Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
18 Şubat 2015 Çarşamba, 09:41
Üzeyir Ergül
Üzeyir Ergül [email protected] Tüm Yazılar

Özgecan Cinayeti ve Erkeğin Lanetli İktidar Hali…

Özgecan Cinayeti ve Erkeğin Lanetli İktidar Hali… Özgecan cinayeti evrimini tamamlayamamış erkek soyunun lanetli iktidar halidir. Toplumun meşrulaştırdığı erkek egemenliğinin sonuçlarından yalnızca bir tanesidir bu olay. Elbette ki o üç kişidir olayın faili ama o katillerin yetiştirilmesine sebep olan toplumun tamamıdır. Yani hepimiz suçluyuz. Aynı zamanda hepimizde yaralıyız. Zorla bir kadına sahip olunarak elde edilecek […]

Özgecan Cinayeti ve Erkeğin Lanetli İktidar Hali…

Özgecan cinayeti evrimini tamamlayamamış erkek soyunun lanetli iktidar halidir. Toplumun meşrulaştırdığı erkek egemenliğinin sonuçlarından yalnızca bir tanesidir bu olay. Elbette ki o üç kişidir olayın faili ama o katillerin yetiştirilmesine sebep olan toplumun tamamıdır. Yani hepimiz suçluyuz. Aynı zamanda hepimizde yaralıyız.

Zorla bir kadına sahip olunarak elde edilecek zevkin peşinden koşacak kadar aşağılaşan başka bir yaratık yoktur sanırım. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği beyninin olması ve onu kullanan olarak tanımlanırken onun bu özelliği ile diğer canlıların sahip olmadığı bir vahşiliğe de sahip olduğunu unutmamamız gerekiyor. Kendisini diğer canlılardan üstün kılan yanı aynı zamanda insanı tüm canlılar içinde de en iğrenç yere sokuyor.

Şubatın soğuk yüzünü hissettiğimiz bugünlerde erkeklerin taşıyamayacağı kadar ağır olan tabutu bayanların taşımasına şaşırmamanız gerekiyor. Elbette onlarda geç kaldı, bir bayanın daha öldürülmesinin önüne geçemediler. Onlarda suçlular. Hakkını yiyemeyeceğimiz “kadın yoldaşlarda” var. Toplumun kirli yüzünü haykıran, hapsolduğu yerden kurtulmasını bilen ve toplumun iğrençliğine boyun eğilmeyeceğini gösteren yoldaşlar onlar.  Belki de bu olayın sorumluluğundan bir nebzede olsa suçu olmayan kişiler olarak vicdanen kendilerini rahat hissetmesi gereken küçük bir azınlık olarak bulunuyorlar. Bizden şanslılar.

Bir annenin haykırışı bozuyor kışın romantik halini. Bir anda buza kesiliyor insanlık. Övündüğümüz toplum yapımızın aslında o kadarda mükemmel olmadığını suratımıza çarpıyor “özgecan” cinayeti. Bu olay gibi nice çok olayın üstünü kapatmıştık. Tecavüz edileni korumak yerine tecavüze uğrayanı tecavüzcüsü ile evlendirmek gibi bir çözümü konuşanları alkışlamıştık belki de. Evet, toplum olarak hepimiz suçluyuz. Kendi başımıza gelmeyene kadar sesimizi çıkarmaya hiç niyetimiz olmadı. Bu tür olayların üzerini örtmeye çalıştık hep. Tecavüz edileni korumak yerine tecavüzcünün nasıl iyi halden yararlanmasını sağlayacak ve tecavüz edileni suçlayarak tecavüzün kaçınılmaz olduğunu meşrulaştırmak için çok çaba gösterdik.

Kadın erkek ilişkilerine üreme organları gözü ile bakmanın kaçınılmaz sonucudur özgecan cinayeti. Üç erkek yapmış oldukları vahşiliği toprağa gömerek örtemeyeceklerini bildikleri için yakmayı uygun gördüler kendilerine. Kirleri bulamıştı Özgecan’ın bedenine. Yakmakla çıkaracaklarını sandılar. İçersinde bulundukları toplumun onları affedeceklerini, hatta kahramanlaştıracaklarından emindiler. Kendi vicdanlarında aklanmışlardı. Tecavüzün kaçınılmaz olduğuna inanmışlardı. Özgecan’ın bayan olması tecavüze uğraması için yeterli bir gerekçeydi.

Özgecan öğrenciydi. Üzerine titreyen bir ailesi vardı. Üniversite öğrencisiydi. Geleceğe dönük hayalleri vardı. Üç erkek acımadan kıydı ona. Birbirlerinin günahını örtmek için yaktılar bedenini. Yakılması gereken kendi bedenleriydi oysa. Yaptıklarının yanlış olduğunu düşünseydiler eğer o masum kızı yakmak yerine kendilerini yakarlardı. Kendilerini yakacak onurları olsaydı eğer bu olay yaşanmamış olacaktı.

İktidara gelmek için her yolu meşru gösteren toplumun iktidar arzusudur zorla bir kadına sahip olmaya çalışmak. Kadın bedenini cinsel bir obje olarak gören bakış açısının nasıl bir sonla sonlanacağını gösterdi bize bu olay. Onu toplumdan soyutlayan eve hapseden zihniyetin ürünüdür bu olay. Doğru bildiğimiz birçok olayın ortaya çıkardığı bir sonuçla karşı karşıyayız. Ateşin evimize düşmeyeceğini sandığımızdandır tüm bu olanlar. Komşumuzun acısına ortak olmadığımızdandır. Bizimde başımıza gelebilir mi diye düşünmediğimizdendir. Katil aramızda idi. Bizimle aynı havayı soluyordu.  Ve biz ona engel olamadık. Özgecan’a sahip çıkmadık.

Şimdi ne olacak? Özgecan’ın geri gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Ailesinin acısına da bir nebze olsun ortak olabileceğiz. Peki, hiçbir şey yapmayalım mı, hiç bir şey olmamış gibi hayatımıza devam mı edelim? Hayır, susmamız gerekiyor. Özgecan’ı geri getiremeyiz belki ama yeni Özgecan cinayetlerinin önüne geçmiş oluruz.

İdamın geri getirilmesi, hadım etme gibi tartışmalar sorumluluktan kaçmaktan başka bir şey değildir. Kısır tartışmalardan öteye geçemeyecek çözüm önerileridir bunlar. Gerçekçi olmak gerekiyor. Suçlunun en ağır cezayı alması, yasalarda suçu işleyene iyi halden yararlanmasını sağlayacak uygulamalara son verilmesi ve en önemlisi toplumun bu tür olaylara göz yummaması gerekmektedir.

Toplum olarak masum olanın yanında yer almalıyız. İktidara giden her yolu mubah gösterecek bakış açısından sıyrılmamız gerekmektedir. Kadını eve hapseden zihniyete karşı toplumun iki ana öğesi olan kadın ve erkeği her alanda eşit kılacak dönüşüme yönelmeliyiz. Başımıza gelmez gibi bir izlenim yerine empati yaparak başkalarının başına gelen olayları sahiplenmeliyiz. Unutmayalım ki yaşadığımız toplumun şekillenmesinde bizlerinde etkisi vardır. Toplumun bizi sürüklediği yere değil, toplumla birlikte nasıl daha iyi bir yaşama kavuşuruz diye girişmelerde bulunmalıyız.

Özgecan olayı hayatımızın bir dipnotu olarak yer alacak yanı başımızda. Bu olay bizim için bir milat olmalı. Yeni bir yaşamı inşa etmek için fazla geç olmadan elimizi taşın altına koymalıyız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: