Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
13 Mart 2017 Pazartesi, 10:11
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Mehmed Akif Ve Batı Medeniyeti

Mehmed Akif Ve Batı Medeniyeti   Batı, batıllığını ve sapıklığını bir kere daha gün yüzü gibi bütün dünyaya gösterirken, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif yıllar önce batı’nın batıl medeniyetini kör gözlere sokarcasına tasvir ediyordu. Toplumsali bünyemizi saran veya temellendiren bütün düşünce hareketlerinde ilim adamlarından çok edebiyat adamlarına rastlanır. Tanzimatla birlikte kıyasıya savaşan İslâmcılık, ırkçılık, batıcılık […]

Mehmed Akif Ve Batı Medeniyeti

 

Batı, batıllığını ve sapıklığını bir kere daha gün yüzü gibi bütün dünyaya gösterirken, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif yıllar önce batı’nın batıl medeniyetini kör gözlere sokarcasına tasvir ediyordu.

Toplumsali bünyemizi saran veya temellendiren bütün düşünce hareketlerinde ilim adamlarından çok edebiyat adamlarına rastlanır.

Tanzimatla birlikte kıyasıya savaşan İslâmcılık, ırkçılık, batıcılık gibi kavramların savunucuları, yayıcıları, hatta önderleri içinde daima edebiyatçılar vardır

Mehmet Akif bu savaşçılardan biridir. Bazen şair olarak, bazen cephede bir savaşçı, bazen cephe gerisinde bir düşünür olarak ama her hal-ü kârda iyi bir Müslüman olarak islâmı savunmuş, islâmiyet’ten kaynaklanan öz kültürü savunmuş, öz kültürün tabiî sonucu olan İslâm Medeniyetini savunmuştur.

Akif’in görüşlerinde tenakuz, zikzak, zafiyet sezilemez. Hep aynı berraklıkta sağlıklı sentezciliğini koruya bilen nadir zevat arasındadır.

Akif, İslâm Medeniyetinin, milli kültürün güçlü bir savunucusu olduğu kadar, ittihad-ı İslâm mefkûresinin de kuvvetli bir savunucusu olmuştur.

Fatih Sultan Mehmed’in, Yavuz Sultan Selim’in ve Mehmet Akif Ersoy’un düşünceleri arasında bir fark yoktur. Bütün bunların ittihad-ı İslâm fikrinin üzerinde aynı noktada buluşmalarını Akif gelecek nesillere de şöyle haykırır:

“Eğer çiğnenmemek isterlerse seylab-ı eyyama, / Rücu etsinler artık Müslümanlar, Sadr-ı İslâma !”

Mehmed Akif, Batı medeniyetinin ayrı bir dinden kaynaklandığını, ayrı bir tarihe, ayrı bir coğrafyaya ve apayrı insan unsuruna hitap ettiğini, doğulu ile batılı arasında büyük uçurumlar bulunduğunu, bu yüzden Tanzimat hareketinin sadece acı ve sancı getirdiğini haykırmıştır.

Akif, medeniyet değiştirmek yerine, Batı’dan, yalnız bünyemize uyabilecek şeylerin alınması gerektiğini savunmuştur. Bu şekilde bir Doğu-Batı sentezine ulaşmaya çalışmıştır. Japonları örnek göstermiş, geleneklerinden, inançlarından taviz vermeden endüstriyel kalkınmanın mümkün olduğunu Japon örneğiyle gözler önüne sermiştir.

“Bütün edvar-ı terakkiyi yarıp geçmek için, / Kendi mahiyet-i ruhiyeniz olsun klavuz.”

Akif, Batı’nın endüstriyel büyümesini, gelişmesini takdir etmekle beraber çok muasırın aksine o Batıcı değildir. Batı tekniği ile Batı medeniyetini birbirinden ayırmakta, tekniğine talip olurken, medeniyetini red etmektedir.

Çünkü Batı Medeniyeti Akif’e göre “Bizim medeniyet çizgimiz değildir.” Nasıl olabilir ki, bu medeniyet Osmanlı Devleti’nin dayandığı medeniyet unsurlarıyla birlikte yıkmak için Batı Medeniyeti “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ” halindeki karma insanını dün Anadolu içlerine, bugün Çanakkale sırtlarına yığmıştır. Acı acı yakınır Akif:

“Çehreler başka, lisanlar, deriler rengâ renk; / Kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne belâ / Sade bir hadise var ortada:Vahşetler denk.”

İslâm medeniyetini Osmanlı Devletiyle birlikte yemeye and içmiş Avrupa Medeniyetinin salyalı ağzına hiç düşünmeden veya kendilerince çaresiz kalarak atılmak isteyenleri frenlemek için Akif, elinden gelen her şeyi dener ama bir de bakar ki Batılılaşma Cumhuriyet Türkiye’sinin resmi ideolojisi olmuş, bakar ki koca millet dolu dizgin yabancısı olduğu bir medeniyetin vagonuna doldurulmuş zorla götürülüyor.

Akif acı acı yakınmaktan kendini alamaz:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl millet mişiz, / Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz.”

Körü körüne harsı ve  medeni teslimiyettense Akif mücadeleyi tercih etmiştir. Bir zamanlar Alparslan’ın şahsında, bir zamanlar Yavuz’un, bir zamanlar 4. Murad’ın şahsında, vuku bulan şehinşahlar gibi yeni bir ruh hamlesi aramaktadır. Ruh hamlesinin çıkış noktasını da tespit etmektedir. “ İman dolu göğüsler…”

“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var !

Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar, / Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?”

O gün olmadı. Akif bu ulvi şahlanışı görecek kadar yaşayamadı. Ama bugün “Asım’ın nesli” dediği yeni, taze bir gücün zuhuru ile büyük ruh hamlelerinin müjdesi herhalde büyük İslâm şairinin ruhunu şad edecektir.

Akif’in dün işaretlediği kurtuluş çaresine bugün millet olarak son derece muhtaç olduğumuz bir gerçek. “Tek dişi kalmış canavar” çok yönden maskesini atmış, gerçek çehresini, sömürücü, ahlaksız çehresini göstermiştir. Ve bizi devlet olarak da millet olarak da gerçek yerimizi almaya bu günlerde yaşadığımız sıcak olaylar olaylar zorlamaktadır.

“Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki, bu din, /  Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin !”

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: