Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
22 Ekim 2014 Çarşamba, 03:27
A. Hakan Karayılan
A. Hakan Karayılan [email protected] Tüm Yazılar

Öteki İnsanın Yerinde Olmak

Öteki İnsanın Yerinde Olmak   “Var olmak, kendinin farkında olmak,  kendini diğerlerinden ayırırken, diğerlerini en az sen bilmek. Senin gibi olmayanları, senin de onlar gibi olmadığın üzerinden okuyabilmek. Vel hâsılı, sen ve ben; ne zaman ben ve sen; siz ne zaman, biz; biz de siz olursak işte o zaman farklılıklarımız Farkındalığımız olur.” İnsanı diğer mahlûkattan […]

Öteki İnsanın Yerinde Olmak

 

“Var olmak, kendinin farkında olmak,  kendini diğerlerinden ayırırken, diğerlerini en az sen bilmek. Senin gibi olmayanları, senin de onlar gibi olmadığın üzerinden okuyabilmek. Vel hâsılı, sen ve ben; ne zaman ben ve sen; siz ne zaman, biz; biz de siz olursak işte o zaman farklılıklarımız Farkındalığımız olur.”

İnsanı diğer mahlûkattan ve hem cinsi olan “beşerden ayıran en önemli özelliği eşyayı ve varlığı isimlendirme yetenek ve kabiliyetidir. Kelimeler niyetlerimizin ve düşüncelerimizin taşıyıcısıdır. Kelimeler asıl değil fer’dir. Yani kelimeler insanın düşünce ve duygularının somutlaştırılmış, niyetlerimizin gölgesi olmuş, tabir yerinde ise benliğimizin ziplenmiş minimal dosyalarıdır.

Her şeyi kelimelere ve kavramlara yüklediğimiz anlamlar çerçevesinde algılar ve aklileştiririz. Neticede ortak kelimelere ortak değer ve anlamlar yüklediğimizde karşımızdaki ile aynı frekansı ve tınıyı tutturur ve anlaşırız. Bazen de karşımızdaki insandan ne kadar farklı olduğumuzu ve karşımızdaki insanın gözünde de ne kadar öteki olduğumuzu kelimelere yüklediğimiz anlamda görürüz.

Örneğin ekmek” bu toplumda emek, nimet, vatan, özgürlük, anne, aile, şükür gibi birçok maddi ve manevi manaya gelebilmektedir. Bu toprağın bağrında ortak kültürde büyüyen iki insanın ekmek dediklerinde anladıkları şey, yukarıda sıraladığım anlamların biriyle mutlaka örtüşecek ve aynı dili konuştukları ve aynı anlamı düşündükleri için bu iki insan rahat anlaşacaklar ve birbirlerini benimseyebileceklerdir.

Ancak ekmek kelimesini farklı kültür, sosyo-politik, dini ve ekonomik havzada duymuş ve ona örneğin “sadece karın doyuracak, marketten alınacak tüketim maddesi” olarak gören birisi, yukarıda anlamı veren ile aynı ortak duygu ve düşüncede birleşmesi mümkün olabilir mi? Birisi ekmeği salt tüketim maddesi ile somutlaştırıp arkasındaki dini, örfi değer ve kıymeti görmezken, diğerinin bu değerler üzerinden tanımladığı ekmek kelimesinin iki insanda bıraktığı farklı anlam ve niyet arasındaki uçurumu görebiliyor musunuz?

Neticede kelimelerin anlamlarının daraltılması, saptırılması, asıl mecrasından uzaklaştırılması yalnızca o kelimeyi katletmek değil; o kelime üzerinden anlaşmaya çalışan insanların birbirinden uzaklaşması, ötekileşmesi ve yabancılaşması için bir silah haline getiriliyor olmasıdır.

Korkunç bir duyarsızlaşma ve diğerini ötekileştirme. Bu bizim birbirimizi anlayabilmemizin önündeki küçük ancak derin bir yaradır.

Örneği biraz genişletirsek: Allah, Peygamber, Kur’ân, Cihad, İslam, Sevgi, Dostluk, Devlet, Millet, Mezhep, Siyaset, Aile, Okul, Özgürlük, Ahlak, Hayâ, Kadın, Eşitlik, Demokrasi, Hak, Hukuk, Adalet… Şimdi yukarıda ki ekmek örneğini şu saydıklarım için aynı kategorik yaklaşımla tanımladığınızda, karşımızdaki kişi ile ortak noktalarda nasıl buluşabiliriz? Bu gerçekten üzerinde durulması gereken bir konudur.

Evet, çok zor siyasi-kültürel varoluşsal sancılı süreçlerden geçiyoruz. Her şeyi kendimizi merkeze koyarak tanımlamaya ve tanımaya çalışıyoruz. İnsanların niyetlerini okuma ve niyetlerimizi insanların ve fikirlerin tanımlanmasında kullanıyoruz. Sonra bizim dışımızda bize muhalif ve hiçbir surette bir araya gelemeyeceğimiz bir öteki topluluk oluşturuyor; buradan hareketle kendi inanç, düşünce ve fikirlerimize bu durumu meşruiyet kaynağı yapıyoruz.

Bu da yetmiyor, kendi yaftaladığımız insanları ve her türlü “izim”leri kötü göstermek için aynı kelimeye, bizden farklı anlamlar yükledikleri için onları suçluyor ve yeni yeni düşmanlar ihdas ediyoruz.

Aynı özgürlük kelimesini kullanıp bir birlerine silah çeken ve bu uğurda hayatlarını feda eden insanların, bu cesaret ve kararlılıklarını birbirlerini anlamak için kullansalardı keşke, bu gün yaşadığımız birçok ayrışma ve bölünme noktalarını silip geçebilirdik. Bizim gibi olmayan insanların da yaşam hakkı olabileceğine en az kendi yaşam hakkımız gibi kutsal ve kıymetli addedebilirdik.

Her şey bitmiş değil elbette. Ancak çok çalışmalı ve karşımızdaki insanı anlamak için çok çaba göstermeliyiz. Belki de bu durum,  bizim kendimizi doğru anlatmamız için bir fırsat oluşturabilir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: