Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
14 Haziran 2017 Çarşamba, 08:59

Nesli Tükenen Bir Bürokrat   Gerçek Bir Hikâye İl Milli Eğitim Müdürlüğünün en çalışkan, bir o kadar da dürüst ve hanımefendi elemanlarındandı. Uzun zamandan beri eğitim camiasına hizmet ediyor, elinden geldiği kadar eğitim çarkının aksaksız çalışmasına gayret ediyordu. Alışılmış memur tiplerinden çok daha farklıydı. Görevine herkesten önce tam zamanında gelir, çoğundan sonra giderdi. Mesai sırasında […]

Nesli Tükenen Bir Bürokrat

 

Gerçek Bir Hikâye

İl Milli Eğitim Müdürlüğünün en çalışkan, bir o kadar da dürüst ve hanımefendi elemanlarındandı. Uzun zamandan beri eğitim camiasına hizmet ediyor, elinden geldiği kadar eğitim çarkının aksaksız çalışmasına gayret ediyordu.

Alışılmış memur tiplerinden çok daha farklıydı. Görevine herkesten önce tam zamanında gelir, çoğundan sonra giderdi. Mesai sırasında bırakınız örgü-nakış işlerini, mecbur kalmadıkça çay bile içmezdi. Gazete okumak, gereksiz telefon konuşmaları yapmak gibi bir alışkanlığı yoktu. Masasının başına geçtiğinde kendisini tümüyle işlerine verir, harıl harıl çalışırdı. Bürodaki çalışma arkadaşlarıyla, işle ilgili konular dışında sohbet etmek gibi bir alışkanlığı da yoktu.

Ciddi, dürüst, kibar, hanımefendi bir insandı. Nezakette de örnek bir kişiliğe sahipti. Bu örnek davranışlarından dolayı kısa sürede amirlerinin dikkatini çekmiş ve şeflik ile ödüllendirilmişti. Aslında o şeflik de dahil, her tür ve kademedeki yöneticiliği çoktan hak eden biriydi.

O sabah da her zamanki gibi erkenden gelmiş, işe koyulmuştu. Oturur oturmaz, odacının getirdiği evrakları incelemeye başlamıştı. İlk evrak, emekli bir öğretmenden gelen bir dilekçeydi. Hac’ca gitmek için alacağı pasaporta esas olmak üzere bir yazı istiyordu. Ancak bazı eksikleri vardı: Dilekçe sahibi ekte kimlik fotokopisi göndermemişti. Ayrıca bu tip yazıların cevabı, ilgiliye elden verildiğinden, posta ile de gönderme şansı yoktu. Keza, ilgilinin bir de ıslak imzası gerekiyordu.

Dilekçeyi biraz inceledikten sonra, resmi cevabının dışında, ilgiliye bir de özel bir cevap yazdı. Cevabında; yukarıdaki nedenlerden dolayı söz konusu yazıyı posta ile gönderemeyeceklerini belirttikten başka, ilgiliyi bürosuna davet edip ağırlayacağını, o çayını içip dinlenirken istediği yazıyı hazırlayıp kendisine takdim edeceğini belirtip ilgilinin adresine gönderilmek üzere zarfa koyup postaladı. Böylece Hac yolcusu emekli bir öğretmeni de yeterince bilgilendirdiğinden emin ve gönül rahatlığı içindeydi.

On gün sonra, mektubunu alan dilekçe sahibi emekli öğretmenden anlamlı bir cevap almıştı. Öğretmen; mektubunda, bu nazik jest ve ilgiden dolayı çok çok teşekkür edip, minnet ve şükranlarını sunuyordu. Günümüzde hâlâ böyle örnek bürokratların bulunmasından duyduğu memnuniyetini dile getiriyordu. Aynı memnuniyeti, il milli eğitim müdürüne de yazdığını ve kendisini ödüllendirme talebinde bulunduğunu da belirtiyordu.

Mehtap Hanım, emekli öğretmenin mektubu katlayıp zarfına koyduktan sonra, hatıra olarak saklamak üzere çantasına koydu ve her zamanki temposuyla işine devam etti. Eğer günümüzde hâlâ şef Mehtap Sönmezler olmasaydı, acaba halimiz nasıl olurdu?

İyi ki Mehtap Hanımlar vardı… Ne mutlu ona ve onun gibilerine!..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: