27 Ağustos 2016 Cumartesi, 07:05

NİFAK VE FİTNE

Her asırda olduğundan daha farklı ve dehşetli olarak bu asrın en büyük tehlikesi imansızlık hastalığından sonra, nifak ve fitnedir.
Rasulullah kendi zamanındaki münafıkları Allahın bildirmesiyle biliyordu.
Ve işin vahametinden ve de yeni fitnelerin ortaya çıkmamasından dolayı onları izhar ve deşifre etmiyordu.
Artık sahabelerini onlara karşı teyakkuzda tutuyordu.
-Münafıklar her vesile ile hem ortayı karıştırıyor ve hem de Müslümanların şevklerini kırıyorlardı.
Savaşa katılıyor ancak büyük bir kitle halinde savaşmadan geri dönüyorlardı.
Mescid-i Dırar, zararlı mescid, zarar verici mescid!
Mescid de zarar mı verirmiş?
Zarar ile mescid bir arada nasıl bulunur?
İşte örneği;-“Hz. Peygamber Tebük’te yirmi gün kadar kaldıktan sonra, ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü Bizans ordusu saldırmaya cesaret edememiş ve amaca ulaşılmıştı. O gün için daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü Şam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çıkılmamıştı. Üstelik Şam yöresinde bulaşıcı bir hastalık (tâun) olduğu da haber alınmıştı. Geri dönüş için yola çıkan ordu Ramazan’ın ilk günlerinde Medîne’ye ulaştı. Hz. Peygamber Tebük’e giderken Medine’ye bir saat uzaklıktaki Ziyevan köyüne geliniğinde münâfıklardan bir heyet gelerek: “Ey Allah’ın Resulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine gelemeyenler için özellikle yağmurlu gecelerde namaz kılmak üzere bir mescid bina ettik. Teşrif edip burada namaz kıldırsanız, hayır ve bereketle dua buyursanız” dediler. Hz. Peygamber bunun dönüşte olabileceğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Tebük dönüşü bu sözü Allah elçisine hatırlatıp yeni yapılan mescide gelmesini rica ettiler.
Bu mescid Ebû Âmir Fâsık adlı bozguncu münafık ve fasığın teşviki ile münafıklarca Kuba Mescidinin cemaatını bölmek niyetiyle yapılmış ve Hz. Peygamber’e suikast düzenlemek üzere içi silâhla doldurulmuştu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazırlanırken Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi.
Kur’an-ı Kerîm’de bu mescidden şöyle söz edilir:
Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescid yapanlar; “Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk” diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar” (et-Tevbe, 9/107). “Ey Muhammed! Bu mescidde asla namaz kılma. Şüphesiz ki, başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kılman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah temizlenmek isteyenleri sever”
Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-ı kiramdan Mâlik b. Dehsan ile Ma’n b. Adiyy (r. anhümâ)’yi Mescid-i Dırar’ı yıkmak üzere gönderdi. Bu sahabeler mescidi yakıp yıktılar. Böylece kötü amaç için bina edilen bir mescid ortadan kaldırılmış oldu.
-Peygamber Efendimizin (asm) sırdaşı olmakla meşhur olmuştur. Resulullah, münafıklarla ilgili bütün sırları ona söylemiştir. Hz. Ömer (ra), Huzeyfe’yi (ra) yakından takip ederek onun kılmadığı cenaze namazlarına katılmamıştır. Sahabelerin önde gelenlerindendir. Risale-i Nur’da kendisinden “mühim zat” ve sahabenin büyüklerinden (eazım-ı Sahabe) şeklinde söz edilmektedir.
Peygamber Efendimiz, ileride meydana gelecek hadiseler ve Müslümanlar arasında gizlenen münafıklarla ilgili bilgileri ona anlattı. Bu konular ile ilgili olarak kendisinden başka hiç kimsenin bilgi sahibi olmadığını, Hz. Ömer (ra) ve Hz. Ali (ra) açık bir şekilde beyan ettiler.
-Hz. Ömer, işte bu özelliklerinden dolayı Huzeyfe’yi yakından takip etti. Fitneler ve münafıklar konusunda sürekli düşüncelerine başvurdu. Özellikle cenaze namazlarında onun olup olmadığına dikkat etti. Gittiği cenaze namazında eğer Huzeyfe yoksa, o da namaza katılmadı. Kendi halifeliği sırasında valileri arasında münafıkların olup olmadığını ısrarla Huzeyfe’ye sordu. Huzeyfe, bir kişinin olduğunu ancak, ismini veremeyeceğini bildirdi. Hz. Ömer, bilahare yaptığı tahkikat sonunda münafık olanı tespit ederek görevden aldı.
-Birgün Hz. Ömer huzurunda bulunan bazı Eshâb-ı kirâma: “Resûlullah efendimiz’in fitne hakkında olan sözü hatırında olan var mı? diye sordu. İçlerinden Huzeyfe ey müminlerin emiri! Peygamberimizin bu konudaki sözü aynıyla benim hatırımdadır ki, “Kişi ailesinden, malından, çocuklarından ve komşusundan dolayı fitneye düçar olur. Böyle günahlara oruç tutmak, namaz kılmak ve iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek keffâret olur.” buyurdu, diye cevap verdi.
Hz. Ömer “Maksadım o değil, deniz gibi dalgalanacak fitneyi soruyorum” deyince, Huzeyfe: “Ey müminlerin emiri! Senin için endişelenecek bir şey yok. Senin zamanınla onun arasında bir kapalı kapı var.” diye cevap verdi.
Hz. Ömer “Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?” diye sorunca Huzeyfe “O kapı kırılacak diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer “Desene Ümmet-i Muhammed kıyâmete kadar bir araya gelemeyecek!” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Daha sonra Huzeyfe’ye o kapının ne olduğu sorulduğunda “O kapı Hz. Ömer idi” diye cevap vermiştir. Daha sonra Hz. Ömer şehid edilmiştir.
-İlk defa geçen günkü, darbeyi kendisinin yapmadığını söyleyen Gelenin video konuşmasında, gözlerinin içine baktım.
Çok rahat yalan söylüyordu. Hiçbir sıkılma yok, zorlanmadan yalan söylüyordu.
Bu tam ve halis bir münafıklık alameti idi.
-Nifak, fitne bu ümmeti en çok yakan iki şeytani desise idi.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: