03 Mart 2017 Cuma, 09:06

Okul Defteri II

……………………………

Eğitim-öğretim yılı, yani ders yılı başlayacaktı. Pazartesi olmadan kendi eşyalarımı almaya gittim son kez sınıfıma. Neyi almalıydım. Nasıl almalıydım. Bu nasıl bir acımasızlık. Ben mi yapmıştım darbeyi, ben miydim bütün sorumlu. Öğrencilerim miydi bütün suçlu? Kutulara yerleştirdim bir bir. Bir kaç koli oldu saymadım. Yardımcı oldular hizmetli arkadaşlar taşımama. Birinci sınıftan bırakıp seneye devam edeceğimiz etkinlik kartları, ikinci sınıftayken okunacak kitaplar, elişi ve fon kartonları, kaynak kitaplarım ve hazırlamış olduğum ders materyallerim… Çoğunu bıraktım öğrencilerime. Milli eğitimden projeksiyonu alabilmek için çok çaba sarfetmiştim. Yazıcıyı da hoparlörü de veliler temin etmişti. Su pınarını da bıraktım sınıfta. Klima ve Laptop ile güzel bir iklimdeydi herşey. Bir de kapı giydirmesi yapmıştım ilk kez. Çizgi film karakterli görselleriyle şık ta olmuştu aslında. Çocuklarım çok beğenmişlerdi. Şimdilerde yerinde yeller esiyor benim gibi.

Sınıfım! Özenle hazırlayıp, düzenlediğim, panosunu ve dolaplarını kullanış amacına uygun yerleştirdiğim sınıfım! Elbette şahsıma münhasır değil sınıf. Bunu biliyorum. Ama etkin ve sağlıklı bir eğitim için sınıfın görsel açıdan psikolojik çekiciliği olmalıdır. Kullanışlı olmalıdır. Her öğrencim için kişisel dolaplar ve duvara asılı tablolar ile keyifle teneffüslerini geçirdikleri bir sosyal yaşam alanı. Her teneffüs dışarı çıkmayıp birlikte oturup hamur oynarlar, resim yaparlar ya da bezlerini serip atıştırmalıklarını yerler.

Sonra birlikte inerdik yemekhaneye. Birlikte yerdik yemeklerimizi çoğu kere. Kantinci Nevzat ne mutluydu bizimle. Birlikte yemek yeme kültürü de önemliydi. Öğrencilerimle sofra eğitimini, birlikte yaparak yaşayarak yapıyorduk. Bizim için eğitim, hayatın her ânı, her alanıydı en nihayetinde.

Şok içinde geçen günlerin elbette bir karşılığı olmalı. Günler günleri kovalarken hak arama kanallarına girdik. Sendikam işin peşine düştü. Suçumuz yoktu bizim. Demokratik bir eğitimi ve bilimsel bir eğitimi savunduk. Düşüncelerimin çarpıtılarak sunulması ve kara listeye eklenmiş olmam yapanların sorunudur. Hesap verecek olan da onlardır. Öğrencilerime daha iyi bir eğitim sunmaktan başka işim olmadı. Onlara sevgiyi, kardeşliği, barış içinde yaşamanın önemini verebildiysem ne mutlu bana. Herkesin isteği de bu değil mi? Lafa gelince çocuklar dürüst olsun, yalan söylemesin, saygısız olmasın, denir. Ama hoşgörüyü, saygıyı ve dostluğu kavratan eğitimcilere de sahip çıkılmaz. Üstelik kovulur. Atılır. Dışlanır. Eğitim camiasından ise ses soluk çıkmaz. Benim gibi binlerce öğretmen buruşturulan kağıt gibi çöpe atılır ve ‘ağaç kökü’ göndermesi yapılır.

Vicdanın ve duygusallığın ve merhametin ve idealizmin ve de çocuk sevgisinin bağlamında her insanın yapamayacağı bir mesleği icra eden öğretmenlerin ihraç edilmesi değil sadece mesele;  Yüzbinlerce öğrencinin sevgiden koparılmasıdır. Annesinden, babasından, doktorundan, arkadaşından kısacası her şeyinden alıkonulmasıdır. Alıkonulan çocukların hayatıdır. Ben öğretmenim. Sınıfımda değilim belki ama ben bu mesleği severek ve azimle çalışarak elde ettim. Bütün arkadaşlarım gibi.Kimisi tezek kokularını soluyarak çalıştı, kimisi onlarca kitap devirdi kazandı. Kimisi zorluklarla eğitimini tamamladı, kimisi ek iş yaparak. Suç ne, Günah ne? Bilmediğimiz bir nedenden sokağa atıldık. Ancak elbet te döneceğim/döneceğiz. Dönmek ve çocuklarımla birlikte yeniden hayatı solumak için yılmayacağım. Haksızlığın ve adaletsiz tutumun, sorgusuz-sualsiz meslekten alıkonulmanın vebalini kimse kaldıramaz. Darbe girişiminin müsebbibi yapıp, bir gecede terörist ilanında bulunmak ne insanlıkla ne de vicdanla ve ne de hukukla bağdaşır.

Öğrencilerim sorup duruyorlarmış hala ilk öğretmenlerini. Özlüyorlarmış. Özlem geri getirmiyor zaruri gideni ama… Ağırlığın yükü sırtımdaydı yine. Öğretmenler günü tüm dünyada 5 Ekim’de kutlansa da, alışıla gelmiş haliyle,80 sonrası kutlanmaya başlanan 24 Kasım günü bir tuhaf oldu yüreğim. İlk kez öğrencilerimle değildim. Evdeyim! Haksızlık bu!..Nasıl da kabarırmış insanın içi, aynı öyleyim. O gün öyle geçecek derken, mutluluğa dönüşmesini ummuyordum. Velilerim ve öğrencilerim günümü kutlamaya evime gelmişler bir pasta ve üzerinde toplu fotoğraf işlemeli tişört ile. İşte öğretmenlik böyle bir şey anlayamayanlara!

Anılar biriktirdim gün gün, ay ay kendi okulumda yıllarca. Dokunamaz kimse onlara. Gittim karnelerini almadan bir gün önce yine okula. Öğrencilerimi göreyim dedim kim gelmişse. Sınıfa girdim aylar sonrasında. Sanki hiçbir şey değişmemiş. Sanki dün gibi hissettim kendimi. Çocuklar da öyle. Ve sanki aradan beş ay geçmemiş ve sanki tatil sonrasıymış gibiydi. Sınıfım! Herşey aynıydı, yerli yerinde. Sağolsun sınıfıma görevlendirilen öğretmen ciddi değişim uygulamamıştı. Kapı giydirmesini sökmüş yenisini yaptırmıştı ama gerisi aynıydı. Çocuklarım, ne de mutlu oldular ne de sevindiler. İki ders birlikte soluk aldık. Teneffüs ettim onları tek tek.

Arkadaşlarla buluştum anıları yaşatmak için. Okul müdürüne uğradım. Çay içtik hayattan söz ettik yine. Yıllarca binbir emekle meydana getirdiğimiz kütüphaneyi ziyaret ettim. Oluşturmuş olduğum satranç salonunu açtım. Koridorlara bakıp geçtim. Giriş kattaki kantine inip geçen günlere dalıp durdum. Geçmiş olsun cümlelerinin gereksiz ağırlığı altında, kıyımdan geçen suretlerin ve de yanıma gönülden ilişen dostların arasından öğrencilerimle aynı havayı yeniden solumak iyi geldiydi bana. Her şey yerli yerinde demiştim. Ne kütüphaneye ne de satranç sınıfına dokunulmuş,kapısı açılmıştı. Ben de beni bekliyor deyip döneceğim, dedim. Müdür ise içten bir şekilde inşallah deyiverdi. Elbette dedim. Döneceğim. Bu yaşadıklarım kimseye kalmaz. Bu acılar ve bu haksızlık bir gün sona erer.

Terörle ilişkilendirilmek bir eğitimci için ağır bir yüktür. Hayatı tebeşir, tahta, ders ile iç içe olan bir öğretmen için terör kavramı insafsızlıktır. İltisak-irtibat makas uçları arasında sıkıştırılan hayatların onulmaz ahı ağırdır, sindirilemez.

Niye atıldım, niye işime son verildi ben de bilemiyorum. Ama çocuklarımızın geleceklerinin zor günlere evrileceği duygusu içimi acıtıyor. En iyi vatanseverin görevinde en iyi olandır şiarını unutmadan uyandım her sabah. Barış içinde eğitim görmeliydi tüm çocuklar. Her çocuk hak ediyor sevgiyi ve kaliteli eğitimi. Dayatılmadığı sürece, çocuklar umuttur kimi zaman. Dünyadır, hayattır tadabilene. Çocuklar, neşedir huzurun yok edildiği her anda. Çakmak çakmak bakan gözlerin gülen retinasıdır. Öfke kusan dillerin, sertleşen yumrukların ilacıdır. Dokundular her daim her yerde onlara. Dokunmayın dedim hep yıllarca çocuklara. Sanırım budur ihraç edilmem, budur dışlanmamıza sebep olunan. Demokratik bir yaşam, bilimsel bir eğitimdir zuhur olunan. Uzak tutuldukça sanattan, bilgiden ve kitaplardan küf kokar her insan. Küf kokmasın ülkem, solmasın hiçbir hayat diyedir bütün eğitim çabam. Sanırım budur ihracıma ferman. Huzurdur herkese oysa lazım olan.

Huzurun mevsimsel göçe tabi tutulduğu ayların içindeyiz. Umuyor ve de diliyorum ki bahara döner göç eden kuşlar. Başka iklimlere kanat açmazlar. Yeniden kendi topraklarına döner huzur. Daha demokratik ve daha aydınlık geleceğe yelken alır bu gemi. Dilerim ki insanın değer gördüğü, hiçbir insanın ayrıma uğramadığı müreffeh bir yaşama yürüyebiliriz. Dışlanmadan ve herkesin hak ettiği şekliyle yaşadığı bir ülkeye dönüşürüz. Kardeşçe ve özgürce bir yaşamı idame edebiliriz. Hukukun tecelli edip ve insanlığın hakkını alacağına inancımla, döneceğim işime! Döneceğiz geri! Çocuklarımla o günü bayram gibi kutlayıp balonlarla neşe salacağız göğe, umut serpeceğiz yeryüzüne.

Bilim ve eğitim emekçisi olmaksa tüm kabahatim, taşırım onurumla alnımda onu da. Daha müreffeh bir ülke, daha eşitlikçi yaşam ve üzerinde yaşayan her insanın huzurla evine gidebildiği günler yakındır. Ne mutlu ki bana, kendi çocuklarımız için emek harcadım yıllarca. Devam da edeceğim, dönünce yanlarına!..

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: