Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
11 Ağustos 2017 Cuma, 08:32

Edebî Sohbetler (Mihnet)   Sözlük anlamı olarak mihnet; zahmet, eziyet, sıkıntı, dert, bela ve musibet demek. Birçok soyut sorunu, ruhsal sıkıntıyı kapsayıp içeren bir kavram. Bazı tasavvufçular da dünyayı bir eziyet, sıkıntı ve çile yeri olarak gördüklerinden ona “mihnetgâh„ derler ki yanlış da değildir. Zira dünya; birçok eziyetle, çileyle, meşakkatle dolu olan bir yerdir aslında. […]

Edebî Sohbetler

(Mihnet)

 

Sözlük anlamı olarak mihnet; zahmet, eziyet, sıkıntı, dert, bela ve musibet demek. Birçok soyut sorunu, ruhsal sıkıntıyı kapsayıp içeren bir kavram. Bazı tasavvufçular da dünyayı bir eziyet, sıkıntı ve çile yeri olarak gördüklerinden ona “mihnetgâh„ derler ki yanlış da değildir. Zira dünya; birçok eziyetle, çileyle, meşakkatle dolu olan bir yerdir aslında. Öyleyse, bu “mihnetgâh„ tanımını da pek yabana atmamak lazım.

Evet; dünya bir imtihan yeridir aslında. Hem de büyük bir imtihan yeri… İlk gerçek ve büyük imtihanı kul olarak Rab’bimize karşı vermekteyiz. Yüce Yaratan, bize takdir ettiği ömür boyunca çeşitli sınavlardan geçirmekte ve O’na karşı kulluk görevimizi yapıp yapmadığımızı ölçmekte. Maddî, manevî araç gereçlerle yapılan bu sınavdan alacağımız not veya notlar gerçek dünyadaki (ahiretteki) yerimizi ve konumumuzu belirleyecek. Kimimiz mal ve mülkümüzle, kimimiz çoluk çocuğumuzla, bazılarımız hastalık ve sağlığımızla, bir kısmımız karşılaşacağımız olumsuzluklarla, felaket ve kazalarla vesaire… Bunlar karşısındaki ihlasımız, sabrımız, şükrümüz, hamdımız veya sitem ve şikâyetlerimiz; zayıf veya iyi not almamızda etken olacaktır.

Hayat dediğimiz süreç de zaten başlı başına bir mihnettir. Doğduğumuz günden ölünceye kadar hep sürekli bir mücadelenin içinde değil miyiz? Hayatımızı sürdürebilmek, kimseye muhtaç olmadan ayakta kalabilmek için verdiğimiz mücadeleye “yaşam savaşı, yaşama savaşı„ demiyor muyuz? İşte sana mihnet… İşte sana zorluk, sıkıntı ve eziyet… Ama ne yapalım? Dünyanın düzeni bu… Her nimetin bir de külfeti var mutlaka… Hiçbir şey öyle kolay elde edilmiyor. Onun içindir ki kolay elde edilenlerin de  pek kıymeti olmuyor. Emek vererek, alın teri dökerek, çile ve zahmet çekerek elde edilen maddî ve manevî değerlerin anlamı ve tadı da onun için bir başka oluyor. Öyle; “Armut piş, ağzıma düş.„  yok. Mihnet çekeceksin mihnet… Zorluklara, sıkıntılara, olumsuzluklara göğüs gerip yılmadan, umutsuzluğa kapılmadan, sabırla, azim ve iradeyle direneceksin. Tedbirlere, sebeplere tevessül edip, takdiri Cenabı Allah’a bırakacaksın. Öyle kolayı seçmek, kolaycılığa kaçmak yok… Ateşlerde yanmadan İbrahim olmak, tufanlarla sınanmadan Nuh olmak, kuyularda-zindanlarda kalmadan Yusuf olmak, bedeninle kurtlar tarafından kemirilip bir deri bir kemik kalırken “öf!„ bile demeden Eyüp olmak yok… Çile çekeceksin… Mihnete katlanacaksın… Boşuna mı:

     “Odun yanarsa kül olur

       İnsan yanarsa kul olur„ demişler?.. Hz Mevlanâ’nın: “Hamdım, piştim, yandım.„ vecizesindeki sırra dikkat etmemiz gerekmez mi? Kazanmak istiyorsak, her türlü maddî ve manevî mihnetlere karşı hazırlıklı olmalıyız. Mutfağın sıcağına dayanamayan, aşçılık yapabilir mi? Yapamaz.

Dikenlerle dolu olan hayat yolunda ilerliyorsun. Bu dikenler, ayağına da batacak, elbiselerini de yırtıp paralayacak. Yılmak, vazgeçip pes etmek yok. Zafere dikensiz yoldan gidilir mi? Elbet gidilmez. Bu dikenler, seni karamsarlık ve umutsuzluğa sevk edip moralini bozacağına, aksine sana daha bir azim, daha bir hırs, daha bir kararlılık ve irade verecek. Hiç acele etmeyeceksin. Zira, acele edildiğinde ecele gitmek de var…  Ya ne yapacağız öyleyse? Sabredeceğiz. Bu sabır, bizi herhangi bir umutsuzluğa, rehavete, karamsarlığa sürüklememeli. Derlenip toparlanmamız, maddî ve manevî hazırlıklarımızı gözden geçirip tamamlayacağımız bir süreç olmalı. Başarı için, mükâfat için bütün önlemleri almamıza vesile olmalı. Neyi, nerede, ne zaman, nasıl, niçin yapıp yapmayacağımızın ışığı ve anahtarı olmalı. Sonunda “selamet„ olduğundan eminsek (ki öyleyiz) neden sabretmeyelim ki?.. Elhamdülillâh ve amennâ! Değil mi ki Cenabı Allah sabredenlerle beraberdir, öyleyse O’nun yardımıyla her türlü mihnetten kurtulmaktan daha güzeli ne olabilir?

Demek ki mihnet, öyle ilk etapta çağrıştırdıkları kadar korkulacak bir kavram da değilmiş. Mihnet olacak ki mükâfatın değerini bilip tadına varalım. Zahmetsiz, külfetsiz nimet olur mu? Elbet olmaz… Sefanın tadını çıkarmak istiyorsak, cefaya katlanacağız. Önemli olan “zor„u başarmaktır. Atalarımız; “Zora dağ dayanmaz.„ derken, azim ve irademizle her türlü engelleri aşabileceğimize ne güzel işaret etmişler değil mi? Haydi öyleyse! Her iki dünyamız için gerekli hazırlıklarımızı yaparken Cenabı Allah, yâr ve yardımcımız olsun. Mihnet O’ndan geldikten sonra ne zaman, ne kadar, nasıl gelirse gelsin; başla göz üstüne…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: