03 Nisan 2015 Cuma, 09:35
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Nesil Yetiştirmek

Nesil Yetiştirmek   Bu necip millet, beşeriyet tarihinde varlığını ölümünden sonra da devam ettirebilmiş, yaşamıyla ve eserleriyle arkasında güzel sâda bırakabilmiş pek çok büyük insan yetiştirdi. Kimi kahramanlığı, kimi adâleti, kimi ilim ve irfan dirayeti, kimi hakka hizmeti, kimi engin tefekkür dünyası ile birer yıldız gibi parlamış olan bu şahsiyetler, insanlığın tekâmülü açısından rehber ve […]

Nesil Yetiştirmek

 

Bu necip millet, beşeriyet tarihinde varlığını ölümünden sonra da devam ettirebilmiş, yaşamıyla ve eserleriyle arkasında güzel sâda bırakabilmiş pek çok büyük insan yetiştirdi.

Kimi kahramanlığı, kimi adâleti, kimi ilim ve irfan dirayeti, kimi hakka hizmeti, kimi engin tefekkür dünyası ile birer yıldız gibi parlamış olan bu şahsiyetler, insanlığın tekâmülü açısından rehber ve kilometre taşı misyonu üstlendiler. Bu gün ise cevher insan yetiştirmede eskisi kadar üretici değiliz. Acaba neden? Bu sorunun cevabını, dilerseniz, Fatih Sultan Mehmed’i yetiştiren şartlarda arayalım…

Geleceğin Fatih’i olacak Şehzade Mehmed Bursa’daki  “Hünkâr Evi”nde dünyaya geldiği zaman, onu sıradan bir şehzade olmaktan kurtarıp çağları kucaklayacak bir Fatih yapacak temel şartların hemen hemen tamamı hazırdı. Ona, asırların  gayretiyle hazırlanmış sihirli iksiri yudumlayıp hazmetmek, zamanla bunlara  Allah vergisi dehâsını katıp kendini ve çağını aşmak kalıyordu. Çok çalışmalı, çabuk öğrenmeli, vaktinden önce her bakımdan  büyüyüp muhteşem fetih yürüyüşünü başlatmalıydı.

Hiç kuşkusuz, oğlunun kulağına Peygamber (s.a.v) müjdesini ilk fısıldayan odur; mukaddes hedefini ve aslî görevini  dem dem ruhuna nakşedenlerin başında da o vardır. Ondan sonra sırasıyla baba, çevre ve eğitim müesseseleri devreye girer. Ve bunlar topyekûn devreye girdiğinde, “model insan”, “abide şahsiyet”, ya da “cevher insan” dediğimiz örneği ortaya çıkarırlar. O halde Fatih’i yetiştiren unsurları, yukarıdaki sırayı takiben gözden geçirmek durumundayız. Belki bu sayede, “Dünya örneği büyük insanlardan niçin mahrumuz?” sorusu da bir ölçüde cevaba ulaşacaktır.

Öncelikle anneye bakalım: Bu muhterem kadın, Sultan II. Murad gibi bir padişaha eş, Fatih gibi dâhi bir cihangire anne olabilecek bütün vasıflara sahiptir.. Bir Fatih’in annesinde bulunması gereken meziyetleri eksiksiz nefsinde toplamış, kuvvetli iradesini anne şefkatiyle bütünleştirip, dindarlığıyla besleyerek evladına sağlam emeller aşılamak için âdeta kendisini vakfetmiştir. Nice hayırda imzası, mâbedlerde mührü, sebillerde emeği vardır. Öyle bir şefkat manzumesi ki, yardımseverliğiyle yalnız kendi dönemini değil, asırlar sonrasını da kucaklamıştır.

Öylesine müstesna meziyetlerin insanı ki, onu tarih bile paylaşamamış, Sırplarla Fransızlar başta olmak üzere bazı milletler, Fatih’in annesini, kendilerine mal etmek suretiyle, muazzam fetihten şeref payı çalmaya çalışırlar.

İsmet, iffet, şefkat ve basiret örneği bu kadının ismi Hûma Hatun’dur. Oğlunu karnında taşımağa başladığı andan itibaren Muhammedî bir terbiye vermiş, abdestsiz yere basmamış, besmelesiz emzirmemiştir.Oğluna bütün bildiklerini öğrettikten başka, bilmediklerini öğretmeleri için de devrin sadece en büyük alimlerini değil, aynı zamanda ahlaken en sağlam, âmelen en takvalı ve her bakımdan en seviyeli hocalarını tutmuş, oğlunun Şehzade olmasına bakmadan “Eti senin kemiği benim” anlayışına uygun davranabilmiş, bir keresinde hocalarından biri tarafından (Gürani) dövüleceği yolundaki şikâyeti oğlu kendisine ulaştırdığında, onu korumak şöyle dursun, tam tersine , “Hocaların vurduğu yerden gül biter.” Demek basiretin, göstererek hocaların otoritesini kırmaya yanaşmamıştır.Aslında bu muhterem valideyi anlatmaya bile gerek yoktur. Çünkü eseri ortadadır. Fatih Sultan Mehmed.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: