Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
26 Temmuz 2017 Çarşamba, 08:14
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Nankör-Nankörlük

Nankör-Nankörlük   Nankör  sözcüğü, dilimize Farsçadan giren bir kavram.  Nan(ekmek) ve kur (kör) Sözcüklerinden oluşmuş. Bu her iki sözcük, şu anda yöresel Kürtçemizde de aynı anlamlarıyla kullanılmakta. Sözlük anlamı olarak; önüne  konan, ikram edilen ekmeği bile görmeyen… Gördüğü  iyiliği hemen unutan… o ana kadar kendisine yapılan  iyilikleri görmezden gelip, çıkarları uğruna geri dönen demek. Günlük […]

Nankör-Nankörlük

 

Nankör  sözcüğü, dilimize Farsçadan giren bir kavram.  Nan(ekmek) ve kur (kör) Sözcüklerinden oluşmuş. Bu her iki sözcük, şu anda yöresel Kürtçemizde de aynı anlamlarıyla kullanılmakta. Sözlük anlamı olarak; önüne  konan, ikram edilen ekmeği bile görmeyenGördüğü  iyiliği hemen unutan… o ana kadar kendisine yapılan  iyilikleri görmezden gelip, çıkarları uğruna geri dönen demek. Günlük hayatta böyle olanlara nankör, bunların tutum ve davranışlarına da nankörlük diyoruz.

Peki; acaba insanlar, hangi nedenlerle böyle davranırlar? Onları nankörlüğe iten etmenler nelerdir? Bu davranışın en belirgin nedeni, kişinin içinde bulunduğu bencilliktir. Onun yaradılışıyla alakalı , genetik ve psikojik bir durum… Bir nevi rusal hastalık. Nankör insanın içinde bulunduğu ruh hâlini irdelediğimizde karşımıza çıkan belirti ve olumsuzluklar şunlar: Nankör insan, doyumsuzdur. Maddeten ve manen kendisini doyurup tatmin edemezsiniz. Bu nedenle onun lügatında >>şükür, teşekkür>> yoktur. Ne kadar sık aralıklarla yapılırsa yapılsın, iyilikleri görmez, görmezden gelir. Halk ağzıyla söyleyecek olursak, tuz- ekmek hakkı nedir bilmez. Hiçbir şeyi beğenmez; herkesi her şeyi küçümser. Herkesin kendisine hizmet etmesini ister. Komleksli ve utangaçtır. Bu nedenle de arkadaşsız ve yalnızdır.

En büyük nankörlük, Yrartan’a yapılandır. İnsanın, kendisini yaratan Cenabı Allah’a karşı içinde bulunduğu küfür hâlidir. Oysa şöyle basit bir kafa yorma ile, bırakınız nimetlere karşı nankör olmayı , Alla’a şükretmemiz, hamdetmemiz için o kadar sebep, o kadar gerekçe var ki saymakla bitirilemez. Örneğin; her şeyden önce yüce Allah’ın bizi kendisine ve peygamberine inanan bir Müslüman olarak yarattığından  tutunuz; bize yaşamamız  için el, göz, ayak, kulak,beyin vb. Organlar  bağışlaması mı  dersiniz, dünyadaki yiyecek ve içecekleri mi dersiniz, soluduğumuz hava, yararlandığımız canlı ve cansızları mı dersiniz, ne derseniz deyiniz… Şükretmemiz, hamdetmemiz,  o’nun yüce kudreti ve ihsanı karşısında eğilip müteşekkür olmamız için o kadar sebep ve gerekçe var ki… Sadece >>eşref’i mahlukat= yaratılmışların en şereflisi>> olarak yaratılmış olmamız bile yeter de artar bile… Durum ve gerçek bu iken, Rab’bimize karşı nankör olmak mümkün müdür? Asla olamaz.

İşin aslı bu iken, günlük hayatta maalesef hem Cenabı Allah’a karşı hem de insanlara karşı nankör olanlarla karşılaşıyoruz. Keşke olmasa!.. Ama bu da bir gerçek… Gerek mahallede komşular arasında, gerek iş yerinde çalışanlararasında gerek toplumun diğer bölüm ve birimlerinde böylelerini görüyor, duyuyor ve tanık oluyoruz. Kim bilir? Belki bunda da bir hikmet vardır. Belki de nankörü, nankörlüğü görüp karşılaşacağız ki  sıdkın, sadakatin  kıymetini bilelim…

Biraz irdelediğimizde, nankörlüğün sadece insanlar arasında değil, hayvanlar aleminde de olduğu ve örnek olarak da kediden bahsedildiğini biliyoruz. Bu konu, biraz tartışmalı… Örneği verenler, kedi ile köpeği karşılaştırarak, köpeğin daha sadık olduğunu, kedininse nankör söylemekte. Oysa kedi; evimizin içinde, kucağımızda, koltuk ve kanepede, baş köşede yiyip yatarken, köpek o kadar şanslı değil. Genelde dışarıdaki kulübesinde… Acaba kedi, bazı durumlarda yiyeceğini alıp başka bir yerde yediği ( gözümüzün önünde, yanımızda yemediği) için mi nankör addediliyor? Köpek, verdiklerimizi hemen o anda, oracıkta, yanıbaşımızda tüketerek bize teşekkür mü  ediyor? Aslında her ikisinin rızkını verip gönderen de Cenabı Allah olduğuna göre, kediyi burada nankör saymakla  yanlış mı davranıtoruz acaba?

Sonuçta nankörlük , hiç de istenmeyen bir ruhsal hastalık. İnsanlar arasındaki sevgi ve saygıyı, birlik ve beraberliği, paylaşıp yardımlaşmayı ortadan kaldıran bir olumsuzluk. Halk arasında bu konuda söylenen atasözü ve özdeyişlere şöyle bir göz gezdirelim. Hemen aklımıza gelenler şunlar: Besle kargayı ,oysun gözünü Besledik danayı, tanımadı anayı. Hava soğuduğunda gölge veren ağaç unutulur. Duvar bittikten sonra,  duvarcı unutulur. Nankörlük, sevginin mezarıdır. Nankör insan; her şeyin fiyatını bilir, fakat hiçbir şeyin değerini bilmez… Ve daha benzer niceleri…

Yüce dinimizde zerre miskal iyiliğin de kötülüğün de ( hayır ve şerrin) karşılıksız bırakılmayacağının bilinciyle, herkesten ve her şeyden önce Rabbimize karşı haşa nankör olmaktansa, hamdüsenalar etmek en birinci görevimiz.

>> Bir kahvenin kırk yıl  hatırı vardır.>> Kültürünün mensupları olarak birbirimize karşı paylaşımcı, müteşekkir olmak insani görevimiz. Sıd k ve sadakat içinde olan sadıklara selam olsun…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: