Son Dakika
18 Aralık 2017 Pazartesi
17 Aralık 2014 Çarşamba, 09:38
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected]m Tüm Yazılar

Mevlana ve Aydınlandığı Güneş Hz. Muhammed

Mevlana ve Aydınlandığı Güneş Hz. Muhammed

 

İnsanlık tarihinin ölümsüz ismlerinden biri olan Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaledin’dir. “Mevlana”, lakabı, “Rumî” ise o zaman Diyar-ı Rum tabir edilen Anadolu’ya yerleşmiş olmasından ötürü nisbesidir. Soyunun baba tarafından Hz. Ebubekir (r.a)’e, anne tarafından ise Hz. Ali (r.a)’ye ulaştığı söylenir.

Mevlana’nın babası “Sultan-ı Ulema” diye anılan Bahaeddin Veled’dir.(ö.1231) Moğol istilası endişesi, idarecilerle arasına giren soğukluk ve Selçukluler’ın oluşturduğu cazip ortam Bahauddin Veled’i o zaman henüz beş yaşında olan oğlu Mevlana’yı ve ailesini alıp Hicaz’a doğru yola koyulmaya sevketmiştir. Fakat son durak Selçuklu yurdu olacaktı. Böylece Mevlana henüz beş yaşında iken doğduğu şehir Belh’ten ayrıldı.

Hicaz’a giderlerken Nişabur’a uğradılar. Orada Feridüddin Attar (ö.1221) ile görüştüler. Attar, çocukta büyük bir yetenek gördüğünden ona “Esrarname” sinin bir nüshasını hediye etti. Hicaz’dan dönüşte baba-oğul bir süre Şam’da kaldılar. Bahaüddin Veled, orada karşılaştığı Muhyiddin b. Arabî’nin (Ö.1240) meclisine oğlunu da beraber götürdü. Şam’dan ayrılmak üzere veda ettiği gün İbni Arabî’nin babasının arkasından yürüyen çocuğa bakarak ; “Sübhanellah ! Bir derya bir gölün arkasına düşmüş gidiyor!” dediği meşhurdur.

Aile Erzincan’a, oradan da Larende (Karaman)’ye geldi. Mevlana o zaman 13 yaşına varmıştı. Bir süre babasından ders aldıktan sonra Şam’a gönderildi. Şam’da üç yıl kalıp usul, tefsir, fıkıh vb. İlimleri tahsil ettikten sonra, Selçuklu sultanı Alaadin tarafından Konya’ya davet edilen babasıyla bu şehre yerleşmiş oldular. Babası vefat ettiğinde 24 yaşında olan Mevlana onun yerine müderris oldu.

Mevlana, bir din âlimi sıfatıyla babasının yerine geçmişti. Va’z ediyor ve ders veriyordu. Bu sırada babasının eski talebe ve müridlerinden olan Seyyid Burhaneddin (ö.1241) şeyhini ziyarete gelir. Ama, artık şeyhi hayatta değildir. Onun yerinde, bir süre daha irşada muhtaç oğlu Mevlana vardır. Bundan sonra dokuz sene boyunca Mevlana’yı Seyyid Burhaneddin’e mürid olarak görüyoruz. Mevlana bu sürede mutasavvıf olarak yetişir. Zahir ve batın ilimleri elde eden Mevlana hem ders verir, hem de mürid yetiştirmeye başlar.

Daha sonra Konya’ya gelen Şems-i Tebrizi (ö.1247) ile görüşmesinden sonra ise Nevlana, aşk yoluna süluk eder. Rivayete göre şems ile karşılaşması şöyle gerçekleşir: Şems Konya’ya gelince adeti üzere doğruca bir hana(Şekerciler veya pirinçciler hanı) iner. Bir sedire oturur. Haberi alan Mevlana da gelip karşısındaki sedire oturur. Bir süre sonra şöyle konuşmaya başlarlar:

Şems: Hz. Muhammed (s.a.s) mi büyüktür, Bayezid-i Bistami mi?

Mevlana: Bu nasıl soru? Elbette Hz. Muhammed (s.a.s) büyüktür.

Şems: İyi ama Hz. Muhammed (s.a.s): “ Kalbim buğulanır da bu yüzden Rabbime günde yetmiş defa istiğfar ederim” diyor. Halbuki, Bayezid: “Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim! Zuhurun ne kadar büyüktür” diyor ve Cübbesinin içinde Allah’tan başka bir şey yoktur! Diye de ilave ediyor. Buna ne dersin?

Mevlana: Hz. Muhammed(s.a.s) her gün yetmiş makam aşıyordu. Her makam ve mertebeye vardığında bir önceki makamdan istiğfar ediyordu. Bayezid ise, bir tek makamda kaldı ve bu makamın en yüce olduğunu sanarak öyle konuştu.

Mevlana’nın bu sözlerini dinleyen Şems, karşısındaki zatın imtihanı başarıyla verdiğine hükmederek birlikte handan çıkar ve yine birlikte altı aylık bir halvete girerler. Bundan sonra Mevlana’nın eski hayatı ciddi bir değişikliğe uğramıştır.

Şems ile intisap değil sohbet ilişkisi olmuştur. Çünkü Mevlana zaten irşadda bulunuyordu.

Mevlana’nın yolu şeyhlik yolu ve dervişlik yolu değil aşk yoludur. Dolayısıyla onunla Şems arasında tefeyyüz karşılıklıdır. Şems’in deryasına dalan Mevlana’dır. Ama Mevlana’nın incilerini alan da Şems’dir. Mevlana silinmiş, arınmış, zeytinyağı konmuş, fitili yapılıp düzeltilmiş bir kandil gibiydi. Bu kandilin yanması için bir ateşe ihtiyaç vardı. İşte Şems o görevi gördü. Daha sonra Şems de pervane oldu. Bu bakımdan Sultan Veled (ö.1312) başta olmak üzere Şems’i, Mevlana’nın halifesi gösterenler haksız sayılmazlar. Onun için Mevlana şöyle diyor: “ Ömrümü üç kelime ile hülasa etmek mümkündür: Ham idim, piştim, yandım.” Seyyid Burhaneddin ile görüşünceye kadar hamdı. Onunla görüşünce pişti, Şems’le görüşünce de yandı.

Mevlana’nın Şems’le ilişkisi eski hayatını değiştirmiş, bu arada verdiği ders ve vaazları aksatmaya başlamıştı. Bunun sebebinin Şems olduğunu anlayan bazı şahıslar hoşnutsuzluklarını açığa vurunca Şems Konya’dan ayrıldı. Ama Mevlana eski haline yine dönmedi. İkinci defa Konya’ya giden Şems, tekrar ayrılınca vefat ettiği duyuldu.(öldürüldüğünü söyleyenler de var. Ö.R. Doğrul, İslamın geliştirdiği Tasavvuf, sh. 15)

Şems’in ölümünden sonra Mevlana, kuyumcu ve Allah dostu Selahaddin Zerkup’u (Ö.1258) sırdaş edindi. On yıl gibi bir zaman sonra o da vefat edince sırdaşlığını Çelebi Hüsameddin (ö1284) adlı bir sufî ile sürdürdü. İşte ünlü eser Mesnevi bu şahsın ısrarı ve katipliği ile meydana geldi. Celaledin-i Rumi, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti. Bugün dünyanın birçok ülkesinden ziyaretçi akınına uğrayan Yeşil kubbe altında yatmaktadır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: