynen uygularlardı. Daha sonraki dönemlerde ise peygamber’in yaptıklarını vacip, sünnet veya mendup derecelerine ayırmalar olmuştur.

Kur’an-ı  Kerim’de ; “Andolsun, Allah’ın elçisinde sizin için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab: 21)  “Şüphesiz Sen (ey Muhammed) yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem : 4) buyrulmaktadır. Ayrıca, “Biz seni ancak ,âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya : 107) ve “De ki , eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmran: 31)

Görüldüğü üzere yukarda saydığımız ayetler ve daha bir çok ayetler, Allah Resulünü her yönüyle örnek alınacak, ideal bir insan olarak takdim etmektedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir insan da, hem ahlâkî ve fikrî, hem de ruhî ve fıtrî yüce hasletlerle donatılmıştı.

Allah Resulü’nün sünnetini, söz, fiil ve davranışlarını belirli ölçülerde yerine ve zamanına uygun olarak İslam hukukunun bir kaynağı olarak kabul etmeyenlerin, onun şahsını tezyif ve haşa tahkir etmelerini asla ümmet kabul etmez.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: