31 Temmuz 2017 Pazartesi, 08:37

Edebî Sohbetler Minnet Etmek, Etmemek   En güzel iyilik, karşı tarafı minnet altında bırakmamaktır. Minnet, Arapçadan dilimize giren bir sözcük. Günlük hayatta şu anlamlarıyla kullanıyoruz: Birine iyilik etmek, bağışta bulunmak. Görülen iyiliğe karşı teşekkür etmek. Yük altında kalmak. Şükür, elhamdülillâh demek gibi. Bir de  bunların tam karşıtı bir anlamı var bu sözcüğün. O da şudur: […]

Edebî Sohbetler

Minnet Etmek, Etmemek

 

En güzel iyilik, karşı tarafı minnet altında bırakmamaktır.

Minnet, Arapçadan dilimize giren bir sözcük. Günlük hayatta şu anlamlarıyla kullanıyoruz: Birine iyilik etmek, bağışta bulunmak. Görülen iyiliğe karşı teşekkür etmek. Yük altında kalmak. Şükür, elhamdülillâh demek gibi.

Bir de  bunların tam karşıtı bir anlamı var bu sözcüğün. O da şudur: Yapılan iyiliği tekrar başa kakmak. Çok ilginç bir sözcük… Yerine göre bir iyiliği, güzelliği ve erdemi ifade ederken, bazen de bunların tam tersini ifade ediyor: Başa kakmak gibi… Sözcüğün (kavramın) bu değişik anlamlarını, günlük hayattaki pratik kullanımlardan örneklerle (deyim ve cümlelerle) vererek detaylandırmaya çalışalım:

* Minnet etmek: Bir kişinin herhangi bir maddî veya manevî destek ve ihtiyaç durumunda karşısındakine boyun eğmesi, yalvarması demek. Eğer bu insan, gücünü aşan ve yardıma muhtaçlığı şart olan bir konumda ise, kişiliğinden ödün vermemesi şartıyla karşısındakilerin yardım ve desteğini isteyebilir. Yeter ki onurunu, kişiliğini korusun ve onlara asla bir halel gelmesin. Boyun eğmesin, yalvarıp yakarmasın.

* Minnet etmemek: Kişinin içinde bulunduğu maddî ve manevî sıkıntılara rağmen, karşısındakine boyun eğmemesi, ezilip büzülmemesi, yalvarıp yakarmaması demek. Kişiliğinden, şeref ve haysiyetinden asla taviz vermemesi demek. Eğer yapılacak iyilik, ileride başına kakılacaksa (Ömer Seyfettin’in meşhur Diyet öyküsündeki gibi) buna tenezzül etmemesi demek. Kimseye minnettarlık hissi ve borcu duymamak, kendi işini kendi halletmek demek. Kültürümüzde bunu; “Kendi yağı ile kavrulmak, kendi ayakları üstünde durmak, kendi göbeğini kendi kesmek„  gibi deyimlerle ifade ederiz. Bu güzellik ve dik duruş; hem kişiler için hem de devletler (milletler) için geçerlidir. Bunun güzel örneklerine şarkı, türkü ve şiirlerde bolca rastlamaktayız. Bakınız Nesimî bunu nasıl ifade ediyor:

“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem,

     Arabî, Farısî bilmem, dile minnet eylemem,

     Sırat-ı müstakim üzre gözetirim Rahim’i,

     İblis’in talim ettiği yola minnet eylemem.„

 

(Dikenler içinde yetişen güle minnet etmem. Meramımı ifade etmek için Arapça ve Farsça’ya da minnetim yok, Türkçe bana yeter. Ben doğruluktan ayrılmadan yalnız ve ancak Rab’bime minnet ederim. Şeytanın gidip geldiği yanlış yollarla bir alakam yoktur.) Benzer bir ifadeyle Urfa’lı hemşehrimiz Nâbî de şöyle diyor:

“Ne dâde-yi mahlûka ne sim-ü-zere minnet

     Divan-ı ezelde yazılan deftere minnet.„

 

(Ben; insanlara verilen mala, mülke de minnet etmem, gümüş ve altına da… Minnet edeceğim yegâne şey; Rab’bimin ruhlar meclisinde (Bezm-i elest’te) bizi yaratırken her şeyimizi takdir edip yazdırdığı kader defteridir. Orada bana ne lütfedilmişse minnetim onadır.)  Ne güzel değil mi? Cenabı Allah’ın takdirine ve onun ilahî paylaşımına razı olup teslim olmak… Zaten İslam da “teslim olan„ demek değil mi?

İyilik yapmak, birbirimize yardım etmek, kollayıp gözetmek, maddî ve manevî her türlü desteği vermek güzel bir erdem. Dinimizin ve Türklüğümüzün, insanlığımızın gereği. Ancak başa kakmamak şartıyla… Karşı tarafı rencide etmeden, ezilip büzülmesine, boyun eğmesine fırsat vermeden… Eğer böyle bir aşağılanmayla sonuçlanacaksa, eksik olsun o iyilik; olmaz olsun. Tıpkı Evliya Çelebi’nin dediği gibi:

  “Geçme namert köprüsünden ko, aparsın su seni;

    Yatma tilki gölgesinde ko, yesin aslan seni.„

 

(Eğer köprüsünden geçeceğin kişi, bu iyiliği sonradan başına kakacaksa, geçme ve sele kapılmayı tercih et. Tilki gölgesinde yatacağına, bırak aslanlar seni yesin. O da şerefli bir ölümdür)

Biz buna; “muhannete muhtaç olmamak„ diyoruz. Evet; kültürümüzde alçağa, korkağa, namerde, eli sıkı olana, yabancıya muhtaç olmaktansa, şerefiyle yaşayıp, şerefle ölmek hep tercih edilegelmiştir ki doğru olan da budur.

Geçmiş yıllarda radyo sanatçısı Turan Engin’in o güzel sesi ve yorumuyla söylediği şu Türküye bakınız:

                   “Kadir Mevlâ’m senden bir dileğim var:

                    Beni muhannete muhtaç eyleme.

                    Eğer muhannete muhtaç eylersen,

                    Yedi deryalara gark eyle beni.„

 

Muhannete muhtaç olmaktansa, yedi deryaya gark olmayı (batıp boğulmayı) yeğlemek… Onuruyla, şerefiyle ölmek…

Şerefli insan; yalnız muhannete değil, feleğe de minnet etmez. Onun Allah’tan başka kimseye minneti (eyvallahı) yoktur. Tıpkı Seyit Meftunî gibi:

                “Minnet etmem ben feleğe,

                  Âşığım ben bir meleğe.

                  Süt oldum girdim eleğe

                  Süzer divana divana.„ 

 

(Bir meleğe âşık oldum diye, acımasız feleğe minnet edecek değilim. Sevdiğime kavuşmak için süt olup elekte durabilme sınavına girip kazandığım halde o, hâlâ beni delicesine süzüp durmuyor mu? Onun nesine minnet edeceğim) Etme Meftunî, etme. Yerden göğe kadar haklısın kardeşim.

Rab’bim kimseyi namerde muhtaç etmesin. Ey Allah’ım, minnet sana, şükran sana, minnettarlık sana, hamd ü sena hepsi, her şey sana! Lütfen kimseyi  namerde muhtaç eyleme!..

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: