05 Haziran 2017 Pazartesi, 11:46
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

MERT-NAMERT (MUHANNET)

MERT-NAMERT (MUHANNET) “Bir vakte erdi ki bizim günümüz    Yiğit belli değil, mert belli değil    Dünyanın gidişi acayip oldu,    Koyun belli değil, kurt belli değil.„                                          Aşık Ruhsati               Halk ozanı Aşık Ruhsati (1835-1911) bundan bir asır önce namertlikten yakındığı taşlamasında mert ile namerdin, kurt ile kuzunun birbirine karışmasından şikâyetle, toplumdaki karışıklığa […]

MERT-NAMERT (MUHANNET)

“Bir vakte erdi ki bizim günümüz
   Yiğit belli değil, mert belli değil
   Dünyanın gidişi acayip oldu,
   Koyun belli değil, kurt belli değil.„
                                         Aşık Ruhsati

 

            Halk ozanı Aşık Ruhsati (1835-1911) bundan bir asır önce namertlikten yakındığı taşlamasında mert ile namerdin, kurt ile kuzunun birbirine karışmasından şikâyetle, toplumdaki karışıklığa işaret etmekte ve dikkatli olunması gerektiğini vurgulamakta. Kaldı ki o dönemler, toplumun henüz kültürel ve sosyal bakımdan şimdiki gibi dejenere olmadığı dönemler… Sözün senet olduğu, çek ve karşılıksız senedin henüz ne olduğunun bilinmediği yıllar… Acaba Ruhsati şu anda yaşıyor olsaydı ve sayıları günden güne artan karşılıksız çek ve senetleri, bunların mafyasını, SGK’dan maaş almak için sahte boşanmaları, sahte evlilikleri, telefonla yapılan dolandırıcılıkları, kalpazanlıkları, vefanın sadece bir semt adı olarak kaldığını görseydi bu taşlamasını nasıl yazardı, merak ediyorum.

Aşığın bu dörtlüğünden sonra geliniz; mert, namert, muhannet kavramlarına şöyle bir göz atalım. Mert demek; özü, sözü doğru olan demek. Hem yüreği hem bileği pek olan demek. Güvenilir, sözünün eri, yiğit, cömert, eli açık, delikanlı demek. Bu sıfatların kadın veya erkekle sınırlanması söz konusu değil. Bu bir erkek de olabilir, bir kadın da… Yeter ki bu erdemleri (haslet ve meziyetleri) benimsemiş, özümsemiş ve yaşıyor olsun. Böylesi kişilere biz mert deriz. Demek ki mertlik, bir erdemdir; hem de erdemlerin hasıdır…

            Kültürümüzde (atasözleri, özdeyiş, deyim, folklor, şarkı ve türkülerimizde) mertlik; en çok işlenen konulardan biridir. Mertlik deyince aklımıza hemen Köroğlu gelir. İşte onun şiirlerinden aldığımız bir iki dize:

“Mert dayanır, namert kaçar “Muhannete sardırmayız yaramız,
  Meydan gümbür, gümbürlenir.„    Yarayı kendimiz saranlardanız.„

 

Ozan; mertliğin kitabında meydandan kaçmak diye bir şey olmadığını ne güzel vurguluyor. Keza; namerde yarasını sardırmaktansa kendisinin sardığını çok güzel dile getirmekte. Bakınız Hz. Ali ne diyor:

“Mert kişi BEN BUYUM diyendir.„

Günümüzde böylesi insanlara olan ihtiyacımız, her zamankinden çok daha fazla…

 

Mert olmayan, ihanet edebilen, sözünün eri olmayan, güvenilmeyen, yiğitlikle, delikanlılıkla alakası olmayanlara da namert diyoruz. Eski söylemle “muhannet„ dediğimiz… Mertlik ve yiğitlik kavramları, kültürümüzde çok yaygın ve dikkat çekilenlerden… Bu kavramlar, türkü ve şarkılara en çok konu olanlardan… Hemen burada aklımıza Kanuni sultan Süleyman’a atfedilen bir söz geliyor:

     “Geçme namert köprüsünden

      Ko, aparsın su seni.

      Yatma tilki gölgesinde

       Ko, yesin aslan seni„

Namert köprüsünden geçmektense, sele kapılıp gitmeyi; tilki, çakal gölgesine sığınmaktansa, aslana yem olmayı tercih ve tavsiye eden çok veciz bir ifade…

Bakınız, anonim bir halk türküsü ne diyor:

“Kadir Mevlâ’m senden bir dileğim var

  Beni muhannete muhtaç eyleme.„

Evet; muhtaçlık, elimizde olmayan bir şey. Düşmez, kalkmaz bir Allah… Eğer muhtaç olacaksak bile, muhannete değil, yiğide, mert olana olsun diye dilek ve duada bulunulmakta… Keza, günde beş vakit namazımızın ardından el açıp dua ederken; “Beni namerde muhtaç etme.„ diye Cenabı Allah’a hep yalvardığımız gibi.

Müslüman-Türk milleti olarak mertlik, doğruluk, dürüstlük, yiğitlik gibi erdemler; bizi biz eden yüce değerler… Bunlar kalübeladan beri övündüğümüz, gurur duyduğumuz erdemler. Üzerlerine titremek, yaşamak, yaşatmak bizden sonrakilere örnek birer emanet olarak devretmek hepimizin görevi.

Ne mutlu yaşayıp yaşatanlara!

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: