Son Dakika
18 Aralık 2017 Pazartesi
13 Kasım 2014 Perşembe, 00:08

Leyla Ülkesine Hicret!

Naif Karabatak’a…
Gözlerimizin derin sarnıçlarında karanlık şarkılara dayayıp ömrümüzü, genzimizi yakan kentlere yasladığımız gövdemizle yol alıyoruz umarsızca…
Hesaplarımız karmaşık, ağzımız makul derecede bozuk, bir karanlığa koşar gibi koşuyoruz bu müphem, bu kirli, bu sancılı çağın badireli yollarında…
Herkesin kalbi kendi fütuhattıdır ve her Firavun kendi Musa’sını büyütür kendi elleriyle ışıltılı sarayında…
Aşkı ıskalayan bir kavmin tam ortasında hakikati haykırsak da sesimiz cılız çıkıyor, ıskalıyor ekabiri…
Iskalıyor şehrin kirli silüetini sesimiz…
Ekabirden geçip kabirlere dönüyoruz yüzümüzü, ölülerden medet uman bir kavmin ilkelliğinden dem vuran cümlelerimizle…
Ve biz, eski biz değiliz artık, zamanın ipini çeke çeke eskittik muhlis yanlarımızı, kent kirli, şehir fahişe yüzüyle sırnaşıyor çeperlerimize, hücrelerimize hücum eden kanser hücreleri gibi kirletmek istiyorlar iyiye dair ne varsa…
Kuşatılıyoruz modernizm dininin kutsal adamları tarafından, modern bir dinin argümanları yapmak istiyorlar hepimizi… Merhameti kitaplarından çıkartan, vicdanı arkaik bir kelime kabul eden seküler dinin ayinlerine meze yapmak istiyorlar sol tarafımızda beslediğimiz merhamet adlı kutsalımızı…
Şimdi her tavafımızda kendimizi taşlama ayinidir yaşadığımız, Müzdelife’de topladığımız taşlarımızı, Mina’da kendimize atma demidir dem…
Artık yıkılıyor üstümüze kent, üşüyor aşksız ve şiirsiz gövdemiz, üşüdüğümüz yalnızlıklar büyüyor sadece, zalim bir satrancın piyonları olmaktan öteye şansımız kalmıyor, direnmeye mecalimiz yok…
Bulduğumuz her sığınak metruk ve harap, ruh kuyusundan çıkan her kelime mustarip, hayat zar tutuyor, oyunu kuran zalimler eşliğinde…
İçsiz bir kuyu derinliğine salıyorlar şehri, illüzyonlarla uyutuyorlar şehrin kadim bekçilerini, ne ulema ne ilim var ortada… Sanal uyuşturucularla Haşhaşi bir mutluluğa gülümsüyoruz ebleh suratlarımızla…
Artık ellerimiz bizim değil, ayaklarımız ödünç, eğri büğrü bir yaşamın düz yürümeye çalışan körleriyiz..
Kesavet ve nisyan ile kuşatılmış bu kentten gitme demidir, dem, bir şairin mısralarına sığınıyorum şimdi:
“Ağzımızdaki kan yutağımıza dolmadan, yürü abi gidelim. Taunlu nefeslerin harladığı ateşte kemiklerimiz pişmeden, düşmanını bulan mermi kahrından maraz olup namlusunda şişmeden, sen topla bütün ayetlerini ve ben unutayım bildiğim ne varsa, arkamıza bakmadan, sıla ve sevda bırakmadan gidelim şehr-i melâle. Hadi gidelim abi, kulak ver kardeşinin sesine.
Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa. Namusu varsa kalbimizden vursun, biri bizi vuracaksa. Sen ayetlerini topla abi, bohçalayalım bin kaç yıllık öfkemizi. Sis vakti sağır ve sessiz terk edelim bu viran ülkemizi. Hadi abi gidelim, Leyla’nın ülkesine…”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: