08 Temmuz 2016 Cuma, 09:08
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

ÖĞRETMEN LUDİNGİRRA’DAN ANLAYANA BİR DERS…

  ÖĞRETMEN LUDİNGİRRA’DAN ANLAYANA BİR DERS… Sümerli bir öğretmen olan Ludingirra yazdığı bir tablet metininde geleceğe seslenir ve derki; “Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler.” İnsanların kurduğu medeniyetin/kültürün başlangıcı belirsizdir. Devralınan bu miras evrilerek, […]

  ÖĞRETMEN LUDİNGİRRA’DAN ANLAYANA BİR DERS…

Sümerli bir öğretmen olan Ludingirra yazdığı bir tablet metininde geleceğe seslenir ve derki;

“Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler.” İnsanların kurduğu medeniyetin/kültürün başlangıcı belirsizdir. Devralınan bu miras evrilerek, geliştirilerek geleceğe aktarılmaktadır.  Düne şükran bir borçtur bilene…

Mezopotamya’nın güneyinde bir avuç insan, süregelen alışkanlıkların dışında birliktelik kurarlar. İlk şehir devletleri, ilkyazı, ilk ekonomik faaliyetler ve bugüne temel oluşturacak inanç sistemini geliştirdiler. Fırat ve Dicle’nin kolları ile birlikte hayat verdiği bu coğrafya, medeniyetlerin tarlasına dönüşecektir. Geçmişten günümüzü aydınlatan bu sahada; Akadlar, Medler, Babilliler, Elamlılar, Asurlular, … Tarihe adlarını yazdılar. Kaynak kitaplara göre Sümerlerin 2000 yıllık tarihleri; Tufan sonrasında birbirleri ile giriştikleri mücadeleler neticesinde yıpranmaları, sonrası dış güçlerin işgalidir.

Sümerlilerden farklı zaman ve coğrafyalarda gelişmiş birçok medeniyetin kurulduğu görülür. Afrika’nın kızıl kumlarına hayat veren Nil Havzasında Mısır medeniyeti, And dağların zirvelerinde İnkalar, Orta Amerika’da Astek/Maya medeniyetleri ve daha birçok yerde kurulan uygarlıklar vardır. Ortak kaderleri, iç hesaplaşmalar sonrası gelen dış işgallerdir.

Dünyanın kurak çöl alanında, cehaletin dibe vurduğu bir toplumda Hz. Muhammedin getirdiği dini düşünce sistemi, kısa sürede üç kıtanın hücrelerine ulaşmayı başarmıştır. Nebi, 8 Mart 632’de veda hutbesinde Tüm çağlara seslenerek  “Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!” diyerek bu günleri öngörür. İslam coğrafyasının yayıldığı tüm toplumlarda; mezhep, meşrep, etnik ayrışmalar, bu düşünce sistemini kaynağından uzaklaştırmıştır. Hani bir söz vardır; “Kaynağına yaklaştıkça su berraklaşır” denir. Günümüzde Müslüman coğrafyasındaki bulanıklığa bakıldığında kaynakla hiç alakası kalmadığı anlaşılır. Bu kaynağın özüne; etnik ve mezhep kimliklerin çamuru, ekonomik ve kişisel menfaatlerin kiri, ideolojilerin zehirli atıkları bulaştırıldı.

İnsanlık tarihinin en iğrenç zaman ve coğrafyası, ortaçağ Avrupa’sıdır. İnsanlığın dibe vurduğu, vahşetin pik yaptığı bu ortamda birkaç beyin insanı, Avrupa’nın dümenini kırmıştır. Ağır bedeller sonucunda yüzlerce yıl sürecek güçlü bir medeniyetin temelleri atılmıştır.

1500’lü yılların başında Martin Luther King; “İnsanlar genelde birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazılar; birbirlerini tanımazılar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü sınıflara ayrılmışılardır.” Diyerek zamanı anlatmaya çalışmıştır.

200 yıl sonra Jean-Jacques Rousseau; “Vazifemizi menfaatlerimizle karşı karşıya getiren ve bizim faydamızı başkalarının zararlarında gösteren durumlardan kaçınılmalıdır. Çünkü böyle durumlarda, ne kadar erdemli bir insan olursak olalım farkında olmadan mağlup oluruz, ruhça adil ve iyi olduğumuz halde hareketlerimizde adaletsiz ve zalim oluruz.” Sözü ile toplumu olağan mecrasına çekmiştir.

Şimdi hep birlikte düşünelim. Ortadoğu, kadim medeniyetleriyle ortaçağ Avrupa’sının zilletine düşmüş müdür? Martin Luther King veya Jean-Jacques Rousseau’nun söylemleri günümüz İslam coğrafyasını da anlatmakta mıdır? Yakın çağ ve günümüz İslam aydınlarının değerlendirmeleri bu durumu teyit etmektedir.

Anlaşılıyor ki; Sümerliler ve diğer ilk çağ toplumları; kendilerinden önceki medeniyetleri taklit ederek gelişmemişlerdir. İslam; Arapların, bedevi ve cahiliye kültürü üzerinde inşa edilmiş bir medeniyet değildir. İslam, gücünü ilahi kaynaktan alan çağın en köklü devrimlerini gerçekleştiren çok yönlü bir sistemdir. Ortaçağ Avrupası; Antik Yunan’a, Roma’ya, Bizans’a dönüşmek için mücadele etmemiştir. Bu medeniyetlerin her biri özünden uzaklaşmadan, tarihinden dersler alarak yeni bir gelecek inşa etmişlerdir.

Dünya tarihine bakıldığında medeniyetler arası savaş hep olagelmiştir. Medeniyetlerin yükselişi ve çöküşü tahterevalli misali işlemiştir. Doğu medeniyeti ihtişamdayken batı zillete düşmüştür. Batı medeniyeti yükselişteyken doğu kaosun içine sürüklenmiştir. Doğu; batı medeniyetini İngiliz, Fransız, Alman, Ortodoks ve Katolik diye ayırmamıştır. Batı da; Doğu medeniyetini Anadolu, İran, Mısır, Sünni, Şii diye ayırmamaktadır.  Batı üstte kalmak için doğuyu sömürmeye, çatıştırmaya devam edecektir.

Ve biz; ortak medeniyetin farklı kimlikleri, ırkçı, şoven, mezhepçi, deli gömlek misali giydirilmiş ideolojilerimizden arınmadıkça kurtuluşa giden yol haritamızı bulamayız. Birlikte güçlenmedikçe felaha eremeyiz. Toplumları silkeleyecek beyinlere ihtiyacımız var. Zamanın tüm boyutlarını dönüştürecek yeni yollar yöntemler bulunmalıdır. Dilli şoven, hayatı kapitalist olan sözde lider/rehber insanlar terk edilmelidir.

Önümüze, oyalanmamız için konulan güncel olay, şahıslarla ilgilenerek yükselemeyiz. Olaylara tek açıdan bakmak, hayallerle yaşamak bizi zayıflatıyor.  Yüzümüzü düne dönerek, tarihteki kahramanlıklarımızla övünerek zaferler kazanamayız. Ucuz insanların öncülüğünde ilerleyemeyiz. Özümüzden kopmadan çağın sınırlarını zorlamalıyız.

Sümerli öğretmen Ludingirra; günümüze gözlerini açabilseydi, insanlığın ulaştığı bilgi ve teknolojiye rağmen, 4000 yıl önceki Mezopotamya’nın ilkel kabileleri arasındaki iletişim/ilişki düzeyinin aynı kaldığını görecekti. Tarih göstermiştir ki, her düşüşün bir kalkışı yaşanmıştır. Umarım ağır bedeller ödenmeden ayağa kalkarız.

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: