Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
24 Şubat 2017 Cuma, 07:53

  Okul Defteri 1   Her bakımdan sıcak bir yazı geride bırakmıştık. Ağustos geride kalıyor okul hazırlıkları başlıyordu. Okuma-yazma sürecinin yoğunluğu ve yorgunluğu sona ermişti. Birinci sınıfı ‘Okuma Bayramı’ ile sonlandırmış, öğrencilerimden, bu sevinçle tatili hak etmiş oldukları duygusuyla ayrılmıştım. O gece herkes keyifliydi aslında. Ama beni asıl huzurlu ve mutlu kılan öğrencilerimin gülen gözleri […]

 

Okul Defteri 1

 

Her bakımdan sıcak bir yazı geride bırakmıştık. Ağustos geride kalıyor okul hazırlıkları başlıyordu. Okuma-yazma sürecinin yoğunluğu ve yorgunluğu sona ermişti. Birinci sınıfı ‘Okuma Bayramı’ ile sonlandırmış, öğrencilerimden, bu sevinçle tatili hak etmiş oldukları duygusuyla ayrılmıştım. O gece herkes keyifliydi aslında. Ama beni asıl huzurlu ve mutlu kılan öğrencilerimin gülen gözleri neşe saçan kahkahalarıydı. Uzunca bir tatili en çok ta onlar hak etmişlerdi. Ne de olsa artık okuyor ve yazıyorlardı.

Nihayetinde birinci sınıftı. Kendi dünyalarında özgür, kendi hayallerinde çocuktular. Güven içerisinde bir eğitim süreci yaşamalıydılar. Onlara sevgi dolu bir ortam gerekirdi düşündüklerini gerçekleştirebilmeleri için. Bir bir kucaklayıp, öperek tatillerine yollamış olmanın keyfi ve huzuru içindeydim. Velilerime verdiğim notta da belirttiğim üzre, emanet etmiştim çocukları ailelerine. Sanki anne-babaları bendim. Zaten anlaşılamayan da bu değil mi? Günün yarısından çoğunu okulda öğretmeniyle geçiren bir çocuk için öğretmeninin, anne- baba sevgisi kadar yüreği sevgi dolar. Çünkü her çocuk sevgiyle büyür ve sevgiyle hayata tutunurlar. Eğitim ise zaten sevgiyle başlar ve neşeyle devam eder, öyle değil mi?

İşte çalınan da bu sevgidir. Ben değil. Çalınan ve hayattan koparılan sevgidir aslında. Vicdan ve duyguyla yoğrularak emekle harmanlanıp sunulan şeydir eğitmenlik, öğretmenlik. Anlaşılamayan veya anlaşılmaktan imtina edilen. Bir de çalınan kelimesidir içine dokunan insanın. Kendine ait olmayan bir şeyi almanın karşılığı nedir bilir misiniz? İşte çalınan şey budur hayattan; SEVGİ!

İkinci sınıfa hazırlıkla geçirdiğim günlerimin ardından eğitim-öğretim döneminin başlangıcı olan 1 Eylül sabahı okulumdayım yine. Her zaman ki gibi erkenciyim. Öğrenciler bulunmasa da işine erken gitmeyi alışkanlık edinmişlerdenim. Onlara sınıfı düzenleyecek, süsleyecek ve mutlu bir başlangıç hazırlayacaktım sözüm ona. Her sene yaptığım gibi. Her yılıma her yeni başlangıç gibi başlamayı severdim. Mutlu çocuk mutlu eğitimle mutlu öğrenir bilmediklerini ve çıkarır içindeki cevheri.

Kantinci arkadaşım ve bir öğretmen arkadaşla ayaküstü sohbetteyiz. Çay yudumluyoruz. Darbe girişiminin sıkıntılarından bahsediyoruz. Olabilecek ihraçlardan söz açılıyor. Öğretmen arkadaş benim ismimi telaffuz ediyor. Bir anda tepki veriyorum ve ne alakası var, diyorum. Geri adım atarak başka biridir belki de diyor. İsim benzerliğidir, deyip geçiştiriliyor. İşten çıkarılmaların da bir hukuku olmasından bahsedip ayrılıyorum. Okul müdürüyle başka bir mekandayım. Darbe girişimin kabul edilemez olduğundan dem vuruyoruz. Ama yargılamaların adil olması ve haksızlığın derin acılara yol açabileceğinden söz ediyorum. Liyakata dikkat çekiyor. Kim olursa olsun özellikle eğitimcilerin mağdur edilmeden soruşturmaların yapılmasının yararlı olacağından konuşuyoruz.

O günün selametle geçmesinin gecesinde yayımlanan kararnameye ulaşamıyorum. İnternet ağırlaşmış yoğunluktan dolayı. Ertesi sabah 22 yıldır çalıştığım okulumdayım ve beklenen ihraçları duyuyorum. Önceden açığa alınmış öğretmenler ihraç edilmişler. İkinci sınıfların zümre toplantısını yapıyoruz müdür yardımcısıyla. Okul bilgisayarından resmi gazeteye girmek oldukça güç. Eşim arıyor beni, senin de adın var, diyor. Afallıyorum ve toplantıdan sessizce çıkıp yine resmi gazeteye ulaşmaya çalışıyorum.

TC numaram yok ama diğer bilgiler beni işaret ediyor; OLAMAZ. Ne alakası var. Beynimden vurulmuş gibi dona kalıyorum odada. Müdür yardımcısının koltuğu adeta zamanın durduğu an gibi. Ayağa kalkıp öğretmenler odasındaki okul müdürünün başkanlığındaki diğer toplantıya girerek; arkadaşlar beni de ihraç etmişler deyiverebiliyorum sadece. Donuk ve kızgın bir ses tonuyla. İnanmıyorlar ve hep birlikte tekrar odaya geçip bilgisayara yumuluyoruz. Evet, doğru. Bu benim. Odaya giren ve benim ismimi zikreden öğretmene dönüp; dediğin oldu, diyorum. O da şaka yapmıştım gibisinden geri vites cümleler kuruyor.

Adaletten ve hukuktan söz eden şahsımın da aynı cendereye sokulmuş olması inanılır gibi değil. ŞOK yaşıyorum. Okuldaki herkes şaşkın. Ağlayan arkadaşlarım ve hüzün dolan gözler. Daha dün yeni bir eğitime heyecanla adım atacakken, stoperin taca attığı bir meşin yuvarlak gibiyim artık. O gün eve dönemedim. Midem sessizliğe gömüldü. Bağlı bulunduğum sendikamda benimle aynı kadere kurban edilen dostlarımla birlikte ihraçları sindirmeye çalışıyoruz. FETÖ ile uzaktan yakından ilintisi olmayan, eğitim sendikası olarak cemaat ilişkisine her daim karşı durmakla kalmayıp bunu raporlarla kamuoyuyla paylaşan bir anlayışın üyeleri, OHAL kapsamında çıkarılan ilk kanun hükmünde kararnameyle işlerinden resmen atılıyor, kovuluyorlardı.

Kovulduk ey velilerim unutmayın bizi! Okula o günden sonra gitmedim. 22 yıl boyunca adeta evim olan okulumdan artık kopartılmıştım. Eşyalarımı almaya dahi gitmek gücüme gidiyordu. Nasıl olur da öğrencilerimle kavuşturulmazdım. Onlar şimdi bensiz ne yaparlardı. Düşündükçe kızıyor, sinirleniyor, yapılan haksızlığın bu kadarına da pes diyordum. Bu, kabul edilemez, bu haksızlık. Velilerim mesaj atarak üzüntülerini belirtmekle beraber, haksızlıktan mutlaka dönüleceğini, er ya da geç hakkın yerini bulacağını… gibi teselli sözleriyle beni rahatlatmaya çalışıyorlar. Onca yıl bir fiil görev yaptığım okulumdan, bir dalın ağacın gövdesinden ayırır gibi, kopardılar.

Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarımın sabır ve metanet yaklaşımlarının yanında, sessiz kalıp seyirci duran ve aldırış dahi etmeyenler de oldu tabi ki. Özellikle uzun yıllar tebeşir kokusuna ortak olduğum mesai arkadaşlarım bir yana; öğrenciler ve eğitim alanında en ufak bir olumsuz tutumumun kimseye olmamış olmasına rağmen, her zaman iş arkadaşlarıma her konuda yardımsever bir anlayışla davranmış olmama rağmen sessiz ve suskun kalışların acısı bir farklı oluyor. Bir gece yarısında yayımlanan KHK ile şok yaşayanlar…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: