Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
28 Şubat 2017 Salı, 08:01
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Parlamentonun(?) Parlamenterleri!

Parlamentonun(?) Parlamenterleri!   Sonbaharın soğuk bir gecesinde ova köylerinden Bedo amcaya misafir olduk. Akşamın ilerleyen saatlerinde Bedo Amcanın sosyal analizlerini dinliyorduk. Toplum, konuşmaların içeriğine değil konuşan kişinin kimliğine bakarak değerlendirme yapar diyordu. Halk; Maddi yönden statü kazananların hiç bir şey anlatmadıkları uzun konuşmalarına paha biçmezken, toplumda karşılık edinememişlerin derin/geniş konuşmalarını sıkıcı, had bilmez olarak yorumlarlar […]

Parlamentonun(?) Parlamenterleri!

 

Sonbaharın soğuk bir gecesinde ova köylerinden Bedo amcaya misafir olduk. Akşamın ilerleyen saatlerinde Bedo Amcanın sosyal analizlerini dinliyorduk. Toplum, konuşmaların içeriğine değil konuşan kişinin kimliğine bakarak değerlendirme yapar diyordu. Halk; Maddi yönden statü kazananların hiç bir şey anlatmadıkları uzun konuşmalarına paha biçmezken, toplumda karşılık edinememişlerin derin/geniş konuşmalarını sıkıcı, had bilmez olarak yorumlarlar şeklinde özetliyordu. En değerli konuşmaların yapıldığı yer parlamentolardır. Parlamento; “Konuşmak” anlamına gelen İtalyanca “parlare” eyleminden türemiş bir sözcük olup, “konuşulan yer” anlamına gelmektedir. Burada kimliğine bakılmaksızın her kesin konuşması önemli ve değerlidir.

Bilgi ve bilişimin güçlenerek yaygınlaşması demokratik ortak yönetimi zorunlu hale getirmiştir. Demokratik sistemlerin olmazsa olmaz organı parlamentodur. Genelde yönetimin çoğunluğun elinde olduğu bir sistemdir. Çoğunluğun kimliklerde kemikleşmesi parlamenter sistemi demokrasinin dışına itebilir. Bu sistem aynı çoğunluğa erki teslim ettikçe güçlenen keyfiyet “çoğulculuğa” bakışı körleştirebilir. Yakın tarihimizdeki başörtü, laiklik, anadilde eğitim sorunları bu keyfiyetin dayatmalarıdır. Menfi duygulardan arınmayan toplumların bu girdaptan kurtulma ihtimali zayıftır.

Genel anlamda tarih boyunca dünya ülkeleri tek kişinin yönetimi altında kalmıştır. Devlet yönetiminde farklı istişare grupları olsa da söz ve karar tek kişide biterdi. Ülkelerin hak ve adalet içinde yönetimi tek kişinin merhameti ile sınırlı kalmıştır. Yönetilen halkın elinde töreler, ahlak ve din kuralları ola gelmiştir. Toplumun iç işleyişini bu normlar ekseriyetle karşılamıştır. Ülkeler bugünkü anlamda bir anayasaya ihtiyaç duymamıştır. Beklentilerin ayrışması adaleti zorunlu, anayasayı vazgeçilmez yapmıştır.

Bugünkü anlamda parlamento 13. yüzyılda İngiltere’de oluşmaya başlamıştır. İngiltere kralları komşu ülkelerle yaptıkları savaşların mali kaynağını karşılamak için halktan sürekli vergi toplamaları gerekiyordu. Halkın vergilere karşı tepkisini azaltmak için krallar halk arasında temsilciler seçerek, vergi kararlarını onaylatıyordu. Böylece krallar halk ile karşı karşıya gelmeden mali ihtiyaçlarını karşılıyordu. Toplum, halktan “seçtirilen” insanlarca dizginlenirdi. Parlamentonun ufak/hafif dokunuşlar ile halk lehine kararlar çıkartabilmesi parlamenterleri güçlü gösteriyordu. 1400’lü yıllara kadar bu parlamentonun vergi kararlarını onaylamak dışında kayda değer faaliyetleri olmamıştır. İngiltere’de 11. yüzyılda oluşmaya başlayan parlamentonun bir yasama organına dönüşmesi ancak 17. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu sürecin içinde parlamentoların feshinden iç savaşlara, kral/bakan/parlamenterlerin idamına kadar birçok olay yaşanmıştır. Bu süreç göstermiştir ki parlamentoyu güçlendiren/öne çıkartan;  sitem/rejim değil parlamenterlerin güçlü karakter ve kişisel becerileridir. Sosyal hayatta ortak role sahip insanların aynı rolü aynı etkide sergileyemedikleri gibi. Baba, öğretmen, imam, amir rolleri herkeste aynı tesirde değildir. Zaman ve mekân üzerinde her parlamento parlamenterlerine göre etkide bulunmuştur. Bu anlamada Türkiye tarihinin toplu halde en güçlü parlamentosu 1920’de kurulan kurucu meclistir. Bu meclisin her üyesi hayatın gerçekleri içinden çıkanlardır. Bunlardan biri 1. TBMM üyesi Dersim milletvekili Diyap Ağadır. Diyap Ağa Vekil olarak Ankara’ya uğurlandığı sırada halktan biri Diyap Ağaya Hitaben; “Ağa, Ankara’ya gidip de bozulmayasan der” bunun üzerine Diyap Ağa halka hitaben derki; “siz sütseniz ben kaymağam, siz bozulmadan ben bozulmam der”

Günümüzde birkaç ülke hariç tüm ülkelerde parlamento organı bulunmaktadır. Bu organların önemli bir kısmı, hâkim otoritenin talepleri doğrultusunda çalışmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için de seçilecek parlamenterler hâkim otorite tarafından belirlenir. Bu meclislerde uyumsuz olanların tekrar seçime katılma ihtimali azalır. Toplum üstü kazanılmış statüyü kaybetme korkusu kişisel düşünceyi ipotek altına aldırır. Ülkede ki özgürlük; korkunun yönü ile ölçülebilir. Avamın otoriteden korktuğu ülkelerde esaret, otoritenin avamdan korktuğu ülkelerde toplumsal/bireysel özgürlük gelişir. Parlamenter deneyim göstermiştir ki gelişen esaret ve ya özgürlük ilelebet hayat bulmamıştır.   Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız(1). Kanmayan insanlar, dönüşümün çekirdeği/dinamosu olurlar.

Parlamenterlerin topluma ve bireye karşı her söylemi zihinleri/düşünceyi uyuşturabilme gücüne sahiptir. Toplum ve bireyin beklentileri/hayalleri bu uyuşmanın besleyenidir. Siyasilerin ortak paydaları güçlü demagojik dilleridir. Gerçeklerin tamamı yerine kendisine faydalı olan bölümü gösterme marifeti parlamenteri güçlendirir. Tebaadan gelen her soruya cevap verme zorunluluğu; olmayanı var, esası çarpıtma dilini geliştirir.

(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında “şûrâ (danışma)” ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. ŞURA/36-39

 

Kaynakça

İngiltere’de Parlâmento Neden ve Nasıl Ortaya Çıktı? Prof. Dr. Kemal Gözler

Abraham Lincoln (1)

Kur-an’ı Kerim

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: