Son Dakika
19 Ağustos 2017 Cumartesi
15 Ağustos 2016 Pazartesi, 08:41
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Menderes’in Kaderi ve Türkiye’nin İdamı

Menderes’in Kaderi ve Türkiye’nin İdamı   1960 yılının eylül ayından beri hüzünlü yıl dönümlerini yaşadığımız  Adnan Menderes’in idamı, aslında , Büyük Türkiye idealinin idamıdır. Bu idamla; Adnan Menderes ortadan kaldırılmak istendiği kadar, sonradan gelecek Mendereslere de bir göz dağı verilmek istenmiştir. Çünkü İslam coğrafyasında yaşayanları kendi halinde bir devlet olmaktan çıkarmaya teşebbüs, düşmanlarımızın affedemeyeceği bir […]

Menderes’in Kaderi ve Türkiye’nin İdamı

 

1960 yılının eylül ayından beri hüzünlü yıl dönümlerini yaşadığımız  Adnan Menderes’in idamı, aslında , Büyük Türkiye idealinin idamıdır.

Bu idamla; Adnan Menderes ortadan kaldırılmak istendiği kadar, sonradan gelecek Mendereslere de bir göz dağı verilmek istenmiştir.

Çünkü İslam coğrafyasında yaşayanları kendi halinde bir devlet olmaktan çıkarmaya teşebbüs, düşmanlarımızın affedemeyeceği bir durumdur.

Bu hazmı ve affı mümkün olmayan suç yüzünden ipe giden ilk adam değildir Menderes ve son da olmayacaktır.

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda görüyoruz ki, Osmanlı donanmasını dünyanın ikinci büyük deniz gücü haline getiren ve kalkınma yolunda kararlı adımların adamı olan Sultan Abdulaziz Han’ın akıbeti de Menderes’ten farklı olmamıştı.

Batılı bir kafa yapısı ve Batılıların maşası olan Mithat paşa vardı Padişah’ın karşısında… Milletin beslediği muhabbet ve taraftarlığa rağmen Tahttan indirilen Sultan Abdulaziz Han, bilek damarları kesilerek şehid edilmişti.

Devleti batırmak ve mirasını paylaşmak isteyen dış düşmanlara alet olan içteki siyasî ihtiras sahipleri hainler, o zaman da duruma hakim olmuşlardı.

Ama ne var ki, Sultan Abdulaziz’den boşalan tahtın hakkını veren Bir Padişah tezgahlanan oyunları bozacaktı. Oyunu bozulan ezeli düşmanlarımızın  “KIZIL SULTAN” diye yaftaladıkları II. Abdulhamid Han, yeniden ve her yönden bir kalkınma hamlesi başlatma çabasındaydı.

Yurdun her köşesinde inşa edilen atelyeler, ilim ve irfan mektepleri  ve dış siyasetteki dengeleri sağlama basireti ile tam otuz üç yıl başarılı bir şekilde devlet gemisini tabiri caizse adeta karada yürüttü, bütün olumsuz şartlara rağmen…

Bütün dış düşmanlarımızın sabrı iyiden iyiye azalmış, artık açıktan açığa kızmaya ve homurdanmaya başlamışlardı. Yıllardan beri Osmanlıya “HASTA ADAM” diyorlardı Rus çarı I. Nikola’nın taktığı bu isim, ingilizlerce de benimsenmişti. O devirde dünyayı yöneten bu iki dev tarafından benimsenen bir planın uygulanmaması mümkün değildi.

Bir yandan ağız sulandıran mirası için öldürülmek istenen ve can çekişen Osmanlı… Diğer yanda her an çullanmaya hazır iki büyük leş kargası…

Halbuki Cennet mekan Sultan Abdulhamid Han ise, devleti büyük ve güçlü kılacak tedbirlerin peşindeydi. İslam Birliği idealini kurmak için fitili ateşlemeye başlamıştı bile… Müslümanların desteğini sağlamak için gerekli tedbirleri alıyordu.

Sultan Abdulhamid Han kurduğu planlarla ezeli ve ebedi düşmanlarımız olan Rus ve İngiliz’in emellerini kursaklarında  bırakacaktı.

Ve Sultan Abdulhamid Han içteki hainlerin ve dıştaki düşmanların işbirliğiyle alaşağı edildi.

Koskoca İmparatorluk yıkıldı. Türklerin ezeli ve ebedi düşmanları miras paylaşımında bulunurken içteki hainler de yardımcı oldukları zaferin sarhoşluğuyla kendilerinden geçtiler ama her şeylerini de kaybettiler.

Tarihin her döneminde İslam’a ve Müslümanlara ihanet etmek üzere yetiştirilen ve İslam coğrafyasında beslenen bir takım hainler var olmuşlardır ve bundan sonra da var olacaklardır.

Kurt gövdenin içine girince ayıklamak zor oluyor. Pirincin içindeki taş misali dişinizi kırıncaya kadar fark edemiyorsunuz. Diş kırıldıktan sonra da fark etmenin bir manası kalmıyor.

Bir sonraki yazıda konuya devam edeceğiz inşallah.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: