Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
24 Haziran 2015 Çarşamba, 09:18

Oruç Nefsi Terbiye Eder On bir ay’ın sultanı, mübarek Ramazan’ın kutlu atmosferinde bulunuyoruz. Nefis, insanoğlunda ruhun rağmına işleyen bir mekanizmadır. Bu bakımdan insan cesed insanı olmak istemiyorsa nefsin arzu ve isteklerinin önüne sed çekebilmelidir. İşte bu açıdan oruç, nefsin gemlenmesi, frenlenmesi bakımından, ciddi bir dinamiktir. Ondan dolayı Yüce Yaratıcı’nın  veli kulları riyazat yaparak ruhî formlarını […]

Oruç Nefsi Terbiye Eder

On bir ay’ın sultanı, mübarek Ramazan’ın kutlu atmosferinde bulunuyoruz.

Nefis, insanoğlunda ruhun rağmına işleyen bir mekanizmadır. Bu bakımdan insan cesed insanı olmak istemiyorsa nefsin arzu ve isteklerinin önüne sed çekebilmelidir. İşte bu açıdan oruç, nefsin gemlenmesi, frenlenmesi bakımından, ciddi bir dinamiktir. Ondan dolayı Yüce Yaratıcı’nın  veli kulları riyazat yaparak ruhî formlarını korumaya çalışırlar.

Diğer taraftan aklına her estikçe yiyen, çeşitli yiyecek ve çerezlerle beslenen bir insanın, nefsin arzularına düşkün olması gayet normaldir. Dolayısıyle, iradenin hakkını ve kavgasını vererek, nefse ait beslenme musluklarını kısmak çok önemlidir.

Aksi takdirde, nefis, daima şeytana açık kapı olacaktır. Şeytan gibi nefisten de insana hayır ve dostluk gelmez. Nefsin kötülüklere götürücü büyük bir düşman ve kendisine karşı “en büyük cihad” ın yapılması gereken bir düşman olduğunun bilinmesi, ondan ve şeytandan kurtulma, dolayısıyla da Allah (c.c)’a yaklaşma istikametinde atılmış önemli adımlardır.

Kâinatın Efendisi(s.a.s): “senin en büyük düşmanın, iki kaşın arasındaki nefsindir”; bir muharebeden dönerken de “şimdi küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz” buyurması, nefis karşısında daima uyanık bulunmamız hususunda bizim için önemli öğütlerdir.

Ayrıca aç-susuz durmakla yogilerin ruh adına bir güç ve kuvvet kazandıkları bilinmektedir. Bazı mistiklerin nefse eza ve cefa çektirmek suretiyle belli oranlarda ruh yüceliğne ulaştıkları da öteden beri bilinen vakıadır. Ama ne yoginin ne de mistiklerin ahiret adına kazandıkları hiçbir şey yoktur. Zira aç ve susuz kalma ve riyazat yapma ancak ibadet niyetiyle insana sevap kazandırır. Bu niyet müslümanlıkda oruç şeklinde kendini gösterir. Diğer türlü insan yalnızca harikulade bazı hallere mazhar olur ki, bu da kesinlikle asıl gaye ve hedef değildir ve olmamalıdır da.

İnsan zıtlıklar dünyasında yaşayan bir varlıktır. Buna rağmen insan sahip olduğu değerler elinden gitmedikçe onların gerçek değerlerini kavramakta zorlanır. Mesela, çoğu zaman insan hastalık gelmeden sağlığın, ihtiyarlık gelmeden gençliğin, zayıflık gelmeden gücün, kuvvetin kıymetini bilemez.

İşte insan kendisini dünyaya bağlayacak her türlü imkân ve ortamı elde ettiğinde, kendini çok güçlü, kuvvetli, her şeyi elde edebilecek mahiyette zanneder. Halbuki o alabildiğine zayıf, bir o kadar aciz ve sonsuz derecede fakirdir. Yüce Yaratıcı ona olan ikramlarını kesiverse, aç ve açık olarak yapayalnız kalacaktır. Bir mikroba esir düşecek, bir fırtınada, bir zelzelede her şeyini kaybedecektir.

İşte oruç ile insan, ne kadar şefkat ve merhamete, ne derece görüp gözetilmeye muhtaç bir varlık olduğunu anlamalıdır. Allah (c.c.)’ın zenginleştirmesiyle zengin, O’nun kuvvetlendirmesiyle kuvvetli olduğunu daha iyi anlayarak, acziyetini ve fakirliğini bilerek Yüce Yaratıcısının dergahına sığınır.İçinde bulunduğu ni’metlerine sonsuz şükreder.

Oruç bir alıştırmadır.Kişide cismani arzulara karşı koyma melekesini geliştirir.İnsan oruçlu olduğu zamanlarda her türlü negatif istek ve meyillere engel olmaya güç yetirdiği gibi, kazandığı bu dirençle, oruçlu olmadığı zamanlarda da bu tür istek ve meyillere engel olabilir. Böylece insan helal endeksli bir hayat yaşar.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: