30 Mart 2015 Pazartesi, 09:34
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

Ortadoğuda Oluşturulacak Politika Ve Dikkat Edilecek Hususlar

Ortadoğuda Oluşturulacak Politika Ve Dikkat Edilecek Hususlar Ortadoğu yanıyor. Burada hiç bir paradigma diğerine bir güven telkin etmiyor.  Her bir bakış açısı diğer bakış açılarının karşısında ya hiçleşiyor, ya da onlarla beraber yeni karmaşalar  oluşturuyor. “Oyun kurucu olalım” sözünün bölgede huzur isteyen kesimler ve politikalarca içinin doldurulması gerekiyor.  Bunun tersi yönde hareket edildiğinde oyun kurucu […]

Ortadoğuda Oluşturulacak Politika Ve Dikkat Edilecek Hususlar

Ortadoğu yanıyor. Burada hiç bir paradigma diğerine bir güven telkin etmiyor.  Her bir bakış açısı diğer bakış açılarının karşısında ya hiçleşiyor, ya da onlarla beraber yeni karmaşalar  oluşturuyor. “Oyun kurucu olalım” sözünün bölgede huzur isteyen kesimler ve politikalarca içinin doldurulması gerekiyor.  Bunun tersi yönde hareket edildiğinde oyun kurucu pozisyonunu kendine biçerken bir de bakarsın ki   küresel senaryolarda figüran oluvermişsin.    Ne yazık ki bunun farkına şimdi değil yıllar sonra bile varamazsın.

Burası keskin bir fay hattı. dolaysıyla normal bir coğrafyaya yaklaştığının on katı daha dikkatli olunmak zorunda.  Gündelik olarak uluslararası siyasal bir fayda gibi gözüken bir politikan on yıllarını mahkum edebilir.  Telafisi mümkün olmayan büyük hataları kendisiyle büyütebilir.

Burada fay hattı olan siyasal gerçek nedir sorusunun cevabı hepimiz tarafından biliniyor. Bu soru/sorun iki ana başlıkta toplanıyor.

İlki mezhep eksenli yanlış politikalardır. Her ne kadar ortadoks ve katolikler arasında yaşanmış onca savaşı örnek verip Ortadoğu’nun her köşesinde diğer dinlere göre daha fazla yayılan İslam dininin mezhebi yapısının Hıristiyanlardaki gibi olmadığını söylesek bile  bugün karşılaştığımız olaylar bunun çok gerçekçi olmadığını bize gösteriyor.

Her ne kadar Şia’nın kültürel havzasına yabancı olsak ta Sünni camia içinde tartışılan aynı şeylerin Şii camia içinde de tartışıldığını tahmin ediyoruz.

Meydana gelen olayların ekseriyeti  siyasi meseleler  olarak ele alınması gerekirken itikadi noktada tartışılıyor. Ülkelerin emperyal veya siyasal duruşları taraflarca inanç bağlamında değerlendiriliyor.  Bu zemini besleyecek azımsanmayacak derecede taraftar türetiliyor. Düne kadar mutedil söz söyleyen bir sürü zevat mezhep savaşında amigo rolüne bölünüyor. Muhtemelen diğer tarafta da aynı şeyler var.

Bu mesele ile ilgili olarak en hassas olması gereken iki ülkenin Türkiye ve İran olduğu aşikar. Zira Suudi yönetimi eskiden beri ittifak kurduğu müttefikleri ile neyi baz aldığı tüm bölge ve dünyaca bilinen bir şey. Mısır Arapların büyük ağabeyi iken Amerika dışında bir şey üretemeyeceği ortada. Türkiye ve İran yönetimi kendilerini uluslar arası siyasetten tecrit etmeden bu meseleye bir çözüm bulmak zorundalar. Bugüne kadar uluslar arası barışa katkı vermemiş ve düşmanlığı büyütmüş içlerindeki çeşitli dini motifli mezhepçi çevrelerin yarattığı tahribatı görmeliler.

ikinci mesele ise etnik, şiddet ve mağduriyet eksenli meseledir.  buna da daha fazla kafa yormalı. Bu meselelerin çözümünde adalet/hakkaniyet göz ardı edilmemelidir.  ikinci olarak dile getirilen meselelerin ekseriyetinin bin dokuz yüzlerin başından kalan meseleler olduğu göz önüne alınsa yanlış bir hesabın ülkelerin yüzyılını daha esir alacağı görülmelidir.

Adalete, kardeşliğe ve beraberliği büyütmeye dayalı politikalar farklı topluluklarca hem birbirinden emin olma zeminini hazırlar hem de yapay olarak çizilmiş sınırları hiçleştirip büyük beraberlikler oluşturur.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: