Son Dakika
19 Ağustos 2017 Cumartesi
23 Mayıs 2017 Salı, 09:25
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Necip Fazıl’ın Basın, Sanat Ve Edebi Yönü

Necip Fazıl’ın Basın, Sanat Ve Edebi Yönü   Necip Fazıl, yaşadığı asrın son elli yılına damgasını vurmuş, dost -düşman herkesin ve her kesimin kabul ettiği milli edebiyatımızın son temsilcilerindendir. Ziya Osman Saba’nın Varlık dergisinde 1933 yılında, “Necip Fazıl, belki en büyük Türk Şairi değildir, fakat Türk edebiyatının en kuvvetli şiir kitabı her halde BEN VE […]

Necip Fazıl’ın Basın, Sanat Ve Edebi Yönü

 

Necip Fazıl, yaşadığı asrın son elli yılına damgasını vurmuş, dost -düşman herkesin ve her kesimin kabul ettiği milli edebiyatımızın son temsilcilerindendir.

Ziya Osman Saba’nın Varlık dergisinde 1933 yılında, “Necip Fazıl, belki en büyük Türk Şairi değildir, fakat Türk edebiyatının en kuvvetli şiir kitabı her halde BEN VE ÖTESİ’dir.Ayak seslerini, Kaldırımları, Otel odalarını, tabutu noktrünler ihtiva eden bir kitap insanı adeta sarsıyor…” satırlarıyla övdüğü Necip Fazıl Kısakürek…

Okuma- yazmayı öğrendiğimiz yıllardan başlayarak halâ devam eden ve bir türlü sonuçlandırılmayan, sonuçlandırılması da mümkün olmayan “Sanat sanat için midir? Yoksa cemiyet için mi?” sorusuna ve “milli edebiyat ne demektir? Böyle bir edebiyatın belli başlı vasıfları nelerdir?” sorusuna, şair söyle cevap veriyor:

“Bütün bir millete, o millete mensup olmayan duyuş tarzına, ders verir gibi muayyen milli tezler telkin eden ve millet mefhumuna yegane alâkası “millet” kelimesini kullanmaktan ibaret olan bir edebiyata milli edebiyat denemez. Milli edebiyat o milletin ruhunu, duyuş tarzını ve şahsiyetini eserinde temsil ve tahlil eden edebiyat demektir. Gayesi milliyetsizlikten bahseden şair milli şairdir. Gayesi hırsızlık olan bir millete kendi hırsızlık maceralarını anlatan şair milli şairdir, demek ki milli sanat resmen ve alenen milli olması lazımgelen bir unsur değil, milli bir duruş tarzına uygun edebiyat demektir. Bir eserin alemşumul kıymeti haiz olabilmesi için bütün insanlığı ve bütün milletleri kucaklayan bir genişlikle her ferdin kendisini içinde bulabileceği bir derinliğe kavuşması lâzımdır” şeklinde cevap verir üstad Necip Fazıl…

Topluma teşhisini; “Durum diye bir laf var, buyurunuz size durum/Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum” diye koyan Necip Fazıl Kısakürek, kendini tanıtırken; “Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan şey;/ Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey” diye tarif eder.

Şiirlerinde önemli bir yer tutan “ölüm “ üzerine şöyle seslenir:

Ölüm güzel şeydir; budur perde ardından haber…/ hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber? Diye sorar ve daima gideceği yerin heyecanını duyarak; “ ilk gençliğimden beri yücelerin hasreti içinde kavruldum. Diye heyecan ve helecanını dile getirir.

“Büyük yıldızların avcısı, büyük rüzgârların nefesi olmaya çalıştım. Perde ardından haber bekledim. Büyük randevuya hazırlandım.Dudaktan ölümsüzlük tasında, imzaları mavera yurdu haritasında olan büyüklere daima özendim. İnsanın dünya hayatı suda bir anlık sûrettir. Bense aşılmaz duvarları, süslenmiş gemilerin gittiği diyarı yaşadım.” Sözleriyle bir nevi hayatını özetliyor Necip Fazıl…

Doğar doğmaz ele alındığında, “yaşar mı yaşamaz mı endişesini taşıyan ailesi, büyüyüp, gelişip, fikrî olgunluğa ve kemâle erdikten sonra hiçbir zaman ele avuca sığmayan bir Necip Fazıl’la karşılaşır.

Basın hayatında 50 yılını dolduranlara  verilecek şilti almaya gitmeyen, orada okunmak üzere oğlu Mehmed Kısakürek’e; yazdırdığı not şöyledir:

“Muhterem yarım asırlıklar;

Rahatsızım. Gelemiyorum. Zaten 50 yılı çoktan dolduran meslek hayatımın nasıl geçtiği sorulsa “devamlı ve aralıksız bir manevi rahatsızlıktan ibaret” diyebilirim.

izim şu son kalan yarım asırlıklar kadromuz içinde en belirli farika, sonrakilerden yeni harfler duvarı ile sınırlı olmamızdır. Yeni harfler üzerinde her hangi bir akademik ve politik fikir belirtmeksizin hüküm vereyim ki, bu hareket  ana- baba mahsulü yerine tüp çocuk yetiştirmekten farksız olmuş ve işte, nihayet meydana sadece göbekten aşağı cihazları işleyen ve yukarısı gittikçe dumura uğrayan nesiller peydahlanmıştır.

Bu gün basın hayatımızda, dünkü çıkartma kalemlere nisbetle, ne bir fıkracı, ne bir ideolog, ne bir sanatk3ar, ne de kitaplık çapta eser verici bir kalem kalmıştır.

Bir eczanede, her biri 50 gramlık bambaşka ilaçlar taşıyan şişeler arsında bircik vahdet noktası nasıl sadece 50 gramlık kemiyet ölçüsünden ibaret kalıyorsa, bizim de bir araya gelmek için böyle bir davet bekleyen ayrılık ve aykırılılarımız büsbütün ortaya çıkıyor; ve son bakiyenin son haleti nazara çarpıyor.

Size uzun ömürler dilemekten ve ancak ruh adaleleri genç ihtiyarlara mahsus bir hüzün sahibi olmanızı tavsiye ve bu toplantıyı tertipleyenleri, vesile oldukları ibret manzarası bakımından tebrik etmekten başka söylenecek bir şey yoktur.”

Ve bu notu yazdırdıktan 79 saat sonra 25 Mayıs 1983 günü sabaha karşı aramızdan ayrılır üstad Necip Fazıl Kısakürek

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: