Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
08 Ocak 2015 Perşembe, 10:23
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Müslümanlara saldırmanın yeni oyunu

Naif Karabatak   Müslümanlara saldırmanın yeni oyunu   Paris’te İslam karşıtı dergiye dün bir saldırı gerçekleşti ve bu saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti. Bu saldırı, aslında Müslümanlara saldırmanın yeni bir oyunuydu. Daha önce örneğini çok gördüğümüz, her saldırıda o yörede yaşayan Müslümanlara hayatın zehir olduğu benzer saldırılarla aynı. Bu saldırı sonrası da Müslümanlar Avrupa’da rahat […]

Naif Karabatak

 

Müslümanlara saldırmanın yeni oyunu

 

Paris’te İslam karşıtı dergiye dün bir saldırı gerçekleşti ve bu saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti. Bu saldırı, aslında Müslümanlara saldırmanın yeni bir oyunuydu.

Daha önce örneğini çok gördüğümüz, her saldırıda o yörede yaşayan Müslümanlara hayatın zehir olduğu benzer saldırılarla aynı.

Bu saldırı sonrası da Müslümanlar Avrupa’da rahat edemeyecek.

Müslüman olanın, aynı zamanda terörist olamayacağı bilinmesine rağmen, kendi küçük dünyasında yaşam mücadelesi veren temiz insanlar zan altında kalacak, hayatı zehir olacak.

Gittiği her yerde “terörist” görmüş gibi bakan insanların rahatsız edici bakışına muhatap olacaklar.

Aklı başında hiçbir kişi bu saldırıları “İslam” adına yapmaz.

Sonunda o dine mensup olanların zarar göreceği bir eylemin içinde bulunmaz.

Bu oyun, Müslümanlar arasında tutmaz ama oyunu kuranlar arasında çok iyi tutar.

Şimdiye kadar tuttuğu gibi, bundan sonra da tutar.

Çünkü Müslümanların en büyük zaafı, böylesine alçakça saldırılara yekvücut karşılık verememeleridir.

***

İslam karşıtı olarak bilinen Charlie Hebdo dergisi, Müslümanlara hakareti, “düşünce özgürlüğü” olarak algılanırken, onlara yönelik her eleştirinin “tehdit” olarak algılanması, Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü gösteriyor.

Sevgi ve barışın sembol ismi Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sav)’e yönelik çirkin benzetmeler de fikir özgürlüğü olarak yorumlandı.

Yapılan tüm eleştiriler de tehdit…

Çünkü o karikatürler, bu saldırıların habercisiydi.

O karikatür olmasaydı, o dergiye yapılan aşağılık saldırıda “Müslüman” adı hiç geçmeyecekti.

Müslümanlar bir kez daha terörist damgası yemeyecekti.

Özgürce yaşamını sürdüren, ibadetini yapan, hayatını idame ettiren her milletten Müslümanlar, Avrupa’da yaşamanın hazzına varmayı sürdürecekti.

Ama bu saldırı, bu hazzı ellerinden alacak.

Tıpkı 11 Eylül sonrası yaşanan ve masum insanların mağduriyetiyle sonuçlanan süreç gibi.

Oysa ne Amerika’da, ne Fransa’da, ne İngiltere’de ve ne de dünyanın herhangi bir yerinde yapılan saldırılar, Müslüman eliyle yapılmıyor.

İslam adına yapıldığını söylemek, Müslümanların bunu yaptığını göstermez.

Tıpkı İŞİD’e mensup olanların asla Müslüman olamayacağı gibi.

Müslüman olmakla ‘Müslüman’ım’ demek farklı şeylerdir.

Müslüman olan zaten terörist olamayacağından, ‘Müslümanım’ diyerek eline silah alıp, inancımızın emretmediği, asla onaylayamayacağı katliamlara girişmek, İslam’ın adını kötülemez.

Ama burada en büyük sorun, yine Müslümanlara düşüyor.

İŞİD’in yaptığı aşağılık eylemlere “kılıf” bulup, alkışlayanlar arasında Müslümanlar olunca, bu suçlama da kaçınılmaz oluyor.

El Kaide gibi terör örgütlerinin ya eyleminden ya da eylem sonucundan dolayı alkış tutanlar arasında da Müslümanlar olması, bu suçlamayı kaçınılmaz kılıyor.

Olayın sonucunda hayatını kaybedenlerin İslam düşmanı olması da bu öngörüyü güçlendiriyor.

Ve tabii ki sadece alkış tutan Müslümanlar değil, sessiz kalanlar veya içten içe sevinenler de bu savı güçlendiriyor.

Oysa Müslümanların yapması gereken, bütün terör olaylarına karşı çıkmaktır.

Bütün darbelere, bütün zulümlere, bütün zalimlere karşı çıkmak, sesini yükseltmektir.

Mezhep ayrımıyla, ırk kaygısıyla, bölge veya kültür farkıyla yaşanan zulme sessiz kalanlar, yeni zulümlerin yaşanmasına neden oluyor.

Bunun en acı örneğini Suriye ve Irak’ta yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz.

Suriye’nin bir bölgesinde yaşanan acı, bir kesimin yüreğini acıtıyor, diğer kesimde yaşanan acıya alkış tutan bulunuyor.

Diğer kesime öbürü, öbüründe diğeri…

Ve böylece zulme rıza göstermemesi gereken ve asla ırkçı olmaması gereken Müslümanların, “faşist” bir anlayışla sahiplenme veya karşı çıkmasına neden oluyor ve bizler de bunu üzülerek izliyoruz.

Paris, bu açıdan kırılma noktası olmalı.

Artık Müslümanların adını kullanarak katliam yapanlar, bu piyasada iş bulamamalı.

Sonunda Müslümanların zarar göreceği bir eylemi yapacak kadar Müslüman’ın saf, hatta enayi olmadığını bütün dünyaya duyurmalıyız.

Paris’te yaşanan, alçakça bir saldırıdır, bir katliamdır.

Ama bu, o derginin aşağılık eylemlerini haklı çıkarmaz.

O, farklı değerlendirilir, bu saldırı farklı.

İkisini bir birine karıştırmak da, öç alındığını sanmak da aynı şekilde tehlikelidir.

 

Tweetimden seçmeler

Doğan medyası canlı bombayı çarşafa sokmak için çok direnmiş, yemezler. Daha önce masum kız olarak tükürdüklerini yalamak istemiyorlar!

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: