Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
17 Ocak 2017 Salı, 08:28
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Müttefik Dost ve İttifak

Müttefik Dost ve İttifak   Devletlerarası ilişkilerde dost kavramı yârine müttefik kavramı geçerlidir. Müttefik kavramı, devletin çıkarlarının ayrıştığı noktada biter. Pragmatik bu yaklaşıma, güçlü devletler çekinmeden başvurur. Gelişmemiş devlet yöneticileri uluslararası siyasi ilişkilerde gelişmiş devletler ile birlikte görünmeyi başarı atfeder. Ancak uluslararası siyasette her zaman birliktelik fayda sağlamayabilir. Bilinen bir gerçek var ki, ülkeler kendilerinden […]

Müttefik Dost ve İttifak

 

Devletlerarası ilişkilerde dost kavramı yârine müttefik kavramı geçerlidir. Müttefik kavramı, devletin çıkarlarının ayrıştığı noktada biter. Pragmatik bu yaklaşıma, güçlü devletler çekinmeden başvurur. Gelişmemiş devlet yöneticileri uluslararası siyasi ilişkilerde gelişmiş devletler ile birlikte görünmeyi başarı atfeder. Ancak uluslararası siyasette her zaman birliktelik fayda sağlamayabilir. Bilinen bir gerçek var ki, ülkeler kendilerinden daha güçlü/güçlenen devletlerin olmasını istemez. Devletler menfaatlerini, istikballerini, istiklallerini tehdit eden hiçbir tehlikeye karşı sessiz kalamaz. Başta İsrail devleti olmak üzere hiçbir batı devleti Müslüman bir ülkenin güçlenmesini/gelişmesini istemeyecektir. Güdüm/kapsam alanından çıkan, gelişme yoluna giren ülkelerin yön kavramı iç müdahale/karışıklıklar ile bozulur. Geri kalmış ülkelerin bu girdaptan kurtulmanın tek yolu aralarında kuracakları siyasi/ekonomik ittifaktır. Güçlü devletler bunu bildiklerinden önceden bunun önlemini alarak, ittifaklar basit nedenlerle engellenir. Günümüz Latin Amerika’sında, Afrika’da, Ortadoğu’da olduğu gibi.

Geri kalmış ülkeler güçlü ülkelerle geliştirdikleri ilişkileri kendi başarıları olarak görseler de gerçekte bu ilişki güçlü devletlerin inisiyatifindedir. Siyasi yöneticiler, uluslararası gerçekleri, tebaasına karşı manipüle ederek iç siyasette kullanır. Son yüzyıl içinde Ortadoğu’nun yöneticilerinden, emperyalist güçlerin projeksiyonunda kalabilenler mahir kabullenilmiştir. Günümüz manzarası, bu marifetinde yetersiz kaldığını göstermiştir.  Ortadoğu ülkeleri, yumuşak karınları/enfeksiyona açık sorunlarına karşı rasyonel yaklaşmamıştır. Bu sorunlar, basit müdahalelerle devletlerin içten çökmelerine yetmiştir. Anlaşılmıştır ki; yöneticiler ve halk gerçeklerde bütünleştikçe dış tehlike/tehditlere karşı korunabilir. Ortadoğu ülkelerinden biride Türkiye’dir. Ülkemizin onlarca yıldır tartıştığı ancak çözümsüz bıraktığı sorunları ile birlikte, gündemine almadığı hayati sorunlar göz ardı edilmektedir.

Cumhuriyet döneminden beri ülkemizde enfeksiyona açık bırakılan birçok sorun oluştu. Baştan beri var olan sorunlardan biri eğitim bir diğeri de ekonomidir. Bu iki sorunun çözümü, birileri tarafından hassaten engellendiği aşikârdır. Kapitalist ekonomik sistemin egemen olduğu bir zaman yaşanmaktadır. Ülkeler varlıklarını istikrarlı güçlü ekonomik yapıları ile korumaya çalışmaktadır. Zengin kaynaklara sahip ülkeler, yapay sorunları ile boğuşmak için kaynaklarını sömürtme mecburiyetinde bırakılmıştır. Nijerya, Venezüella gibi ülkelerde yaşanan bu durum 3. dünya ülkelerinde patolojik bir durum göstermektedir. Türkiye gibi gelişim gösteren ülkelere tanımsız müdahalelerle ekonomik bunalım dönemleri yaşatılmaktadır. Ekonominin hiçbir donesinde menfi bir gelişim yaşanmadan döviz kurları, faiz oranları değiştirilmektedir. Gürültü koparıp hırsızlık yapmak güncel bir strateji olarak görünüyor. Şehirlerde yapılan terör gürültüsüne odaklanırken ülke ekonomisi, dolar ve faiz üzerinden küçültülmektedir.

Devletin hiçbir zaman oturmuş geliştirilmeye uygun bir eğitim politikası olamamıştır. Sürekli değiştirilen, sözde yenilenen eğitim sistemi ülkeyi/toplumu özünden koparmıştır. Değişken eğitim yapısı ülkenin topyekûn çürümesine, bu süreci hızlandırmaya yaramıştır. Eğitim sisteminin emekçileri ve ekmekçileri olmuştur. Zamana ve geleceğe insan yetiştiren eğitim sitemimizin eğitmen/öğretmen kimliği ile örtüşen topyekûn bir kadro oluşturamamıştır. Bu camiada mesleğine yatkın eğitimi dert edinen kadrolar kendi dünyalarında metruk kalmışlardır.  İşinden kaçmayı ve işinden kaytarmayı kar sayan öğretmenlerin geleceğe insan yetiştirmeleri beklenmemelidir. Yöneticilerden tüm meslek dallarına kadar var olan her birey değişken/arızalı Türk Eğitim Sisteminden geçmiştir. Kedisine, Ailesine, milletine, dinine ihanet eden herkesin, bu eğitimden bir diploma aldığı gerçeğini kim saklayabilir. 10 binlerce okulun 100 binlerce öğretmenin çalıştığı bu sistem neden “insan” üretemiyor. Okullaşma oranın, diplomalı eğitim düzeyinin, üniversite sayısının bu denli artmasına karşın niteliği düşen bir eğitim sistemindeyiz.

Türkiye’nin steril beyinlerinin rehberliğinde, ekonomik ve eğitim sorunları çözülebilir. Onların sunacakları reçetelere uyulabilir. Tanı cesurca belirlenmeli, tedavi doğru yapılmalıdır. Bildik sorunlara çare olmayan benzer/aynı taktik ve stratejilerle çözüm aramak kasıtlı görünmektedir. Çözümü imkânsız gibi görünen sorunları çözebilen politikalar aktifleşmelidir. Devletin tüm imkânları adil paylaşılmalıdır. Ülkenin tek sahibi olma hastalığı bulaşıcıdır. Bu zihniyet beraberinde rövanş beklentisi ve korkusunu doğurmaktadır. İmam Gazali Mecusiler ile ilgili bir tespitinde “ Allah nasıl olmuş da Mecusilere dört bin yıl boyunca dünyanın iktidarını vermiştir? diye sorulsa; çünkü onlar, adaletle yönetmişler, asla zulüm yapmamışlardır.” Der. 3.dünya ülkelerinde zulmün yaşanmadığı bir kare bulmakta zorlanırız.

Yaratan; dünyayı, dünyada yaşattıklarının tamamına yetecek kadar donatmıştır. Güçle, kurnazlıkla başkalarının payına konanların inecekleri bir istasyonları olacaktır. Onlarda bir gün hata yapacak. Hata yapacakları gün bir gerçektir ve o günü gelecektir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: